İkinci tetikçi iddiası
Gazetemizin, Adalet eski Bakanı Oltan Sungurlu'ya dayanarak verdiği 'Özal üçüncü sesi arıyordu.' haberi, yeni gelişmeleri beraberinde getirdi. Salonda Kartal Demirağ'ın dışında ikinci bir tetikçi gördüğünü açıklayan Vehbi Dinçerler, daha uzun boylu olan bu kişinin kargaşa sırasında bir anda ortadan kaybolduğunu söyledi.
Milli Eğitim eski Bakanı Vehbi Dinçerler, bugüne kadar kamuoyuna yansımayan yeni bir iddiayı gündeme getirdi. 1988 yılındaki ANAP kongresi sırasında Turgut Özal'a yapılan suikastta ikinci bir tetikçinin bulunduğunu ileri süren Dinçerler, "Çok iyi gördüm. Suikast anında, platform önünde iki kişi aynı anda ellerini havaya kaldırdı.
Bunun üzerine (Ne oluyor) diye bağırdığımı hatırlıyorum." dedi.
Dinçerler, gazetemizde 19 Nisan Perşembe günü yayınlanan 'Özal üçüncü sesi arıyordu.' başlıklı haberi okuyunca, suikast sırasında gördüklerini anlatmaya karar verdiğini belirtti. Kartal Demirağ dışında salondaki ikinci tetikçiyi gördüğünü kaydeden Vehbi Dinçerler'in iddiaları özetle şöyle:
Uzun olan kayboldu
"Konuşma kürsüsü, salondaki potaların yanında idi. Ortaya doğru ise kameraların ve foto muhabirlerinin rahat çalışmaları için bir platform vardı. Bu platform ile tribünlerin arası çok kalabalıktı. Tetikçiler, bu basın platformu ile tribünlerin arasındaki kalabalığın içinde, Özal ve parti yöneticileri için ayrılan yerin önünde bulunuyorlardı. Özal ve Semra Hanım oraya oturdular mı, oturmadılar mı? Çok hatırlamıyorum. Ama, eğer suikastı orada yapmış olsalardı mutlaka vururlardı. Çünkü Özal'a ayrılan yerle tetikçilerin arası çok yakındı. Ellerini havaya kaldırmalarına bile gerek yoktu. Belki de çevreleri çok kalabalık olduğu için çekindiler.
İki tetikçi yan yana idiler. Biri uzun, diğeri ondan biraz kısa idi. İkisinin de aynı anda, ellerini yavaş yavaş havaya kaldırdıklarını çok iyi gördüm. Gayri ihtiyari olarak (Ne oluyor) diye yerimden kalktığımı hatırlıyorum. Ardından kurşun sesleri geldi."
Yeniden araştırılsın
Kartal Demirağ'ın olaydan sonra yakalandığını; ancak uzun boylu ikinci tetikçinin bir anda ortadan kaybolduğunu ifade eden Dinçerler, olayın ardından bildiklerini ve gördüklerini Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Selçuk'a aktardığını vurguladı. Aradan geçen 13 yıl içinde söz konusu ikinci kişi hakkında hiçbir bilgi edinemediğini dile getiren Dinçerler, halen karanlığını koruyan suikastın açıklığa kavuşturulmasını istedi. Dinçerler, sözlerini şöyle tamamladı: "Devletin arşivlerinde ne varsa açıklansın. Turgut Bey cumhurbaşkanı iken, suikast ile ilgili Cumhurbaşkanlığı'na belge ve bilgi bıraktı ise Ahmet Necdet Sezer bunları açıklasın. MİT, Emniyet ve bütün devlet birimlerindeki konuyla ilgili belge, bilgi, rapor ve video görüntülerinin tekrar gözden geçirilmesi gerekmektedir."
Revizyona huzur engeli
Koalisyon ortaklarının, kabine revizyonuna yanaşmamalarında 'parti içi dengelerin etkilenmesi' endişesinin de etkili olduğu belirtiliyor. MHP lideri Devlet Bahçeli'nin, partililere yaptığı değerlendirmelerde, "Dışarıdan gelen yönlendirmelere tabi olmayız. Ayrıca, partilerin iç düzenleri ve disiplinleri de önemlidir. Parti huzurunun bozulmasına yol açamazdık." dediği öğrenildi.
Siyaseti yeniden düzenleme çabalarına da değinen MHP lideri Bahçeli, revizyon ve Siyasi Partiler Kanunu'nda değişiklik taleplerinin, ekonomik krizi siyasi krize dönüştürmeye dönük olduğunu savundu.
