13 milyar dolar gelebilir
Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in yarın açıklayacağı yeni programla birlikte Türkiye'nin 12-13 milyar dolar civarında dış destek sağlayabileceği belirtiliyor.
Ekonomi yetkililerine göre bu hafta açıklanması beklenen yeni ekonomik programla birlikte Türkiye, 12-13 milyar dolar dolayında bir dış destek sağlayabilir. Ekonomi yetkililerinden alınan bilgiye göre, yeni program bugüne yetiştirilmeye çalışılıyor ve yetişememesi halinde yarın açıklanabilir.
Türkiye'nin sağlayabileceği dış yardımın IMF ve G-7 ülkelerinden kaynaklanabileceği bildirilirken, IMF'den gelecek kaynağın kısa vadeli ve öncekilere göre şartlarının daha ağır olabileceğine dikkat çekiliyor. IMF heyeti ile pazar gününden beri fona verilecek olan niyet mektubu üzerinde görüşmeler sürüyor. Görüşmelerin önümüzdeki hafta içinde tamamlanması ve niyet mektubunun nisan sonu ya da mayıs başında IMF İcra Kurulu'na sunulması bekleniyor. Programın açıklanmasının geciktiği yolunda eleştiriler yönelten toplumun değişik kesimleri ise, programın piyasaları toparlayabilmesi ve yeniden işlerliğe kavuşturulabilmesi için içeriğinin önemli olduğunu vurguluyorlar. Beklentiler, açıklanacak olan programın makro hedeflerinin ne olacağından çok bunlara ulaşmak için uygulanacak politikalar üzerinde yoğunlaşıyor. Programın açıklanmasına yönelik olarak çıkarılması öngörülen ve önemli bir bölümü Meclis'e sevk edilen 15 yasanın sorunlara uzun vadeli çözüm getirebileceği, bunların yıllardır gündemde olduğunu kaydeden yetkililer, şu aşamada gerekenin kısa vadede piyasaları işler hale getirmek olduğunu söylüyorlar. Reuters
MB Başkanı Serdengeçti: Döviz tahmini yapmayın
Merkez Bankası (MB) Başkanı Süreyya Serdengeçti, ekonomik programa ilişkin rakamlar ortaya çıkmadan, kimsenin döviz fiyatı ile ilgili rakamsal yorum yapamayacağını öne sürdü.
Serdengeçti, özel bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, programa ilişkin rakamsal verilerin ortaya çıkmasıyla döviz kuruna ilişkin tahminlerin daha kolay yapılacağını belirterek, "Rakamlar ortaya çıkmadan, kimsenin dövizin seyrine ilişkin tahmin yapamayacağını" söyledi. Serdengeçti, ayrıca programın detaylarının ortaya çıkması ve özellikle bütçe, ödemeler dengesi ve enflasyona ilişkin tahminlerin kesinlik kazanması durumunda faiz aralığının da oluşacağını belirtti. Kur rejimine ilişkin yorum yapmak için henüz çok erken olduğunu ifade eden Serdengeçti, Merkez Bankası'nın son 1 haftadır artan rezervlerinin döviz mevduat hesaplarındaki artıştan kaynaklandığını kaydetti.
Dünya Bankası: Türkiye 2002’de sıçrayacak
Dünya Bankası'nca yayınlanan Küresel Gelişme Finans 2001 raporunda, mevcut bunalıma karşın Türk ekonomisinin geleceğine ilişkin olumlu bir tablo çizildi.
Washington'da yayınlanan raporun Türkiye bölümünde, bunalımdan dolayı bu yıl daralacak olan Türk ekonomisinin, gelecek yıl yeniden büyüyeceği ve liranın değer kaybına uğramasıyla Türkiye'nin ihracatının artacağı ifade edildi.
Dünya Bankası'nın raporunda, Uluslararası Para Fonu IMF ile 1999 sonunda yürürlüğe giren program çerçevesinde Türkiye'nin geçen yılın başlarında ekonomik başarılar elde ettiği, ancak bankacılık sektöründeki sıkıntılar ve özelleştirmedeki gecikme yüzünden kasımda ilk bunalımın ortaya çıktığı hatırlatıldı. IMF ile yapılan anlaşmayla sağlanan 7,5 milyar dolarlık ek destek paketiyle geçici olarak atlatılan bu durumun şubat ayında yeniden krize dönüştüğü ve Türk Lirası'nın dalgalanmaya bırakıldığı, raporda anlatıldı.
