|
Mehmet
GÜNDEM

ZAMAN'ın Anadolu'yla büyük buluşması
Zaman, ideolojisi olmayan, ideolojileri aşan tek gazetedir. Zaman, evrensele dönüktür, yeryüzüne açıktır. Zaman, belirlenen değil belirleyen gazetedir. Zaman'ı anlamak zordur. Çünkü, zaman bir bütün içinde anlaşılabilir ancak. Mikro değil, makro bir perspek-tiften okunur Zaman. Zaman'ı taşıyabilmek güçtür. Zaman okuru olmak; akıl ister, irade ister, yürek ister, hedef ister, geleceği bugünden yaşamak ister... Zaman'dan başka hangi gazete bu kadar talihlidir? Zaman okurundan başka hangi gazete okuru bu kadar onurludur? Varolduğu günden bu yana okurunun evine, işyerine, hayatına onur, güven, itibar taşıyan ve bunlarda bir kesinti yaşamayan kaç gazete vardır ülkede?.. Belki bu ülkede bu tür gazeteler ve dolayısıyla bu kadar talihli başka gazete okurları olabilseydi, bu ülke çok daha iyi bir noktada olacaktı...
Düşünüyorum yeniden Zaman'ın anlamı ve misyonu üzerine. Yıllar önce, her sabah "bir büyük emanet" gibi dağıttığım gazetenin, hayal arşivimde siyah beyaz fotograflarına bakıyor, onun büyüdüğüne tanık oluyorum şimdi. Zaman, büyürken, Zaman'ın düşüncesinin, hassasiyetlerinin, tercihlerinin, üslubunun da topluma yayıldığını görüyorum. Zaman, yıllar önce bir büyük hayal olarak belirdi. Sonra, gün gün üstüne koyuldukça, aylar, yıllar geçtikçe, hayal hakikate dönüştü. Bu hakikat şimdi yeni ideallerin, yeni buluşmaların peşinde.
Üç günlük yoğun bir programa davet edildim; Ordu merkez olmak üzere, Ünye ve Fatsa'da. Gittiğimden çok daha farklı bir insan olarak döndüm İstanbul'a. Beni şaşırtan bir itibar gördüm, sonra bu itibarın bana değil gazeteye olduğunu düşününce rahatladım... Duygularım, düşüncelerim, ideallerim yenilendi. 'Büyük buluşmalar' yaşadım ruhumda. Anadolu'nun ihtiyacı var, demişlerdi bizi gönderenler bize. Gördüm ki, ihtiyacı olan Anadolu değil, Ordu, Fatsa, Ünye değil, benmişim. O yüzden az konuşup çok dinlemeye çalıştım. Aklımla dinledim, ruhumla dinledim... Ünye'de Çakırtepe'den, Ordu merkezde Boztepe'den, Fatsa-Ordu arası Medrese önü'nde 'uzun saçlının yerinden' baktım Zaman'a, parçadan bütüne, yeryüzüne. Taşıdığım kimlikten bir kere daha onur duydum. Trabzon Bölge Temsilcisi Hasan Dost'un, Ordu Temsilcisi Nuri Taşkın'ın, Ünye Temsilcisi Hanefi Ceylan'ın, Fatsa Temsilcisi İlyas Ürkek'in hallerinde okudum Zaman'ın anlamını, onlarda gördüm Türkiye'nin geleceğini... Büyük buluşmanın maketini sundular bize, her bir toplantıda, her bir sohbette. Gördüm ki, insanlar büyük düşünüyorlar, büyük düşleri var, büyük buluşma istiyorlar, güncel-aktüel kriz değil onları meşgul eden, yapabileceklerini konuşuyorlar, yapılabilecekleri planlıyorlar. Yerelde yaşıyor bedenleri, akıl ve ruhları ise evrensele çoktan bir yol bulmuş. Zaman ailesi, Zaman okuru, Zaman mantalitesi onları bir büyük sevdaya ulaştırmış. Gördüklerimden harekette görmediklerimi tahmin ediyorum da, diyorum ki; Zaman bütün değerleriyle ve bütün insanlarıyla bu ülkenin geleceğinin teminatıdır.
