GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

22/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



EKONOMİ 


Derviş’in geleceği petrolde

Uzmanlar, petrol fiyatlarındaki yükselişin eski programın çökmesinde önemli rol oynadığını belirterek, haziran ayında petrol fiyatlarının düşmesinin Derviş’in açıkladığı ekonomik paket için büyük avantaj olacağını ifade ediyorlar.

Yaşanan ekonomik buhrandan çıkış için hazırlanan ve içinde yapısal değişikliklerin ağırlıkta yer aldığı ekonomik programın ‘yumuşak karnı’nın uluslararası petrol fiyatları olduğu belirtildi.

Türkiye 1999 yılının ilk beş ayında varil başına ortalama 11,7 dolar ödediği ham petrole, 2000 yılının ilk beş ayında uluslararası fiyatlardaki artış nedeniyle 25,6 dolar ödedi. Bu dönemde ithal edilen ham petrol miktarı yüzde 25 azaldığı halde, ithalat için ödenen para 573 milyon dolar arttı. Uluslararası petrol uzmanları, petrolün varil fiyatının 35 dolara kadar yükselmesinin IMF ve Dünya Bankası tarafından desteklenen eski ekonomik programın çökmesinde önemli rol oynadığını vurgulayarak, petrol fiyatlarının düştüğü haziran ayının yeni programın başarı tarihi olarak belirlendiğine dikkat çektiler.

Petrol fiyatlarına yapılan zamların petrolün varil fiyatının uluslararası piyasalarda son 10 yılın en yüksek düzeyinde seyretmesi nedeniyle meydana geldiğini anlatan Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi petrol uzmanı Necdet Pamir, Türkiye’nin, toplam tüketiminin yüzde 88’ini halen yurtdışından ithal ettiğini hatırlatarak, fiyatlarda meydana gelen dalgalanmaların uluslararası fiyatlarla ilişkili olduğunu söyledi. Pamir, petrolün fiyatlarının uluslararası borsalarda dolar üzerinden belirlendiğini hatırlatarak, döviz kurunun henüz netleşmemesi yüzünden doların maliyetinin tüketiciyi olumsuz etkilediğini belirtti. Petrol ithal eden ülkelerin devalüasyon veya petrol fiyatlarında meydana gelen artış karşısında ya vergileri artırıp iç talebi kıstıklarını ya da dalgalı zam olarak bunu yansıttıklarını anlatan Necdet Pamir, yaşanan zam dalgasının uluslararası piyasalarda yaşanan artış ve devalüasyon sonucu meydana geldiğini kaydetti.

Petrol uzmanı Rasih Arbay ise doların şubat ayından bu yana yüzde 88 oranında değer kazandığını hatırlatarak aynı dönemde petrolün de uluslararası piyasalarda yüzde 14 değer kazanmasının akaryakıt fiyatlarında ciddi artışa sebep olduğunu ifade etti. Döviz kurunda meydana gelen değişimin pompa fiyatlarını olumsuz yönde etkilediğini anlatan Arbay, devalüasyon sırasında Türkiye’nin petrol ithalatı için döviz kurunu 1 milyon 280 bin lira olarak belirlediğini; ancak kurun 1 milyon lira civarına gerilemesi halinde akaryakıt fiyatlarında da bir düşüşün gerçekleşebileceğini ifade etti. Halen döviz kuru farkının oluşturulan akaryakıt istikrar fonunda değerlendirildiğini anlatan Rasih Arbay, kurun düşmesine karşın devletin petrol fiyatlarını bir sonraki devalüasyon olasılığına karşı düşürmeyebileceğini; ancak bunun, yaşanan kriz ortamında çok mümkün olmadığını kaydetti. (Ufuk Şanlı / İSTANBUL cha)




Derviş’in işleri kolaylaşır

MİT Ekonomik İşler Dairesi eski Başkanı Mahir Kaynak da açıklanan yeni ekonomik programın başarısının uluslararası petrol piyasalarında meydana gelecek gelişmelerle bağlantılı olduğunu belirterek, petrol fiyatlarının haziran ayından itibaren gerilemesi halinde enflasyonun düşmesinin mümkün olacağını belirtti.

Petrol fiyatlarında meydana gelen dalgalanmaların ithalatçı ülkeler üzerinde enflasyonist baskı oluşturduğunu anlatan Kaynak, ham petrolün varil fiyatının önümüzdeki aylarda 20 dolar civarına gerilemesi halinde Kemal Derviş’in açıkladığı ekonomik programın kolaylaşacağının altını çizdi.