Bunalım yüzünden iç talep ve gayrısafi yurtiçi hasılanın bu yıl önemli ölçüde daralacağı belirtilirken, Türk ekonomisinin, bu yılki küçülmenin ardından 2002'de yeniden büyümeye geçeceği beklentisi, raporun öngörüler bölümünde yer aldı.
Türkiye'nin, bölgesinin ikinci büyük ekonomisi olarak değerlendirildiği raporda, doğru politikaların uygulanmasıyla yatırımcıların Türkiye'ye güveninin yeniden sağlanmasının ve ihracattaki artışla Türk ekonomisinin düze çıkmasının beklendiği vurgulandı.
Dünya yıl sonunda toparlanacak
Dünya Bankası'nın "Küresel Kalkınma Finansmanı-2001" başlıklı raporunu sunan bankanın baş ekonomisti Stern, dünya ekonomisinin yavaşlamakta olduğunun idrak edilmesi gerektiğini, yeniden canlanmaya başlayacağını, ancak, bunun tam olarak ne zaman olacağını saptamanın güçlüğüne değinerek, "Canlanmanın yıl sonuna doğru olacağını düşünüyoruz." dedi.
Raporu yazanlardan Hans Timmer, küresel ekonominin giderek yavaşlamakla birlikte, buna "sert iniş" diyemeyeceğini, erken canlanmanın hâlâ mümkün olması dolayısıyla, sert inişten kaçınılabileceğini söyledi. Timmer, faiz ve vergi oranlarının düşürülmesi, yüksek teknoloji piyasalarının yeniden canlanarak, bu sektördeki imalatçıların, atıl stokları yeni ürünlerle değiştirmeleriyle canlanma sağlanabileceğini belirtti. Timmer, buna karşılık, şirketlerin kredi ödemelerini geciktirmesi ya da iflas etmeleri nedeniyle, küresel ekonomideki yavaşlamanın, bankaların kredilendirme şartlarını sıkılaştırmalarına sebep olabileceğini kaydetti.
Araziden hemen para gelmez
Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı Derneği (GYODER) Başkanı Hakan Kodal, "Kamu arazilerinin mutlaka değerlendirilmesi lazım; ama bu kısa sürede sonuç vermez. Çok kısa sürede kaynak oluşturma ihtimali çok zor." dedi.
Kodal, bazı kamu arazilerinin değerlerinin gerçekten yüksek olduğunu belirterek, "Kesinlikle değerlendirilmesi lazım. Planlı bir şekilde orta ve uzun vadede organize edilmesi şart." diye konuştu.
Para Kurulu son silah
Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doçent Doktor Faruk Selçuk'a göre Para Kurulu, Türkiye'nin para ve kur politikasına yönelik son silahı.
Para Kurulu uygulamasının başlayabilmesi için bankacılık sisteminin ve mali yapının güçlü olması gerektiğini vurgulayan Selçuk, "Bir yandan bankacılığın güçlendirilmesi, bir yandan da iç borçların yeniden yapılandırılması lazım. Arjantin Para Kurulu'na geçmeden önceki 1,5-2 yılda ne yaptıysa Türkiye'nin onu yapması lazım. Arjantin'de 'para kurulu'na geçmeden iç borcun reel değeri çok ciddi şekilde düşmüştü. Bankacılık kesiminde ciddi bir değişim oldu ve dış destek ondan sonra sağlandı. Orada kurlara müdahale edilmedi ve devalüasyon miktarı çok yüksek seviyelere ulaştı." diye konuştu.
Yeni TL basılabilir
Türkiye'nin mevcut devalüasyon oranıyla da Para Kurulu'na girebileceğini dile getiren Selçuk, bu sisteme geçebilmek için yeni TL basılmasının da bir başka yöntem olabileceğini kaydederek, "Yeni TL çıkarılır ve bu para Euro'ya eşitlenir. Mevduatlar bugünkü kur üzerinden yeni TL'ye dondurulur; ancak eski TL'nin dolaşımdaki kuru serbest bırakılır. İki para sistemde birlikte dolaşır, ancak tüm kontratlar yeni TL'ye çevrilir ve vergiler yeni para birimi üzerinden toplanır. Ancak hükümet borcunu eski TL üzerinden ödeyeceğini açıklar ve eski TL'nin değerini piyasa belirler." dedi.