Genel Müdür'ümüz Recep Uzunallı, Yayın Yönetmeni Mahmut Çebi başta olmak üzere, Nevzat Bayhan, Enes Ergene, Hamidullah Öztürk, Reşit Haylamaz, Hüseyin Gülerce, Osman Güzelgöz, Selçuk Camcı, Servet Engin, Ali Budak, Nejat Sezik, Hasan Sutay, Aydoğan Vatandaş, Nedim Hazar, Faruk Mercan, Rasih Yılmaz.. pek çok arkadaşımız karış karış dolaşıyorlar Anadolu'yu. Onlar da tıpkı benim gibi 'bir büyük buluşma' yaşıyorlar. Şimdi biz hep birlikte, İstanbul merkez olmak üzere, yaptığımız işleri yeniden düşünüyor, yeniden ele alıyor, Zaman okurunun daha iyisine layık olduğunu bilerek, adeta yeniden keşfediyoruz gazeteyi. Zaman okurunda, hissî bir bağın ötesinde bir mantık muhakemesi oluşmuş.
İçimizde en çok dolaşan Nevzat Bayhan, gazetenin itibarını tekrar tekrar görmüş gittiği yerlerde. Bayhan; dar gelirinden dolayı elindeki parasından çocuklarına hiçbir zaman harçlık ayıramadığı halde, gazetesini hiç ihmal etmeyen insanları görmüş, beş yıl önce eşi Kenan'ı kaybeden hanımefendinin, abone olup olmadığını soran bir arkadaşına verdiği cevapta, "Rahmetli eşim bize vasiyet etmişti; 'eve ekmek girmese de gazetem girmeli' diye. Bu eve ekmek girmediği günler oldu; ama gazetenin girmediği gün olmadı." dediğini duymuştu.
Servet Engin de; "Kriz topluma başka yansımış, Zaman okurlarına başka yansımış.' diyor. Anadolu'daki edep ve terbiyeye dikkat çekiyor.
Mahmut Çebi'yi ise son yıllarda hiç bu kadar ümitli görmemiştim. Çebi, Zaman'ın üslubunun toplumda iyi bir yere oturduğunu müşahede etmiş. Çebi, "Ümit vermek için gittiğim her toplantıdan ümit alarak döndüm." diyor. Bir konferans sonrasında kapı çıkışında bir hanımefendinin gelip de; "Bize böyle bir gazete sunduğunuz için size teşekkür ederim. Biz bu gazeteyi çok seviyoruz." sözlerini duymuş. Bu ülkede gazetesinin iyi-güzel-başarılı olduğunu duyan yayın yönetmenleri vardır da, acaba kaçı gazetesini seven insanların sesini duymuştur! Çebi gördüğünü yorumluyor; Zaman, belki en iyi gazete değil; ama en iyi niyetli ve en çok sevilen gazete...
Hasan Sutay da "Anadolu enerji dolu." diyor. Sutay, hepimizin düşüncesine tercüman oluyor: Anadolu insanı genelde çilekeştir. Ne kadar cefakârsa, bir o kadar da vefakârdır. İnsanın daraldığında, moral bulacağı bir potansiyele sahip. Biz de Anadolu insanıyız. Ama büyük şehrin kargaşası içinde kimi zaman kayboluyoruz. Unutmasak da, ihmal ettiğimiz değerlerimizle yeniden buluşmaya ihtiyacımız var. Gazetemizin hızla devam eden kampanyası bize bu imkânı verdi. Mevcut enerjilerimizi sinerjiye çevirmek için büyük çabalar gerekmiyor. Bazen bir selam, bazen bir tebessüm bile yetiyor. Bu potansiyel, güzel günler için ümit veriyor. Zaman, nasıl diğer gazetelere benzemiyorsa, okurları da diğer okurlara benzemiyor. Şu anda bütün ülkede müthiş bir kaynaşma yaşanıyor. Ekonomik kriz bile bu kaynaşmayı engellemeye yetmiyor. Onların birinci meselesi Zaman oluyor. Bazılarının zannettiği gibi, her şeye göz yuman insanlar değil Zaman okurları. En ince detaylara kadar dikkat eden, araştıran, soruşturan, sorgulayan bir yapıya sahipler. Eğer bazı şeyleri doğrudan yüzünüze söylemiyorlarsa, nezaketlerinden kaynaklanıyor. Emeği geçen herkesi tebrik etmek gerekiyor.