10 dolarlık artışın maliyeti 2,9 milyar dolar

Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler’den Doç. Dr. Mine Eder, varil başına 10 dolarlık bir artışın Türkiye’nin dış ticaret dengesine 2,9 milyar dolarlık maliyet getireceğini belirtti.

Türkiye’nin petrol ithalatının geçen yıla oranla bu yıl yüzde 7 azalmasına karşın, ithalat için ödenen paranın 1 milyar 451 bin dolar arttığını hatırlatan Eder, eski programın başarısızlığını sadece petrol fiyatlarındaki artışa yüklemenin yanlış olacağını ifade etti. Programın başarısında petrol ve enerji fiyatları dışında kamu açıklarının giderilmesinin de önemli bir rol oynayacağını belirten Doç. Dr. Mine Eder, “Önümüzdeki haziran ayından itibaren uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının 28 dolardan 25 dolar civarında gerilemesi bekleniyor. Bu da Derviş’in ekonomik programına büyük katkı sağlayacaktır.” dedi.




Tedbirlere odaklanın

ABD Başkanı George W. Bush yönetimi, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve diğer çokuluslu kredi kuruluşlarının, mali krizin bir ülkeyi sarmasını beklemek yerine, mali krizleri önleyici tedbirlere odaklaşması gerektiğini savunuyor.

Bush yönetiminin Hazine Bakanı Paul O’Neill, New York Ekonomi Kulübü’ndeki konuşmasında, son zamanlardaki mali krizler incelendiğinde, karar alıcıların, sorunlar felakete dönüşmeden önce daha süratle hareket etmeleri gerektiğini açıkça gösterdiğini söyledi.

O’Neill, bu durum değişmediği sürece, zengin ülkelerin katkıda bulunmayı isteyecekleri mali desteğin sınırlanabileceğine dikkat çekti. O’Neill, “Uluslararası mali kuruluşların geçmişimiz, şimdiki zamanımız ve geleceğimiz gerekli ve önemli bir parçası olduğuna inanıyorum, ancak; yangın söndürmeye (mali krizleri gidermek) harcadıkları para ve zamanı azaltmak için birlikte çalışmadığımız sürece, bu kuruluşların geleceğinin zorlanacağından endişeliyim.” diye konuştu.

O’Neill, maliye bakanlarının dünyasında, yanlış, hatalı politikalara destek için giden milyarlarca dolar hakkında sanki hiç önemsizmiş gibi konuşulurken, bu paraların, emekçi vergi mükelleflerinden, yerinde, akıllıca kullanım için toplanan vergilerden oluştuğunun hatırlanması gerektiğini vurguladı. O’Neill, IMF’nin, bir ülkenin ekonomisini nasıl idare ettiğine bakıp potansiyel sorunları bulup ortaya çıkartmaya ve ileriye dönük çabasını desteklediğini söyledi.




IMF: Gelişmeler memnuniyet verici

Türkiye’nin ekonomik reformların gerçekleştirilmesi yolundaki çabalarını son günlerde hızlandırması, Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından olumlu karşılandı.

IMF sözcüsü David Hawley, “Türk yetkililerinin, programın uygulanması yönünde ilerleme sağlamasını memnuniyetle karşılıyoruz.” dedi. Sözcü Hawley’in bu sözleriyle IMF, Türkiye’nin ekonomik reform programını son haline getirme çabalarına desteğini iletmiş oldu. Washington’daki uluslararası finans çevreleri, niyet mektubu üzerinde anlaşma sağlanmasından sonra, yeni ekonomik programa verilecek dış yardımın miktarının kesinleşme yoluna gireceğini belirttiler. Türkiye’nin yeni ekonomik programının, niyet mektubu hazırlanarak IMF heyetinin Washington’a dönmesinden yaklaşık 2-3 hafta sonra IMF İcra Direktörleri Kurulu’nda onaylanması bekleniyor.




IMF programı onaylar

Mart 1978’deki ekonomik istikrar programının mimarı olan ve o dönemdeki ‘milliyetçi cephe hükümeti’ olarak adlandırılan CHP hükümetinde Maliye Bakanlığı yapan Ziya Müezzinoğlu, IMF’in ekonomik programa tam destek vereceğini söyledi.

Müezzinoğlu’na göre, dış yardım mayıs ayı başında Türkiye’ye ulaşacak.

