Yol ayrımı
İşçi ve memurdan sonra "orta direk" tabir edilen esnaf da günlerdir ayakta. Dün de Ankara ve İzmir'de binlerce insan dükkânını kapatmış, meydanlara dökülmüştü.
Üreten, vergi ödeyen ve aynı zamanda yanında insan çalıştırarak istihdama katkısı olan esnafın kepenk kapatmasının ülkeye faturası çok ağır olacak.
İntiharlar artıyor. Gece yarısından sonra gece muhabirlerimiz ve polis ekipleri her 10 dakikada bir anons edilen hırsızlık vakalarına artık yetişemiyorlar. Soygun, gasp olaylarında patlama var. Gece yaygın olan fuhuş olayları gündüze de kayıyor. Şehirlerin önemli noktaları, ana caddelerin üzerleri, köprü altları kendisini pazarlayan kadınlarla dolup taşıyor.
Polis Haftası vesilesi ile görüştüğümüz emniyet müdürleri toplumsal patlamalardan endişe ettiklerini ifade ettiler: "Eğer siyasî, ekonomik, sosyal tedbirler alınmazsa, sadece emniyet tedbirleri ile olayların önüne geçmemiz mümkün görünmüyor." Tecrübeli polisler, suç bataklığının gittikçe yaygınlaşıp derinleştiğini, tehlike çanlarının kulakları sağır edecek hale getirdiğini örneklerle anlattılar.
Ekonomik, sosyal sorunlar artarken Ankara ne yapıyor? İşte sorun da tam burada. Ülke bir gecede 10 yıl geriye gitmiş. Türkiye en fakir Afrika ülkeleri seviyesine gerilemiş, gerçek iktidarı elinde bulunduranların umurunda değil bütün bunlar.
Ankara seçkinleri çözüm değil korku üretiyor. Krize, sosyal patlamalara, üniversitelerden reçeteler istemesi gereken YÖK, ilim yuvalarının kapısına kilit vurmaya çalışıyor. Krize çare olacak tedbirler araması beklenen MGK, yeni "irtica ile mücadele paketleri" açıklıyor. Derviş'in istediği 15 yasayı çıkarmakta ayak sürüyen bakanlar, "Bundan böyle İstiklal Marşı okunurken başörtüsü açılacak!" emrine imza atmaktan çekinmiyor. Kısaca; inanç, fikir ve teşebbüs özgürlüğü gittikçe daraltılıyor. Ankara, Anadolu insanına ve sermayesine sırtını dönüyor. Devlet, vatandaşından kopuyor.
Türkiye bu ekonomik, sosyal ve siyasî krizden çıkabilir mi? İçeriden ve dışarıdan yapılan bütün yorumların işaret ettiği bir nokta var: Ekonomideki dengelerin oturması için her şeyden önce halkın güven ve desteğinin alınması gerekir. Topluma bir umut olarak empoze edilen Kemal Derviş de programını hazırlarken hep aynı şeyi söylüyor: "Toplumun bütün kesimleri destek vermezse hiçbir paket başarıya ulaşamaz."
Sivil kitle örgütü, işçi ve işveren temsilcileri de
"Sorunlar, demokrasinin, parlamenter rejimin ve piyasa ekonomisinin kuralları içerisinde çözülmeli" diyorlar. İşadamları, "Devlet ekonomiden çekilmeli. Şeffaflık, devlet yönetiminde vazgeçilmez bir ilke olmalı." görüşünü sıkça seslendiriyor.
Toplumun değişim talebine karşı direnen seçkinci çevreler de boş durmuyor. Ankara Tandoğan Meydanı'ndaki esnaf eylemini provoke ederek vatandaşla polisi çatıştıran kişiler, muhtemelen pamuk ipliği ile bağlı olduğumuz demokrasiyi rayından çıkarmak isteyenlerin hesabına hizmet ediyorlar.
Ve Türkiye, hızla bir yol ayrımına gidiyor. Ya feryat ve sıkıntılara kulak tıkanarak baskılar daha da artırılacak ya da demokratik yapısal değişimler gerçekleştirilerek ülkenin ve halkın önü açılacak. Ara rejim senaryoları artık sır değil. Tahrik ve provokasyonlara karşı daha dikkatli ve sağduyulu olunması gerekiyor.
Bir kaza olursa herkes kaybeder..
i.gursoy@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
15/
02/
2001...
Yaşayan Susurluklar
20/
02/
2001...
Krize tahammül yok
22/
02/
2001...
İktidar kavgası mı?
27/
02/
2001...
Krizin içinden
01/
03/
2001...
Mızrak çuvala sığmıyor
06/
03/
2001...
Bir şehidin anısına
15/
03/
2001...
Deli dana tehlikesi
22/
03/
2001...
Toplumsal mutabakat gereği
29/
03/
2001...
Bir odak üzerine
05/
04/
2001...
Ateşi söndürün
|