Tahmin yapmak zor
Dış desteğin bankaların 'ayağa kaldırılması' için gerekli olduğunu belirten Selçuk, "Dalgalı kur en ufak hatayı affetmiyor. Bizim gibi kredibilitesi düşük bir ülkede kur en ufak hatada yüzde 10 oynayabilir." şeklinde konuştu. Doç. Dr. Faruk Selçuk, kurların denge düzeyini belirlemenin ve bir tahmin yapmanın zor olduğunu kaydetti. Reuters
Vergiye Sabancı-Koç imzası
İSTANBUL'DA VERGİ REKORTMENLERİ
Dün açıklanan Gelir Vergisi rekortmenleri sıralamasında İstanbul'da ilk 10 mükellefe tahakkuk eden toplam 16,1 trilyon liralık verginin 6,6 trilyon lirasını Sabancı ailesi, 6,2 trilyon lirasını ise Koç ailesi mensupları ödeyecek.
Sabancı ailesinden Demir Sabancı, geçen yılki gelirleri üzerinden tahakkuk eden 2,6 trilyon lira Gelir Vergisi ile İstanbul'da vergi rekortmeni oldu. İstanbul Defterdarlığı tarafından geçen yılki kazançları üzerinden bu yıl en fazla vergi tahakkuk eden ilk 10 vergi mükellefi sıralamasında 2,6 trilyon lira vergi tahakkuku ile Demir Sabancı birinci, 2,3 trilyon lira ile Daime Sevgi Gönül ikinci, 2,3 trilyon lira ile Semahat Sevim Arsel üçüncü oldu. Rekotmenler listesinde ilk 10 sıralamasında Sabıncı ailesinden 4 üye yer alırken, Koç ailesinden 3 üye yer aldı. ilk 10 mükellefe tahakkuk eden toplam 16,1 trilyon liralık verginin 6,6 trilyon lirasını Sabancı ailesi, 6,2 trilyon lirasını ise Koç ailesi mensupları ödeyecek.
İstanbul'da sanatçılar arasında yapılan sıralamada ise ilk sırayı 895 milyar lira ile Beyazıt Öztürk alırken, ikinci sırayı 766 milyar lira ile Hülya Avşar, üçüncü sırayı ise 393 milyar lira ile İbrahim Tatlıses aldı. İlk 10 sanatçıya tahakkuk eden toplam vergi ise 3,2 trilyon lira.
Tim hazır
Soruları cevaplandıran İstanbul Defterdarı Kadir Boy, geçen yıl İstanbul'da tahakkuk eden 13 katrilyon liralık verginin 11 katrilyon lirasının tahsil edildiği, bunun ise oran olarak yüzde 90'u bulduğunu söyleyerek, bu rakamın genel bütçe vergi gelirlerinin yüzde 43'üne denk geldiğini açıkladı. Defterdar Boy, bu yılın ilk 3 ayında tahakkuk eden 4 katrilyon liralık liralık verginin 3 katrilyon lirasını tahsil ettiklerine dikkat çekerek, "Biz vergileri mükelleflerin beyanlarına göre tahakkuk ve tahsil ediyoruz. Ancak 4 ayrı vergi kalemini ödemeyen, geciktiren veya diğer aksaklıklar nedeni ile toplam 600 bin mükellefe ödeme tebligatı (200 bini gönderlidi) gönderiyoruz." dedi.
Kurt kapanı taktiği
Bir milyon veri mükellefinin İstanbul için çok düşük bir rakam olduğuna işaret eden Defterdar Kadir Boy, "Yoğun ve yaygın denetimlerimizi sürdürüyoruz. Hiç vergi vermeyen veya düşük beyan eden mükellefleri tespit etmeye çılışıyoruz. Bunun yanında 150 kişiden oluşan özel vergi timi ile de kamu vicdanını rahatsız eden yerlerin -eğlence merkezi gibi- üzerine gidiyoruz. Kurt kapanı taktiği ile bu yerlerdeki vergi kaçaklarını önlemeye çalışıyoruz." şeklinde konuştu.
(İsmail Altunsoy / Ekonomi Servisi)
İşçiye ilk altı ay zam yok
Hükümetten kamu işçisine şok ücret zammı teklifi. Hükümetin teklifini işçi konfederasyonlarına getiren toplu iş sözleşmelerinden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Keçeciler, işçilerden ilk altı ay fedakarlık yapmalarını istedi.
