Hükümete istifa mı?
TOBB'un hükümete istifa çağrısı yapacağını kestirmek zor değildi. Çünkü TOBB, mevcut krizi işe yarar bir gerekçe olarak kullanarak, önce gazetelere tam sayfa ilanlar verdi.
Ekonomik krizi, bir kurtuluş savaşı gerektirecek bir kriz olarak takdim eden ve bu krizden çıkışı da kurtuluş savaşı olarak nazara veren bu ilanlar, anlayan için bütünüyle bir mesaj ihtiva ediyordu. Nasıl Kurtuluş Savaşı, işgalci düşmana karşı topyekün Anadolu'nun kıyamı olarak takdim ediliyorsa, aynı şekilde, krizde de içten veya dıştan işgalci bir düşman vardı ve buna karşı bir Anadolu kıyamı gerekiyordu.
Kendi adıma, maalesef bu mesajı anlaması gereken bazı Tv kanallarının da benzeri türde imajlara yer verdiği bu reklamları görünce ciddi irkildim. Bunun arkasından, "işgalci" siyasî iktidara "git" denip, Kurtuluş Savaşı kahramanlarına, yani halkı kıyama sevk edecek veya kıyam etmiş kuvayı milliyeye önderlik edecek kurtarıcılara "gel" deneceği belli idi. 4 yıldır bütün dehşetiyle yaşadığımız ve şu andaki krizin de asıl sebebi olan mahut sürecin zihniyetini, hedefini ve örnek aldığı yılları nazara aldığımızda, bu reklamların altında yatan manâyı anlamak hiç de zor değildi.
Mevcut hükümeti benimsemek ve tasvip etmek mümkün değildir. Fakat bu hükümetin asıl kusuru, 4 yıllık sürece omuz verir ve onların desteğini, hattâ adeta âleti olmayı gönüllü kabullenirken, işin bu noktaya varacağını kestirme basiretinden yoksun olması, belki de iktidarda olma hırsıyla sürekli günü kurtarma hesapları içinde bulunmasıdır. Dolayısıyla, son yıllarda sivil siyasetin bu derece itibar kaybetmesinde, son iki iktidarın sorumluluğu hiç de az değildir. Özellikle, iktidarı şahsî menfaat adına kullanan, yolsuzluklara bulaşan veya göz yuman ve medya-sermaye menfaat odaklarıyla işbirliğine giren politikacılar ve/veya iktidar mensupları, sivil siyasetin altının oyulmasının en büyük vebalini taşımaktadır.
Bütün bunlara rağmen, mevcut çok kritik ortamda Parlamento kaynaklı ve sivil siyaseti güçlendirecek, ona kaybettiği itibarı iade edecek bir alternatif olmadan, hükümete istifa çağrısı yapmak, Türkiye'yi bir daha geri dönmesi zor bir çıkmaza sokacak, hattâ içinden çıkılmaz bir çukura yuvarlayacaktır. Hiç şüphe olmasın, mevcut ekonomik kriz, asla ekonomik değil, tamamıyla siyasidir ve hem iç, hem dış politika boyutludur. PKK terörüyle hem hayvancılığımız büyük darbe yemiş, hem GAP durma noktasına gelmiş, hattâ yabancı yatırımcı ve işletmecilerin eline geçmiştir. Şimdi yeni çıkarılmaya hazırlanan şeker yasası gibi yasalarla, şeker pancarı üretimimiz büyük darbe yiyecektir. Türkiye'nin tamamen kontrol edilir bir ülke haline gelmesi, tahıl, sebze ve meyve gibi temel gıda noktasında dışa bağımlı olmasıyla mümkündür ve kotarılmaya çalışılan da, bir yönüyle budur. Sanayi ürünlerinde olduğu gibi, tarım ürünlerinde de pazar haline gelmiş bir Türkiye'nin artık belini doğrultması çok zor olacaktır. İkinci olarak, mevcut süreç, Diyanet'in ve Emniyet'in yeniden yapılandırılması ve kadrolarının değiştirilmesi dahil, sosyal hayatı da tamamen seküler (dünyevî) temeller üzerinde yeniden dizayn etmeyi hedeflemektedir. Sivil siyasî iktidarlar, ne kadar kötü de olsa, halka her zaman daha yakındır. Buna karşılık, onun yerine kurulacak, gerek olağanüstü bir hükümet veya teknokratlar hükümeti, gerekse gelecek bir ara rejim, bütün bu değişiklikleri hiçbir sıkıntı duymadan yapacaktır. Ayrıca, Anadolu sermayesine karşı hoşnutsuzluk ortadadır. Türkiye'ye verilmek istenen yeni çehrede, bu çehreye uygun bir sermaye ve yine bu çehreye uygun bir medya oluşturma da hedeflerden biridir.
Ne yazık ki, Türkiye'de Türkiye'yi gerçekten düşünen çevreler, son 4 yıllık süreci iyi okuyamadıkları gibi, bu krizi de okuyamamaktadırlar. Türkiye, son yarım asırda kazandığı birtakım evrensel ve demokratik değerleri ve ulaştığı iyi-kötü demokratik ve hürriyetçi seviyeyi tamamen kaybetme durumuyla karşı karşıyadır. Bu yolda, medyayı, bilhassa Tv kanallarını daha da müstehcenleştirme ve bütün ahlâkî ve manevî değerleri dinamitleme de dahil olmak üzere, çok yönlü bir plan uygulanmaktadır. Evet, Türkiye bugün belki bu iktidardan kurtulmalıdır; ama Türkiye'yi içine çekildiği korkunç süreçten, artık tam kenarına geldiği ateş çukurundan çekip alacak bir alternatifle kurtulmalıdır. Eğer TOBB gibi kuruluşlar, Türkiye'nin yeni kurtuluş mücadelesinde samimi iseler, çabalarını bu alternatif üzerinde yoğunlaştırmalıdırlar. Yoksa, işlenecek tarihî hata, gelecek nesiller tarafından bir ihanet olarak değerlendirilecek ve lânetlenecektir. Çünkü, Türkiye'ye verilmek istenen yeni çehre, önce onu vermeye çalışanların helâkini getirecek bir çehre gibi görünmektedir. Ancak, ülkemize neye mal olacağını düşünmek bile insanı ürpertir.
Yazarımızın en son yazıları
02/
02/
2001...
Hizbullah'ın anlamı
09/
02/
2001...
Tarikat gerçegi ve ideolojik yalanlar
16/
02/
2001...
Özel finans kurumları
23/
02/
2001...
Son gelişmeler üzerine
02/
03/
2001...
Çetin bir imtihan süreci
09/
03/
2001...
Aynı sistemin ağları veya örgü ipleri
16/
03/
2001...
28 Şubat, kurban, medya ve Kemal Derviş hadisesi
23/
03/
2001...
Tina Jebahar
30/
03/
2001...
İç krizin bir başka önemli boyutu
06/
04/
2001...
Tarihin yorumu
|