GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

15/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Fikir Platformu

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



KÜLTÜR-SANAT 


Anadolu ses verdi

Mydonose Productions şimdiye kadar birçok projeye imza attı. Spirit of the Dance, Circus Oz, Rus İmparatorluk Balesi (Imperial Russian Ballet), Trash ve Cortes gibi şov dünyasının en önemli isimlerini Türkiye’ye getirdi.

Her kuruma nasip olmayacak bir prestiji, iki yıl gibi kısa bir sürede elde etti. Giriştiği son projeyle de adını dünyaya duyuracak gibi. Eğer Mydonose grubu, bu projeden alnının akıyla çıkabilirse Türkiye, Lirik Tarih gösterisinden sonra dünyaya sunacağı bir dans topluluğuna kavuşmuş olacak.

Efsane canlanıyor...

‘Mydonose Productions bir efsaneye hayat veriyor’ başlığıyla sunulan 'Sultan of the Dance', Türkçesiyle Sultanların Dansı, şimdiye kadar izlediğim en güzel yerli dans gösterisi. 750 kişi arasından seçilen 90 dansçının 14 ay süren sıkı eğitiminin ardından gösteriye hazır hale gelen proje, Anadolu’nun her yöresinden 3000 ayrı dans figürü içerisinden seçilen 120 dans figürünün modern dansa uyarlanmasından oluşuyor. İçerisinde Anadolu’nun tüm renkleri, duyguları, ritimleri var. Bir anlamda Türkiye’nin mozayiği. Tınıları hiç de yabancı gelmeyen enfes müzik eşliğinde, sanki üzerinde yaşadığımız topraklar dile gelmiş ve duygularını vücut diliyle anlatıyor. ‘Tanrıların Dağı – Nemrut’ta Ateş Töreni, Ateş Dansları, Hayat Ağacı, Orta Asya Şaman Türklerinden Zerdüşt ve Yezidi Kürtlerine, Alevi Semah figürlerinden Mevlevi ayinlerine kadar her şey bir buçuk saatlik programa dahil edilmiş. 180 topuğun dans etmesine bakmayın siz, savaş da var bu programda, ağıt da var. İç Anadolu’nun kaşık havasıyla şenlenen ayaklar, Ege zeybeklerinin yiğit edasıyla ağır ağır dans ediyor; bir anda elinde kemençesiyle sahneye atılan kişi salonun havasını değiştiriyor. Kemençe sesini duyan her Karadenizli’nin yaptığı gibi 90 kişi bir anda horon tepmeye başlıyor.

Dünyayı dolaşacak

Yaklaşık 15 dakikalık bir özetini izlediğimiz Sultan of the Dance’ta, Trakya’nın oynak havalarından Gürcülerin dans figürlerine kadar her tür dansla karşılacaksınız bu gösteride. Bu projenin başındaki isim ise Mustafa Erdoğan. Ünlü sanatçı Yılmaz Erdoğan’ın abisi olan Mustafa Erdoğan gerçekten önemli bir organizasyon koyuyor ortaya. Projenin müziği besteleyen Taner Demiralp de öyle. Bu arada projenin sahibi Mydonose Productions’ın yaptığı fedakarlıkları unutmamak gerek. 3, 4 ve 5 Mayıs tarihlerinde Türk izleyicilerinin karşısına görücüye çıkacak olan gösteri daha sonra tüm dünyayı dolaşacak.




'Selam Olsun' dostlara

Anadolu pop tarzının 70’li yıllar boyunca en güçlü seslerinden biri sayılan Edip Akbayram uzun süren sessizliğini ‘Selam Olsun’ albümüyle bozdu. Aranjörlüğünü Ahmet Koç’un yaptığı albümde Akbayram birbirinden duygusal şarkılara yer veriyor.

Kiss Müzik imzalı albümde ‘Canım Oğlum’ isimli esere özellikle güzel tepkiler geldiğini söyleyen Akbayram “Albümde yer alan şarkıların hepsi benim bir canım. Beni yansıtıyor. Müzikseverlerin de kendilerine yakın şarkıyı bulmaları ve sevmeleri bir o kadar keyif vericidir.” diyor.