Öncelikle hükümetin iyi niyet mektubunu IMF Yönetim Kurulu’na sunması gerektiğini hatırlatan Türkiye Avrupa Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Ziya Müezzinoğlu, şu anda sürecin tabii seyrinde devam ettiğini belirtti. Müezzinoğlu, dış kaynak beklentisinin aceleye getirilmesinin bir sonuç vermeyeceği görüşünde. Nisan sonunda toplanacak IMF Yönetim Kurulu’nun Türkiye’nin sunduğu iyi niyet mektubunu ele alacağını vurgulayarak, “Dış kaynak nerede kaldı? diyenler prosedürleri görmezden geliyorlar. Süreç şu anda tabii seyrinde işliyor. Hükümet iyi niyet mektubunu IMF’ye sunacak ve bu mektup nisan sonunda IMF Yönetim Kurulu’nda ele alınacak. IMF’nin 12 milyar dolarlık dış kaynak hareketi de bu toplantıdan çıkacak onaya bağlı. Ama bu program IMF’den mutlaka onay alacaktır. Zaten program IMF heyeti ile ortak hazırlandı.” dedi.

Başka yardımlar da gelebilir

Eski maliye bakanlarından Ziya Müezzinoğlu, IMF’den gelecek kaynağın dışında Dünya Bankası, Almanya, Japonya ve Amerika’dan da 7-8 milyar dolarlık mali desteğin gelebileceğini söyledi. Müezzinoğlu, bir haftalık gelişmelerin bu tezini doğruladığını kayedederken, dışarıdaki bu olumlu gelişmeyi programın özündeki ‘yapısal reformlar’a bağladı.

Turhan Bozkurt / İSTANBUL (cha)




Piyasalarınızı geliştirin

AB üyesi 15 ülke ile üye adayı 13 ülkenin maliye bakanları ve merkez bankaları başkanlarının toplantısında, müstakbel üyelerin şartları yerine getirmelerine yardım irdeleniyor.

AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi, aday ülkelere yeni zorluklar, engeller çıkartmak istemediklerini bildirdi.

AB Komisyonu, üye adayı ülkelerde sorunlu alanları saptayan bir rapor yayınladı. Raporda, AB’ye müstakbel adaylara, “mali piyasalarınızı geliştirin” mesajı verildi. Rapora göre, AB’ye yeni üyelerin katılımıyla, söz konusu ülkelere beklenen yatırım akışı hızlı büyümeyi ateşleyecek. Ancak, bankalar, yatırımlar, vergilendirme, emeklilik fonları, sigortacılığı idare eden güvenilir kurallar olmadığı ya da hükümetlerin geniş cari işlemler açıkları finanse edememeleri halinde, potansiyel olarak dalgalı sermaye akışları istikrarsızlık anlamına gelebilecek.

Raporda, üye adayı ülkelerdeki sorunlu alanlara ilişkin değerlendirmede daha sonra şu görüşlere yer verildi: “Bankaların devlet mülkiyetinde oluşu bazı ülkelerde hala önemli düzeyde ve aday ülkelerdeki bu mali piyasalar, hala ekonomik büyümeyi tamamen destekleyemeyecek denli azgelişmiş.”

Öte yandan, Maliye Bakanı Sümer Oral da, toplantının sabahki oturumunda, “Kamu açıklarının ve borçlarının ölçülmesinde yaşanan sorunlar” konulu konuşmasında, Türkiye’deki tecrübeler konusunda bilgi verildi.




Eyleme hazırlanıyorlar

Kamu bankalarının tek çatı altında toplanması sırasında çalışanların mağdur olmaması için bankacılar eyleme hazırlanıyorlar.

Tüm Banka ve Sigorta Çalışanları Sendikası (Tüm Banka-Sen) Genel Başkanı Ali Rıza Camcı, 1 Haziran 2001 itibariyle 11 bini Ziraat Bankası’nda olmak üzere, 20 bin civarında kamu bankası çalışanının emekliliğinin geleceğinin hesaplandığını belirterek, bunların tümünün emekliliğe sevk edilmesi halinde, bu bankalarda ciddi personel sıkıntısı doğacağını söyledi.

Camcı, Ziraat Bankası, Halk Bankası ve Emlak Bankası’nın özelleştirilmesi halinde ortaya çıkacak hizmet ve kredi boşluğunun doldurulamayacağını belirtti. Bu aşamada kamu bankası çalışanlarının mağdur olmaması için, öncelikle Emek Platformu tarafından açıklanan eylem planına aynen uyacaklarını belirten Camcı, ayrıca dün başlayan ve 3 gün sürecek Tüm Banka-Sen Genel Yönetim Kurulu toplantısında alınacak kararlara bağlı olarak, emekten gelen gücü kullanarak işi bırakmaya kadar bir dizi eylemi gündeme getirebileceklerini açıkladı.