Şimdi, Zaman'ı yeniden düşünürken, 'Zaman neyi başardı?' diye sordum kendime: Güveni, toplumsal barışı, itidalli bir duruşu, hoşgörüyü, sevgiyi, uzlaşmayı, herkesi kendi konumunda kabullenmeyi, Türkiye'yle büyük buluşmayı, ülkelerarası kültür köprüsü olmayı.. sağladı. Topluma, en zor günlerde getirdiği 'orijinal' bakış açısıyla en büyük destek oldu. Ülke üzerine bir karabasan gibi sinme, çökme fırsatı kollayanların, provokasyonlarının, tahriklerinin, komplo teorilerinin kurulduğu tezgahları bozdu. Zaman, ufuk açtı, hedef gösterdi, iyi ve güzelin yaygınlaşması için bir 'ortak kültür', 'ortak terminoloji' oluşturdu, böylelikle toplumsal kesimler arasında yıllardır süregelen kopukluk, çatışma ve husumet, aynı dille konuşmaya başlamakla, aynı ufka doğru bakmakla; sevgiye, ortak ideallere ve büyük buluşmaya dönüştü. Bu büyük buluşma olduğu için ülkede, bir kısım marjinal gruplar ve nesli tükenen katı ideolojik tutum taraftarları haricinde Türkiye, halkının bütün kesimleriyle ve bu kesimlerin bütün siyasal, sosyal, kültürel, coğrafî ve dinî farklılıklarına rağmen 'tek bir toplum' olma seviyesine yeniden yükseldi. Artık, karşıtlar yok, farklılıklar var. Ve farklılıklar, gelinen bu seviyede, toplumun hiçbir kesimi için bir çatışma aracı değil, bir zenginlik unsuru. Zaman, yıllar boyu bu düşünceleri seslendirmemiş olsaydı, o günlerde anlaşılmama pahasına, yadırganma pahasına, ısrarla devam ettirmemiş olsaydı, bugün Türkiye, çok daha farklı; ama 'geri' bir noktada olurdu.
Zaman'ın gücü nereden geliyor? sorusunu da sordum. Zaman; gücünü, merkeze insanı koyan bir felsefeden alıyor. Zaman, insan için var. Zaman'ın en büyük hedefi, insanın mutluluğu, huzuru ve daha iyi bir dünyada yaşaması, insanın sürgün yıllarının bitmesi, zulmün, haksızlığın sona ermesi. İnsan için var olan gazete de gücünü insandan alır, insanın iç ve dış varlığından gücünü alan gazete, insanlığa dönük demektir, insanlıktan gücünü alan gazete ise, -ekonomik ve siyasi- hiçbir krizden etkilenmez. O gazetenin etkileneceği tek kriz, insanlık krizidir. Zaman gücünü bir de 'ortak iyi'nin peşinde olmaktan alır, 'ortak zemin'i inşa etme çabalarından alır, inşa edici, imha etmekten uzak tercihlerinden alır. Yine Zaman gücünü, itibarından, kirli ilişkilerden uzaklığından, Anadolu'nun sıcaklığından, Anadolu ile sık sık büyük buluşma yaşamasından alır. Çünkü 'ışık Doğu'dan gelir.'
Dünyanın en büyük ailesinin adı; Zaman. Yüzeyselliği direnen, hayatı anlamlı kılma ve anlamlı yaşama iradesi ortaya koyan, 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' mantığına başkaldıran insanın öteki adı, Zaman. Ülkede sorun üreten değil, çözümün içinde yer alan, 'durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak' diyebilme erdemi, Zaman...
Zaman okuru; duyarlıdır, duyguludur, akıllıdır, hayata aklıyla ve gönlüyle bakar. Zaman okuru, 'daha iyisini isteme' ufkunu yakalamış olduğu için, zaman zaman suyun akışına irade koyar ortaya. Çünkü o bilir ki, her büyük hamle, her büyük hareket, her büyük oluşum, imkansız gibi görülür önce. Toplumun çok az bir kesimi, hatta bir elin parmaklarıyla sayılacak kadar olan birkaç insanın ufkunda başlarken sonuç gözükür. Zaman, bir oluşumdur, bir harekettir, aksiyondur. Zaman asla bir reaksiyon değildir.
Zaman'dan başka hangi gazete bu kadar talihlidir? Zaman okurundan başka hangi gazete okuru bu kadar onurludur? Var olduğu günden bu yana okurunun evine, işyerine, hayatına onur, güven, itibar taşıyan ve bunlarda bir kesinti yaşamayan kaç gazete vardır ülkede?.. Belki bu ülkede bu tür gazeteler ve dolayısıyla bu kadar talihli başka gazete okurları olabilseydi, bu ülke çok daha iyi bir noktada olacaktı...