Devlet Bakanı Keçeciler'in ilk durağı Türk-İş oldu. Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral ve konfederasyon yönetim kurulu üyeleriyle bir saat görüşen Devlet Bakanı Keçeciler, kamu işçisine şartlara uygun olarak ücret zammı tespit edeceklerini belirtti. Meral ise, krizle birlikte 800 dolar olan işçi ücretlerinin yüzde 50 oranında eridiğini söyleyerek, kamu işçisinin bu kayıplarının da hesaplanarak ücret zammı belirlenmesini istedi.
Keçeciler'in Türk-İş'ten sonraki durağı Hak-İş'ti. Uzun süren görüşmeden sonra bir açıklama yapan Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu, hükümetin teklifini kabul etmelerinin mümkün olmadığını söyledi.
Öte yandan kulislere göre, Mehmet Keçeciler, görüşmelerde hükümetin altı ay içinde ekonomiyi düzelteceğini söyleyerek, işçi konfederasyonlarının liderlerinden fedakarlık yapmalarını istedi. İşçi konfederasyonu liderleri ise çalışanlarının yıllardır fedakarlık yaptıklarını; ancak kamu kaynaklarının soygunculara peşkeş çekildiğini dile getirdiler. Görüşmelerden sonra Keçeciler, hükümetin teklifini konfederasyon temsilcilerine açıkladı. Hükümetin teklifini sendikalar tartışacak. Türk-İş Başkanlar Kurulu cuma günü olağanüstü toplanarak, hükümetin sunduğu ücret teklifini ele alacak.
2001-2002'de geçerli olacak hükümetin teklifi:
Birinci altı ay kamu işçisine zam yapılmayacak. İkinci ve üçüncü altı aylar için ise kamu işçisinin ücretlerinde gerçekleşen enflasyon oranında artış yapılacak. Dördüncü ve son altı ay için ise gerçekleşen enflasyon artı büyüme oranında artış gerçekleştirilecek. Ekonominin durumunda iyileşme olursa kamu işçisine verilmeyen ücret zammı dördüncü altı ayda telafi edilmeye çalışılacak. Öte yandan sosyal yardım zamları ise aylık enflasyona endekslenecek. Yani eşel mobil uygulaması getirilecek. İşçi konfederasyonları bu teklifi kabul ederse kamu işçisi bir yıl boyunca zam alamayacak. Çünkü ilk altı ay zam alamayan kamu işçisi, ikinci altı ayın ücret zammını alabilmek için gerçekleşen enflasyonun açıklanmasını bekleyecek.
(Şahin Ali Şen / Ankara Zaman)
Derviş Peres’ten taktik aldı
Devlet Bakanı Kemal Derviş, İsrail Dışişleri Bakanı Şimon Peres ile görüşmesinde İsrail'in 80'li yıllarda uyguladığı yeniden yapılanma ve istikrar programı hakkında ayrıntılı bilgi aldığını kaydederek, "Çok yararlı oldu." dedi.
Yaklaşık 45 dakika süren görüşme sonrası "Çok güzel bir görüşme oldu." diyen Derviş, İsrail'in 80'li yıllarda Şimon Peres'in başbakan olduğu zaman çok ciddi bir yeniden yapılanma ve istikrar programı uyguladığını hatırlattı. İlk ayların çok zor geçtiğini ondan sonra çok başarılı bir program olduğunu ve İsrail ekonomisinin çok hızlı bir büyüme sürecine girdiğini kaydeden Derviş şöyle devam etti: "Benim zaten bu program konusunda bilgim vardı; ama daha ayrıntılı bilgiyi Sayın Peres'den bugün aldım. Bir konuda biraz güldük. Kaç hafta sürdü hazırlık çalışmaları? Vallaha üç ay çok sıkı çalıştık, dedi. Ben de dedim ki aman aman bizim üç ayımız yok, yani 30 gün şimdilik 13 Mart'tan sayarsanız. Biz üç aylık yapamayız tabii, bunu çok daha hızlı yapmamız lazım. Çok iyi bilgiler aldım ve çok yararlı oldu."
Bütçe kanunu yasalaştı
Bir Derviş yasası daha geçti... Hazine borçlanmasında yetkiyi, Hazine'den sorumlu bakana veren, kamu ve fondaki bankaların finansman yükümlülüğünü Hazine'ye devreden, ayrıca Ziraat ile Emlak Bankası'nın banka kısmının birleşmesini öngören yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu'nda 226 oyla kabul edildi.