Çeyrek asrı aşkın zamanda, çizgisini hiç bozmadan sürdüren Edip Akbayram yıllar içinde kendisine sağlam bir dinleyici kitlesi oluşturdu. 90’ların ortasından itibaren, özellikle "Türküler Yanmaz" albümüyle yeni bir çıkış yaptı ve kendi çizgisinde sapmadan yürümeye devam etti. Bir söyleşisinde başlangıçtan itibaren ne yapmak istediği sorulduğunda şöyle cevaplıyordu soruyu: "Kalıcı bir şeyler yapmak istiyordum. Anadolu ezgilerini pop çizgisinde söylemek istedim. Toplumcu müzik yapmak istedim. Müziğimde geniş halk kitlelerinin yaşamı, sorunları olmalıydı. Ancak sivri, ucuz kahramanlıklardan da uzak durmaya çalıştım. İnançlarımdan, düşüncelerimden, politikamdan taviz vermeden, ‘tekniğinden yararlanarak, sorunlu, yoksul, geniş halk kitlelerine ulaşmak, daha çağdaş bir şeyler yapmak istiyordum."




Festival başladı

İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı’nca (İKSV) bu yıl 20’ncisi düzenlenen “Uluslararası İstanbul Film Festivali” törenle başladı. Beyoğlu Emek Sineması’ndaki törende konuşan İKSV Başkanı Şakir Eczacıbaşı, Türkiye’nin, Cumhuriyet tarihinin en büyük darboğazlarından birini yaşadığını söyledi.

Türkiye’nin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasında kültüre en az bütçe ayıran ülke olduğunu ifade eden Eczacıbaşı, “Türkiye’de ekonomik sorunlar belirince, sanatın birleştirici gücü, coşku yaratan niteliği gözden kaçırılıyor.” dedi. Eczacıbaşı, bu yılki festivale özellikle genç kesimin ilgi göstermesini beklediklerini sözlerine ekledi. Daha sonra festival kapsamında düzenlenen “Sinema Onur Ödülleri” sinema oyuncusu Fatma Girik, görüntü yönetmeni Turgut Ören ve besteci Yalçın Tura’ya verildi. Fatma Girik, 44 yıllık sinema sanatçısı olarak ödül almanın çok güzel bir duygu olduğunu belirterek, “Keşke bir 44 yılım daha olsa da o yılları da Türk sinemasına versem.” diye konuştu. “Yaşam Boyu Başarı Ödülü”ne de dünyaca ünlü Fransız yönetmen Bertrand Tavernier layık görüldü. Ödülünü Şakir Eczacıbaşı’nın elinden alan Tavernier, İstanbul’a gelmeyi seven bir insan olduğunu ve aldığı ödülün İstanbul’a gelmek için artı bir neden olacağını dile getirdi.




Gerçek dansın hikâyesi

Nick Warren’in 18. Global Underground albümü, ünlü DJ’lerin de geri dönüşümünü sağladı. Daha once Prague, Brazil ve Budapest albümleriyle DJ setlerinin örneklerini veren Nick’in Global Underground serisinin de dördüncü mix’i. Albüm, Weekend World Presents’in “The World” adlı çalışması ile açılıyor.

Şarkılardaki sound Nick gibi DJ’lerin öncülüğünü yaptığı yumuşak akort progresyonlarının altında dalgalanan minimal perküsyon ve ağır bass karışımından oluşuyor.




Türküler Sevdamız

“Biz 1997 yılında “Türküler Sevdamız”ı hazırlarken paylaşmanın, beraber gülüp ağlamanın ne kadar önemli olduğunu hissetmiştik. Hiçbir kaygının esiri olmadan tüm samimiyetimiz ve benliğimizle onu sizlerle paylaştık.

Bu çalışmamızda da yine sevdaya, barışa; kısaca insana dair ne varsa dile getirmeye çalıştık.” diyen Tolga Sağ, Erdal Erzincan ve Yılmaz Çelik’in ikinci albümleri de yine türkü dolu. Albümde, Naci Bayşu ve Arif Sağ'ın da katkıları var.




Mutlu Torun'la Buluşmalar

Mutlu Torun’un 'Buluşmalar’ adlı albümü, hem albüm içindeki hem de bazen bir parça içindeki farklı müzik türlerini bir araya getiriyor. Torun, albümü için, "Hayatımın en mühim parçasını, manasını oluşturan müzik maceram, zaten bu buluşmanın kendisidir:

Türk müziği, klasik Batı müziği, flamenko ve cazın emprovize imkanları.” diyor. Albümdeki beste ve düzenlemeler Mutlu Torun’a ait. Erkan Oğur’un eserleri ise Ali Reis’in Takası ve Şaka....



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.