Zaman, Türkiye'nin geleceği. Zaman, Türkiye'nin geleceğe dönük yüzü, Türkiye'nin olumlu tarafı. Zaman'ın toplumsal tabanı, toplumsal desteği ve toplumsal karşılığı ülkede hiçbir medya organında yoktur. Zaman insan için vardır ve insan için bir 'güç'tür. İnsanı güçlü kılar, fikren, ruhen güçlü kılar, yalnızlıktan kurtarır. Çünkü insanın en zor hali bu ülkede, etrafı kalabalıklarla dolu olduğu halde, aslında o insanın fikren ve ruhen yalnız ve kimsesizlik yaşamasıdır. Bir de kirli bir toplumda, ya da kirliliğin, olumsuzluğun daha fazla empoze edildiği, bir toplumda, insanların sürekli olumsuzluk konuşarak biribirlerini zehirlemeleri karşısında, yeni bir bakış açısı sunarak, alternatif oluşturarak, "negatif sulardan pozitif limanlara" bir yol gösterme özelliği de vardır Zaman'ın.
Zaman'ı taşıyabilmek güçtür. Zaman okuru olmak; akıl ister, irade ister, yürek ister, hedef ister, geleceği yaşamak ister, tarihi yeniden yorumlamak ve tarihi yeniden okumak ister.
Zaman, ideolojisi olmayan, ideolojileri aşan tek gazetedir. Zaman, evrensele dönüktür, yeryüzüne açıktır. Zaman, belirlenen değil belirleyen gazetedir. O hadiselerin seyrine göre yönünden ve ilkelerinden kopmaz, onun genel bir üslubu ve değişmez ilkeleri vardır.
Zaman'ı anlamak zordur. Çünkü, zaman bir bütün içinde anlaşılabilir ancak. Mikro değil, makro bir perspektiften okunur Zaman. Son günlerde yaptığımız konuşmalarda 'keyfiyet'li yazarımız Ahmet Selim Bey, -parça ile bütün arasındaki münasebette- önemli bir noktanın altını çizdi: Parça, bütün içinde anlamlı... Öncelikle, bütünden hareketle parçaya bakılmalı... Böylelikle; hem parçanın hem de bütünün bilgisine sahip olarak, parçanın bütün içindeki yerinin ne ve neresi olduğu sorularına cevap verilebilir... Zaman'ı anlamak zordur dedim, ama çözümünü de, böylelikle ifade etmiş oldum. Zaman okurluğu biraz seçiklik ister. Medeniyetleri motor gücünü; hayata farklı bakabilenler, gündelik hayat karşısında direnç geliştirebilenler, zikrini besleyebilenler, değişime açık olabilenler, hayatı kendi oturdukları yerin, yerlerinin ötesinde bir aşkınlıkta düşleyebilenler, ideallerine asla ipotek koydurmayanlar, yani bu sığ hayatta derinlik oluşturabilenler medeniyetlerin muhtevasını oluştururlar. Medeniyetlerin bir muhteva tarafı, fikrî-ruhî yükleri, bir de fizikî yükleri vardır. Zaman okuru, medeniyetlerin bu zikri ve ruhi yüküne taliptir, çünkü zamanla o bu yükü taşıyabilecek bir güce ulaşır. Zaman'a, tepeden bakınca görülür bütün anlamları... Zaman, yerel okunmaz, Zaman evrenseldir. Yerellik, kimi zaman bir coğrafya, kimi zaman bir insanın, bir grubun menfaati olarak çıkar karşımıza. Zaman, bu ikisini de aşan bir şeydir. Zaman insan içindir, insan ise evrenseldir. Zaman, hakikati ifade eder, hakikat de evrenseldir.
