GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

08/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Mustafa ÜNAL

Ahmet'in hikayesi

Başbakan Ecevit’in çıktığını görünce yazar kasayı kucağına aldı ve ‘Sayın Başbakan’ım, ben bir esnafım’ diyerek ileriye doğru fırlattı. Başbakan bir an durakladı, sese doğru döndü, sonra umursamaz adımlarla arabasına doğru yürüdü.

Betona çakılan yazar kasanın şangur–şungur gürültüsü Ahmet Çakmak’ın ‘mahvoldum’ çığlığını bastırdı. Bu sesi ancak üzerine atlayan polisler duyabildi.

Ahmet’in Başbakanlık’ın önündeki eylemle sonuçlanan serüveni, kısaca özetlemeye çalışacağım. Ahmet’in yaşam macerası, yatağında sakin akan bir ırmağa benzemiyor. İnişli, çıkışlı. Hani ‘hayatı roman’ derler ya... O cinsten.

Ahmet’in fıtratı da öyle. Bir anda gürül gürül coşan ve aniden duruluveren ruh haline sahip. Kendisiyle yaptığım 2 saatlik görüşmede bana birbirinden farklı portreler sundu... Ahmet bir Çeçen. Kökleri Kafkasya’ya kadar uzanıyor. Kafkas halkları gibi, Ahmet’in kabına sığmayan hali var.

Ahmet Çakmak 3 yıldır esnaf. Daha önce Ankara’nın değişik radyolarında program yapımcısı olarak çalışmış. Radyoculuğu, başkasının emrinde çalışamadığı için bırakmış.

Daha sonra yapay çiçek ticaretine giriyor. Kendi yağıyla kavrulurken, ‘deprem vergisi, eğitime katkı vergisi, aylık katma değer vergisi’ belini büküyor.

Bunlara ek olarak karşısına ‘hayat standardı’ vergisi çıkıyor. Başbakan Ecevit ile Cumhurbaşkanı Sezer’e, ‘bu vergiyi ödeyemeyeceğini’ belirten telgraf çekiyor. Olumlu cevap alamayınca ‘pes’ ediyor. Vergi borçlarının baskısı altında, barakanın kapısına kilit vuruyor.

Çay ocağı işletmeye karar veriyor. Burada da iyi günleri uzun sürmüyor. Son ekonomik krize yakalanıyor: Günde 200 çay satıyordum. Baktım, benim çay servisi yaptığım insanlar evlerinden tüp getirerek kendilerine çay demliyor. 200’den 20 çaya inince devam etmenin bir anlamı kalmadı.

Eve ekmek götüremez hale gelince mecburen çay ocağı işine de noktayı koyuyor. Bu arada iki çocuğuyla birlikte geçimini kayınpederi üstleniyor. ‘Bu durum çok ağırıma gidiyordu’ diyor. Bir çare bulamayacağını anlayınca telefona sarılıyor, ‘Beni Başbakan Ecevit ile görüştürün.’ talebinde bulunuyor. ‘Eğer Başbakan’la görüşebilseydim’ diyor: Vergi borçlarımın affını isteyecektim. Belki o zaman çiçek dükkanını tekrar açabilirdim.

‘Başbakan’la görüşemezsem kontrolü kaybedebilirim ve elimden bir kaza çıkabilir.’ uyarısı da yapıyor. Sonuçta ne Ecevit ile görüşebiliyor, ne de çiçekçi dükkanını yeniden açabilecek zemini bulabiliyor.

3 Nisan akşamı bulanık düşüncelerle yatıyor. Ertesi gün ödeyemediği 300 milyonluk borcu için duruşması var. Hapis istemiyle yargılanıyor. Sabah kalktığında mahkeme yerine doğruca barakaya gidiyor. Ödeyemediği çekleri, vergi ve başka borçlarını gösteren evraklarla birlikte yazar kasayı kucakladığı gibi Başbakanlık’a doğru yola çıkıyor.

Milli Eğitim Bakanlığı ile Yargıtay’ın arasındaki dar yoldan Başbakanlık’ın önüne kadar ulaşmayı başarıyor. ‘Her şeyi göze almıştım; ama en büyük korkum ‘meczup ve anarşist’ olarak görülmekti.’ diyor. Başbakanlık’taki sorguda, polislerin çok sert muamelesiyle karşılaşıyor. Sonrası bilinen gelişmeler. Yazar kasanın parçaları arasında ödenmemiş çekler, borç evrakları da var...

En yakınlarının bile önceden haberi yok. Oğlu Muhammed Ali, televizyondan görüyor, ‘Anne bak babam.’ diyor. Hemen arkasından babasını polislerin arasında görünce başlıyor ağlamaya...

Ahmet bir anda Türkiye’nin gündemine oturuveriyor, çökmüş bir esnafken ilgi odağına dönüşüyor. Sıradışı eylemiyle ‘sokağı ateşleyen adam’ diye anılmaya başlıyor. Medya, ekranlara çıkarmak için birbiriyle yarışıyor. 2 saatlik görüşmemizde televizyonculardan neredeyse 10’ar dakika arayla telefonlar aldı. Hepsi de şöhretli isimler...

Ahmet’in siyasete ilgisi seçimden seçime... Kime attığını söylemiyor; ama ‘Bundan sonra o partiye bir daha oy vermem mümkün değil.’ diyor ve ekliyor: Keşke Cumhurbaşkanı Sezer bir parti kursa...

Ahmet’in bugün arayıp soranı çok; ama yarın yine dertleriyle baş başa kalacağının farkında...


m.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

16/ 03/ 2001... Derviş hükümetin nesi?
18/ 03/ 2001... İnanç'ın intiharı
21/ 03/ 2001... MHP'nin açmazı
23/ 03/ 2001... Derviş korkusu
25/ 03/ 2001... Siyaset nereye?
28/ 03/ 2001... FP'den karşı atak
30/ 03/ 2001... İç içe kriz
01/ 04/ 2001... "Vah memleketim vah vah..."
04/ 04/ 2001... Baykal: Önce güven, sonra dolar
06/ 04/ 2001... Sokağın gücü


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.