GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

12/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Hüseyin GÜLERCE

Denge

"Türk Müslümanlığı"

Şüphesiz tek bir İslâm var. Hatta mü'minler için Hz. Adem'den bu yana vahye dayalı tek bir din var. Ama bir de hayatın gerçeği var. Hz. İbrahim ortak atamız olmasına rağmen bugün Museviliğin, Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın milyonlarca müntesibi var. Ayrıca her biri kendi bünyesinde farklı mezhepleri barındırıyor.

İslâm bir tane, ama ister tarihin akışı içinde farklı dönemdeki İslâm toplumlarının, isterse dün ya da bugün fert fert bireylerin hayatlarına bakılsın, "Hangi Müslümanlık?" sorusu karşınızda durmaktadır.

Günümüz için bu soruyu şöyle de sorabiliriz: Küreselleşen dünyada çoğulculuk, yani farklı toplum kesimlerinin düşünce, inanç, ifade ve örgütlenme özgürlüğünü savunmak; Müslümanlara kendilerini anlatma adına hangi altın fırsatları sunmaktadır. Ve can alıcı soru: Yeni dünyaya Müslümanlık adına kim bir şeyler anlatabilir?

Müslümanlık adına nereden konuşulursa dünya onu dinlemeye hazır? Suudi Arabistan'dan mı? Pakistan'dan mı? Afganistan'dan mı? Sudan'dan mı? İran'dan mı? Türkiye'den mi?

Türkiye'ye bir pay çıkarmak için değil, ama İslâm dünyasına teker teker bakılsın. Yükü Türkiye'den başka omuzlayacak bir ülke görünüyor mu? Birkaç yıldır esen ters rüzgârlara bakarak "bu Türkiye mi?" itirazı yapılabilir. Ama biz en az çeyrek asırlık bir değerlendirmeden söz ediyoruz.

Ben yükün, Türkiye'nin omuzlarında olacağını düşünüyorum. O halde insanlık alemine; demokrasi, hukukun üstünlüğü, saydamlık, azınlık hakları, diyalog, barış ve hoşgörü konularında Müslümanlık adına ne söyleyeceğimizi ve nasıl söyleyeceğimizi tespit etmek zorundayız.

İşte Türk Müslümanlığı kavramı, bu konuda getirilecek sağlam yaklaşımların ve yenilenmenin adı olabilir.

Daha açık söyleyelim. İslâm'ın, insanı ve insanî değerleri öne çıkaran, hukukun üstünlüğünü savunan, çağdaş değerlerle ters düşmediğini anlatan yeni yorumlar ne kadar gerekliyse; İslâm ve uluslararası sistemle bağdaşan ve ırkçılığı reddeden bir milliyetçilik de o kadar gereklidir.

Küreselleşme, uluslararası sularda akıntıya kapılıp gitmek değildir. Tam tersine çağdaş dünyanın engin ufuklarında özümüzden kopmadan, biz kalarak onurla ve huzurla dolaşmaktır. Hafızasını kaybetmiş bir dünya vatandaşı değil, millî yapılanmanın sağladığı sağlam köklere tutunan ama dünya ile entegre olmayı da başarmış Türk vatandaşları olmalıdır.

Burada asıl görev eğitimcilere, sosyologlara, ilâhiyatçılara düşmektedir. Ufuk açıcı olması bakımından Prof. Dr. Mehmet S. Aydın'ın görüşünü okuyalım:

"Kelâmî-felsefî anlamda bir 'Türk Müslümanlığı'nın oluşup gelişmesi imkânsız bir şey midir? Bence hayır. Ben şahsen ufukta yeni bir teolojinin, yeni bir kelâmî-felsefî anlayışın ışıklarını görüyorum. Bu anlayışın meşguliyet noktaları Türkçe ezan, Türkçe ibadet gibi konular olmayacaktır. Bu yeni yaklaşım, Türk Müslümanlığının belirgin vasfı olan tarihi tasavvufî tecrübeyi de yanına alarak, hatta bütün tarihî tecrübeyi ciddiye alarak Kur'an'ı yeni bir gözle okumaya, oradan çağdaş dünyayı anlayan ve o dünyaya katkıda bulunan ve belli (önemli) ölçüde yeni diyebileceğimiz bu insan anlayışını, yeni bir ictimaî ahlâk görüşünü (özellikle kadına hak ettiği önemi veren) yeni bir dinlerarası, dolayısıyla uluslararası ilişkiler çerçevesini ve daha pek çok ilgili şeyi çıkarmaya gayret ve cesaret eden yeni bir yaklaşımdır." (İslâm'ın Evrenselliği. Ufuk Kitapları, sayfa72)

Türk Müslümanlığı, hem insanımız, hem de İslâm dünyası için bir medeniyet hamlesinin tazelenen ruhu olabilir.

Ne yapmak gerekiyor?

Öncelikle kendi dinamiklerimizi, kendi değerlerimizi ve tarih tecrübemizi ciddiye ve dikkate almak.

Bunun yanında insanlığın ulaştığı fikrî ve ilmî düzeyi, evrensel değerleri ciddiye ve dikkate almak.

Bu dikkat ve ciddiyetle, yeni bir İslâmî anlayışın, fikrî ve amelî hayatımıza yön verici noktaya çıkarılmasını sağlamak.

Tabii tek bir şartla. Dinini ciddiye alan ve dinî değerlere önem veren büyük çoğunluğu rencide eden zihniyeti terk ederek, iç bütünlüğümüzü güçlendirecek adımlar atmak.

Vicdanlarda istinat bulamayanlar silinip giderler...


h.gulerce@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

08/ 03/ 2001... Çözüm:2 Parlamento güçlendirilmeli
13/ 03/ 2001... Şartlar ağır, provokasyonlara dikkat!..
15/ 03/ 2001... İnönü: Bizde her şeyi yapan
20/ 03/ 2001... Marifet, demokrasiyle idare etmektir
22/ 03/ 2001... Kendimizi sorgulama
27/ 03/ 2001... Gücü okuyucudan almak önemlidir
29/ 03/ 2001... Mali yardım için siyasi şarta tosladık...
03/ 04/ 2001... Ulusal Program milli dayanışma ister...
05/ 04/ 2001... Konferanslar
10/ 04/ 2001... Türkiye'nin "din problemi"


| Ana Sayfa | Haberler| Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.