Kriz, Zorunlu ve KEY’i de çarptı

Yıllardır düşük değerleme ile eriyen Konut Edindirme Yardımı ve Zorunlu Tasarruf Kesintileri, son darbeyi dalgalı kur sistemi ile yedi ve kesintiler dolar olarak yaklaşık yüzde 45 buharlaştı.

Yıllardır düşük değerleme nedeni ile eriyen Konut Edindirme Yardımları (KEY) ve Zorunlu Tasarruf Kesintileri son darbeyi dalgalı kur sistemi ile yedi ve dövizdeki son artış, çalışanların tasarruflarını dolar olarak yaklaşık yüzde 45 oranında buharlaştırdı. Böylece, ekonomik kriz nedeni ile ücretleri eriyen çalışanların, dalgalı kur sistemi ile de tasarrufları erimiş oldu.

Hazırlanan son ekonomik programda 6 katrilyon lirayı bulan Zorunlu Tasarruf Kesintileri’nin hak sahiplerine geri ödenmesi konusuna yer verilmemesi, kesintilerin bu yıl da ödenmeyeceği yorumlarına sebep oluyor. Hazine yetkilileri daha önce Zorunlu Tasarruf Kesintileri’nin geri ödenebilmesi için kanun değişikliği gerektiğini belirtirken, kanun değişikliği, bütçe, yeni program derken fonda biriken paraların hak sahiplerine ödenmesi konusunda herhangi bir ilerleme sağlanamıyor.

Hazine Müsteşarlığı’nın verilerine göre Çalışanların Tasarrufa Teşvik Hesabı’nda Şubat 2001 tarihi itibariyle 5,9 katrilyon lira birikti. Merkez Bankası’nın 19 Şubat tarihinde 686.368 lira olan dolar kuru ile Tasarrufu Teşvik Hesabı’nda karşılığı 8,5 milyar dolara denk gelirken, bu rakam dalgalı kur sitemi sonucu 20 Nisan 2001 tarihinde 1 milyon 230 bin 227 lira olan Merkez Bankası döviz kuru ile 4,7 milyar dolara geriledi. Aynı şekilde, daha önce Emlak Bankası tarafından 387 trilyon lira olarak açıklanan Konut Edindirme Yardımları da aynı tarihli kurlar ile 563 milyon dolardan 314 milyon dolara geriledi. Zorunlu Tasarruf Kesintileri, bugüne kadar değişik kamu kağıtları vb ile değerlendirilirken, Konut Edindirme Yardımları ise uzun yıllar Emlak Bankası’nın düşük değerlemesi nedeni ile ciddi kayba uğramış ve son olarak banka tarafından 387 trilyon lira olarak açıklanmıştı. Bakanlar Kurulu da bankanın bu paraları ödeme kabiliyetinin olmaması nedeni ile 588 sayılı kanun hükmünde kararname ile KEY paraları karşılığı Emlak Bankası gayrimenkulün hak sahipleri adına Emlak Konut AŞ’ye devredilerek tasfiye etmişti. Ancak, KHK’ya rağmen, Emlak Bankası KEY hak sahipleri adına herhangi bir tescil yapmadığı için hesabın durumu henüz bir netlik kazanmadı. (İsmail Altunsoy / Ekonomi)




Sendikalar istemişti

Öte yandan Konut Edindirme Yardımları ve Zorunlu Tasarruf Kesintileri ile ilgili olarak bugüne kadar değişik tepkiler gösteren, işçi ve memur sendikaları da bir sonuç alamamış ve düşük değerleme nedeni ile tasarruflar yıllar itibariyle ciddi erimeye maruz kalmıştı.

Bilindiği gibi çalışanları tasarrufa teşvik etmeyi amaçlayan Zorunlu Tasarruf Kesintileri, 1 Nisan 1988 tarihinde uygulamaya konulmuş ve 1 Haziran 2000 tarihinde de İşsizlik Sigortası uygulaması ile son bulmuştu. Konut Edindirme Yardımları ise, işçi, memur ve bunların emeklilerine yardım amacıyla 1986 yılında uygulamaya konulmuş; ancak uygulamadan istenen verimin alınamaması nedeni ile 1996 yılında kesintiden vazgeçilmişti.

Son olarak Hazine, ÇTTH’de Şubat 2001 tarihi itibariyle 5,9 katrilyon lira biriktiğini açıklarken, Emlak Bankası ise daha önce KEY hesaplarında Aralık 1999 sonu itibariyle 387 trilyon lira biriktiğini açıklamıştı.