Zaman, bütün bunları zahiren insan kuvvetiyle, gerçekte ise Hakikatin gücüyle yaptı. Zaman'ı iyi anlamak hayatı iyi yaşamak demek. Onun 'kara sevdalıları'nı gördük bu hayatta. İşte onlardan ismini bildiklerimiz, buzdağının görünen tarafındakiler: Bürolar Genel Koordinatörü Mustafa Nuri Atalay, İstanbul ve Trakya Bürolar Koordinatörü Salih Beşir, Marmara Bürolar Koordinatörü Bahaddin Bican... ADANA-Mehmet Güler, ADIYAMAN-Ahmet Yıldırım, AFYON-Naci Güven, AĞRI-Harun Var, AKSARAY-Nadir Yücel, AMASYA-Erdoğan Atılgan, ANKARA-Alaattin Güner, ANTALYA-Ziya Tek, ARDAHAN-Kutbettin Tarhan, ARTVİN-Yavuz Yılmaz, AYDIN-Seçkin Mercan, BALIKESİR-Mehmet Emin Akçelik, BARTIN-Hasan Önder, BATMAN-Suphi Kaya, BİLECİK-Durmuş Günsur, BİNGÖL-M. Şahin Fidan, BİTLİS-Sabri Bağcı, BOLU-Tezcan Dinç, BURDUR-İrfan Karabulut, BURSA-Harun Erdem, ÇANAKKALE-İbrahim Taban, ÇANKIRI-Veli Seyhan, ÇORUM-Mustafa Palabıyık, DENİZLİ-Murat Aktaş, DİYARBAKIR-İbrahim Ataman, DÜZCE-Bilal Dolunay, EDİRNE-Ünal Dural, ELAZIĞ-Cihan Ural, ERZİNCAN-Abdülkadir Süphandağı, ERZURUM-Esarettin Gül, ESKİŞEHİR-Hasan Bostan, GAZİANTEP-Tayyar Demirbay, GİRESUN-Cevat Kalaycı, GÜMÜŞHANE-Mehmet Akçay, HAKKARİ-Şükrü Eriş, HATAY-Serdar Akay, İÇEL/MERSİN-Talip Topçu, IĞDIR-Kenan İçen, ISPARTA-İhsan Erbaş, İSTANBUL-ANADOLU-Nuri Çeltikçi, İSTANBUL/AVRUPA-Ali Rıza Yıldız, İSTANBUL/BOĞAZİÇİ Erdal Erçıktı, İSTANBUL/SURİÇİ-İsmail Siner, İZMİR-Mustafa Özergene, KAHRAMANMARAŞ- Ali Çelik, KARABÜK-Cevdet Çaylı, KARAMAN-Mahmut Recai Özkaya, KARS- Kasım Şahin, KASTAMONU-Şükrü İpek, KAYSERİ-Özcan Yılmaz, KIBRIS-Özer Akoğlu, KİLİS-Sefer Demir, KIRIKKALE-Celal Güneş, KIRKLARELİ-İsmail Melih Bulut, KIRŞEHİR-Mehmet Daban, KOCAELİ/İZMİT-Yaşar Ertaş, KONYA-Mehmet Acar, KÜTAHYA-Mustafa Ağdacı, MALATYA-Necdet Öz, MANİSA-İsmail Topçuoğlu, MARDİN-Ahmet Bedir, MUĞLA-Mustafa Gür, MUŞ-Hasan Demir, NEVŞEHİR-Ali Toprak, NİĞDE-Osman Er, ORDU-Nuri Taşkın, OSMANİYE-Sefer Hacıoğlu, RİZE-Neşat Uzun, SAKARYA-Hamdi Kefeli, SAMSUN-Atilla Çağdaş, ŞANLIURFA-Bekir Karataş, SİİRT-Yusuf İpek, SİNOP-Şükrü Tunçdemir, ŞIRNAK-Halil İbrahim Bağıran, SİVAS-Muzaffer Tan, TEKİRDAĞ-Yaşar Şahinli, TOKAT-Ramazan Taşkıran, TRABZON-Muzaffer Çakıroğlu, UŞAK-Casim Alan, VAN-Salih Aslan, YALOVA-Aycan Aras, YOZGAT-Fikret Şimşek, ZONGULDAK-Halil İbrahim Güdük...
"Işık Doğu'dan gelir." Çok doğru. Yeni fırsatlar olsa da yeni ve büyük buluşmalar yaşasak. Zaman'ı daha iyi idrak etsek, kendimizi, parçayı, bütünü yeniden keşfetsek... Bir kere daha, Boztepelerden, Çakırtepelerden, Medreseönlerinden Zaman'a bakmak, Zaman'ı yeniden düşünmek...
Anadolu'ya, saflığa, sevgiye, dostluğa, enerjiye, hasbi ve harbiliğe binler selam... Zaman okurlarına, Zaman okuru adaylarına binler selam...
|