Tasarının kabul edilmesinin ardından çok sayıda milletvekili, komisyon sırasına gidip Devlet Bakanı Kemal Derviş'i tebrik etti. Kürsüye gelerek bir teşekkür konuşması yapan Derviş, çok önemli bir adım atıldığını vurgullayarak, yasa ile amacın borç almak değil, var olan borcu en iyi şekilde yönetmek ve azaltmak olduğunun altını çizdi.
Kanunun getirdiği yeniliklerden bazıları şöyle:
Kamu ve fondaki bankaların finansman yükümlülüğü Hazine'ye devrediliyor.
3 kamu bankasının görev zararının tasfiyesi için Özel Tertip Devlet Tahvili ihracına Başbakan yetkili kılınıyor.
Bütçeden yapılacak ödemeler için herhangi bir ödenek öngörülmüyor. Ancak yıl sonuda doğru ek ödenek kanunu çıkartılacak.
Emlak Bankası'nın bankacılık bölümü Ziraat Bankası ile birleştirilirken, diğer mal varlıkları Toplu Konut İdaresi'ne devrediliyor.
Daha önceden öngörülmeyen nakit dışı senetlerin net borçlanma limiti yeniden düzenleniyor.
Kamu bankalarının yeniden yapılandırılması amacıyla bu bankalara kaynak aktarılacak.
Ramazan Solak / Ankara (cha)
İhracatta sınırlı artış
Türkiye'nin mart ayı ihracatı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 1,4 arttı. Türkiye İhracatçılar Meclisi'nin (TİM) kayıtlarına göre, mart ayında 2 milyar 408 milyon dolarlık ihracat kayıt altına alındı.
2000 yılı Mart ayında 2 milyar 374 milyon dolarlık ihracat gerçekleşmişti. Ocak-mart dönemindeki ihracat toplamı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 9,8 artışla 7 milyar 271 milyon 32 dolar olarak hesaplandı. Tarım ve madencilik ürünleri ihracatı mart ayında gerilerken, sanayi ürünleri ihracatında yüzde 3,4 artış kaydedildi. Yılın ilk 3 ayı itibariyle ise taşıt araçları ve yan sanayi ihracatının yüzde 34 artışla 900 milyon dolara ulaşması dikkat çekti. Zeytin ve zeytinyağı, mart ayında yüzde 245,2, ilk 3 ayda yüzde 75,8 ile ihracat artış rekortmeni oldu.
Ayakkabıcıların derdi döviz kuru
Ayakkabı sanayicileri, döviz kurundaki sürekli dalgalanma sonrasında maliyet hesabı yapamadıklarını ve üretimin durduğunu belirterek, piyasaların bir an önce çalışır hale getirilmesini istediler.
Piyasalarda hiçbir iş yapılamadığını belirten ayakkabı sektörü temsilcileri, Bakanlar Kurulu'nun pazartesi günü açıkladığı kararların tek başına yetersiz olduğunu söylediler. Türkiye Ayakkabı Sektörü Araştırma Geliştirme ve Eğitim Vakfı (TASEV), Türkiye Umum Ayakkabıcılar Federasyonu (TUAF), Türkiye Ayakkabı Sanayicileri Derneği (TASD) ve Ayakkabı Yan Sanayicileri Derneği (AYSAD) başkanları İstanbul'da ortak bir toplantı düzenleyerek, hükümetten piyasaların güvenini kazanmaya yönelik adımlar atmasını istediler. Devalüasyon sonrasında girdi maliyetlerinin de yüzde 80 arttığını belirten ayakkabıcılar, maliyetlerin henüz müşteriye yansıtılmadığını, haziran ayından sonra bu maliyetlerin yansıtılmasının kaçınılmaz olduğunu söylediler.
(İdriz Çokal / Ekonomi Servisi)
Genelkurmay'dan 19,5 milyar $'lık tasarruf
Genelkurmay Başkanlığı, hükümetin tasarruf genelgesi uyarınca, toplam maliyeti 19,5 milyar doları bulan 32 projenin ertelendiğini açıkladı.
Hükümetin tasarruf genelgesine Genelkurmay Başkanlığı'ndan destek geldi. Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, yaşanan ekonomik krizin özellikle döviz kurlarındaki artış nedeniyle Türk Silahlı Kuvvetleri bütçesi ile Savunma Sanayi Destekleme Fonu kaynaklarını da etkileyerek otomatik bir tasarrufu zorunlu kıldığı bildirildi. Açıklamada, krizin atlatılmasına yardımcı olabilecek önlemler çerçevesinde stratejik hedef planında yer alan tüm projelerin incelemeye tabi tutulduğu ve tasarruf tedbirlerinin Türkiye Cumhuriyeti'nin vazgeçilmez güvenlik ihtiyaçlarından ve TSK'nın caydırıcı güç özelliğini muhafaza etmesinden taviz verilmeksizin tespit edildiği belirtildi.
Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada şöyle denildi: "Türk Silahlı Kuvvetleri, temel mülahazalar ışığı altında stratejik hedef programında yer alan 32 projenin kısa, orta ve uzun vadeli olarak ertelenmesine, ekonomik durumdaki gelişmelere paralel ve yıllara göre gelecekte yeniden değerlendirilmesine karar vermiş bulunmaktadır. Ertelenen projelerin yaklaşık parasal değeri 19,5 milyar doları bulmaktadır."
Açıklamada ertelenen projelerin geleceğe yönelik modernizasyon projeleri kapsamında olduğu belirtildi. 1998 yılından beri Türk Silahlı Kuvvetleri'nde tasarruf konusunda bir seferberlik başlatıldığının altı çizilen açıklamada, Türk milletinin bağımsızlığını riske atmadan yapılabilecek tasarruf ve fedakârlık arayışının devam edeceği bildirildi.
'Savunma harcamaları denetlensin'
Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Başkanı Can Paker, savunma harcamalarına tartışılarak bütçe ayrılması ve bu harcamaların Meclis ve Sayıştay tarafından kontrol edilmesi gerektiğini bildirdi.
Boğaziçi Üniversitesi'nde düzenlenen "Ekonomi Zirvesi"nde konuşan Can Paker, krizi getiren unsurlar arasında getirisi olmayan harcama yapmanın başta geldiğini ve bu uygulamanın her sistemi çökerteceğini vurguladı.
Yolsuzlukların da bir başka ciddi boyutu oluşturduğunu, Rusya ve Asya krizlerinin derinliğinde bunun yattığını belirten Paker, Türkiye'de de KİT'ler ve devlet bankalarında yolsuzluklar bulunduğunu savundu.
Savunma harcamalarına da dikkat çeken Paker, "Savunma harcamalarına tartışılarak bütçe ayrılmalıdır. Toplumda da tartışılmalıdır. Savunma harcamalarının Meclis ve Sayıştay tarafından kontrol edilmesi gerekir" diye konuştu.
Türkiye'de siyasi yapının lider değişimini engellediğini, hukukun da bireyin karşısında devleti üstün tuttuğunu dile getiren Paker, sivil toplum örgütlerinin henüz hukuki olarak önünün açılmamasının da sorunlara yol açtığını anlattı. Paker, "Devleti ulufe dağıtır durumda tutarsanız herkes buna niye kanmasın? Önemli olan devleti bunu verebilir durumdan çıkartmak" diye konuştu.
Ankara krizin derinliğini anlamadı
Eski Devlet Bakanı Işın Çelebi de, "Ankara günlük politikalarla haşır neşir, siyasetin labirentleri arasında çözüm bulacağını zannediyor" dedi.
Türkiye'nin artık çözüm üretebilecek bir siyasi yapıyı gerektirdiğini vurgulayan Çelebi, bir zihin değişikliğine ihtiyaç bulunduğunu kaydetti.
Toplumun artık konuşmak yerine çözüm istediğini anlatan Çelebi, "Ankara'nın krizin derinliğini anladığı kanaatinde değilim." diye konuştu.
Türkiye'nin son 10 yılda dünyadaki değişime kendisini kapattığını, son uygulanan programda kur çıpasının dış dengeyi bozduğunun da görülemediğini kaydeden Çelebi, "IMF'nin söylediklerini virgülüne kadar uygulamak başarı olarak görüldü" diye konuştu. Anayasanın değişmesi ve Türkiye'nin önünü açması gerektiğini belirten Çelebi, Türkiye'de başkanlık ve yarı başkanlık sisteminin yararlı olabileceğini düşündüğünü, hükümet üyelerinin de bu çerçevede Parlamento dışından olması gerektiği görüşünü dile getirdi.
Bilgi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Taner Berksoy da, Türkiye'de piyasa ekonomisi uygulanırken komuta ekonomisi kalıntılarının bulunduğu zihniyetin çeşitli sorunlara sebep olduğunu anlattı. Berksoy, bu yapıların bugünkü ekonomiyi taşıyamadığını vurguladı.
|