Zorunlu Tasarruf hesabında yaklaşık 6 milyon, KEY hesaplarında ise 3-4 milyon hak sahibi olduğu tahmin ediliyor.




SSK ve Bağ-Kur borçlarına af yok

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan, SSK ve Bağ-Kur sigorta prim borçlarının affedilmesi veya dondurulmasının, prim borçlarını zamanında ödeyenler ile ödemeyenler arasında adaletsizlikler yarattığını ve aktüeryal dengeleri bozduğunu belirterek, bu yönde bir çalışma yapılmasının düşünülmediğini bildirdi.

Okuyan, mevcut prim ve gecikme zammı borçlarının tahsili için borçlu sigortalılar aleyhine önce idari takip yapıldığını, bu süreçte önce borçlu sigortalılara ödemeye davet mektubu gönderildiğini, ancak borcunu defaten veya 10 takside kadar ödemeyenler aleyhinde icra takibi yapıldığını kaydetti.

Borç ödenince dava biter

İcra İflas Kanunu hükümlerine dayanılarak ve borçluyu borcunu ödetmeye zorlamak amacıyla açılan davalar sonucu verilen mahkumiyet kararlarının, ceza hukuku anlamında mahkumiyet kararı olmayıp kesinleşmiş olsalar dahi borcun ödenmesi halinde tüm sonuçlarıyla birlikte kendiliğinden ortadan kalktığını hatırlatan Okuyan, borçlu sigortalının gerçekten ödeme gücünün olmadığının anlaşılması ve yeni bir ödeme planı önermesi halinde icra ceza davası hangi aşamada olursa olsun Bağ-Kur’un davadan feragat ettiğini kaydetti.




Borsa Meclis’le arttı

Ekonomik programın açıklanmasının ardından Meclis’te öncelikli yasaların çıkması yönündeki çalışmalar piyasalarda olumlu karşılandı.

Altın ve dövizde yüzde 1,4-5,0 aralığında gerçekleşen artışların yanında hisse senetlerinde de ortalama yüzde 8,03’lük çıkış gerçekleşti. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) hafta boyunca 718,10 puan artan endeks haftayı 9.658,35 puandan kapadı.

Geçen hafta İstanbul serbest piyasada Türk Lirası karşısında ABD Doları’nın fiyatı yüzde 1,40 oranında, Alman Markı’nın fiyatı da yüzde 1,79 oranında arttı. 24 ayar külçe altının gram satış fiyatı yüzde 3,06, Cumhuriyet altınının satış fiyatı da yüzde 3,76 oranında yükseldi.

Borsa’da geçen hafta

Borsa haftaya yüzde 4,91’lik artışla başladı. Salı günü gelen kâr realizasyonlarıyla yüzde 3,42 oranında gerileme yaşandı. Çarşamba günü yerinde sayan Borsa yüzde 0,13’lük artışla yetindi. Meclis’in yoğun çalışma temposuyla çıkarmaya başladığı öncelikli yasalar piyasaların seyrine olumlu etki yaptı ve hisse senetleri haftanın son iki gününü artışla kapadı. Perşembe günü ortalama yüzde 4,18, cuma günü de ortalama yüzde 2,22 oranında artan endeks haftayı 9.658,35 puandan tamamladı.




Kazananlar - kaybedenler

Borsa’da geçen hafta işlem gören 303 hisse senedinden 280’i değer kazandı. 18 hisse senedi değer yitirirken, 5 hissenin değeri de değişmedi.

En yüksek oranlı artışlar yüzde 150,00 ile Kristal Kola hisselerinde oldu. Mustafa Yılmaz Yatırım Ortaklığı hisseleri yüzde 107,69 oranındaki artışla ikinci ve Mustafa Yılmaz Yatırım Ortaklığı (YENİ) hisseleri de yüzde 91,67 oranındaki artışla üçüncü oldu. En yüksek oranlı düşüş ise yüzde 49,72 ile Bayraklı Boya hisselerinde gerçekleşti. Yüzde 21,88’lik düşüşle Meges Boya (YENİ) hisseleri ikinci, yüzde 19,15’lik düşüşle de Ersu Gıda hisseleri üçüncü sırada yer aldı.

İMKB Ulusal Pazar’da geçen hafta toplam 453 milyar 983,1 milyon adet hisse senedi işlem gördü ve karşılığında 1 katrilyon 907 trilyon 858,1 milyar liralık işlem hacmi gerçekleşti.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.