Bayrak tüzüğü rahatsızlığı
Öte yandan, Türk Bayrağı Tüzüğü'ne başörtüsü yasağının eklenmesi konusunda rahatsızlık yaşayan MHP'nin, bunun iptali için çalışacağı iddia ediliyor. 'Bayrak törenlerine katılan vatandaşların başlarının açık olması' zorunluluğu getiren yeni tüzüğün altında MHP lideri Devlet Bahçeli'nin imzasının bulunması, partilileri sıkıntıya soktu. Teşkilatlarda ve milletvekilleri arasında huzursuzluk yaşanırken, tepkiler Bahçeli'ye kadar ulaştı. Bahçeli'nin, 'söz konusu ibarenin gözden kaçtığını, ancak bunun düzeltileceğini' söylediği ifade ediliyor.
'Hem başörtüsü problemini çözemiyorsunuz hem de yasağın halka kadar yayılmasına göz yumuyorsunuz' eleştirilerine muhatap kalan MHP'liler, durumun düzeltileceğini dile getiriyorlar. MHP'li üst düzey bir yönetici, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Devlet Bey'in gözünden kaçmış. Bakanlarımız da, Devlet Bey'in imzasını görünce okumadan imzalamışlar. Hoş olmayan bir durum. Biz, üniversitelerden kalkması için uğraştığımız yasağın sokağa yayılmasını istemeyiz. Şimdi bunun düzeltilmesi için çabalıyoruz. En kısa zamanda, tüzükten o bölüm çıkarılacak."
Hükümet yangını seyrediyor
DYP İstanbul Milletvekili Aydın Menderes, hükümetin ekonomik kriz konusunda, 'yangını seyreden itfaiyeci' gibi davrandığını savunarak, sınavdan geçen siyasetin tez vakitte yeni bir hükümet çıkaracağını söyledi.
Parti genel merkezinde bir basın toplantısı düzenleyen Menderes, hükümetin iki aydan beri krizi kontrol etmek için hiçbir şey yapmadığını iddia etti. İktidarın bütün ümidini Kemal Derviş'e, Derviş'in ise dışarıdan gelecek 12 milyar dolara bağladığını anlatan Menderes, şöyle konuştu: "Hükümetin ekonomik kriz karşısındaki durumu, yangını söndüreceği yerde yangını seyreden itfaiyeciler gibidir. Hükümet tüm kredisini tüketmiştir. Bu hükümetin şahsında, siyaset bir sınavdan geçiyor. Bu sınav tez zamanda Türkiye'nin önüne demokratik şartlarda yeni bir hükümet getirecektir." ANKARA (Zaman)
Bu olay Özkan'ın ilk vukuatı değil
Milliyet gazetesinde yazmasının yanında Kanal D haberlerini de yöneten Tuncay Özkan’ın, İstanbul polisi ve İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’la ilgili son haberi de gerçek dışı çıktı.
Özkan, İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz’un, “rüşvet ve yolsuzlukla mücadele bürosu” için kurduğu birimi, “Poliste şantaj çetesi” başlığıyla gazetenin manşetine taşıdı.
Ocak ayında Şişli Emniyet Müdürlüğü’nde yaşanan rüşvet skandalından sonra İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abanoz, özellikle poliste rüşvet olayının önüne geçmek için bir birim kurma kararı aldı. Bir başkomiser, Şişli Emniyet Müdürü Yaşar Güngör Şahin’in odasına girmiş, içi para dolu bir kese kağıdını masanın üzerine koyarak, “Bugün topladığımız bahşişlerden sizin payınıza düşen hasılat.” demişti.
Şişli’deki gibi delillendirme imkanı olmasa da İstanbul Emniyeti’nin çeşitli birimlerinde rüşvet iddiaları dile getirilmekteydi. Kazım Abanoz, bu rüşvet ve yolsuzluk olaylarının önüne geçmek için İstanbul Emniyeti’nin Gayrettepe’deki binasında kurduğu bu yeni birime “Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Büro Amirliği” adını verdi.
Hangi siyasetçi yakını devreye girdi?
İstanbul Emniyeti’nde her yıl yapılması gereken rutin tayin ve yer değişikliği olayından sonra, tamamen rüşvetle mücadele için kurulan bu büroyu da “jurnal çetesi” olarak lanse eden Özkan’ın bu haberleri, İstanbul polisinde çeşitli senaryolarla açıklanıyor.
Bu senaryolardan birincisi şöyle: İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevine geldiği tarihten bu yana üst düzey görevlerde herhangi bir değişiklik yapmayan Kazım Abanoz’un kadrolaşma peşinde olmadığını Özkan da biliyor. Abanoz, çeşitli mülahazalarla birkaç şube müdürünün görev yerini değiştirmek istedi. İşte ne olduysa bu noktada oldu. Etkili bir şubenin başındaki polis müdürü, görevden alınacağını öğrenince Ankara’da önde gelen bir siyasetçinin bir yakınını devreye soktu. Ankara’dan, İstanbul Valisi Erol Çakır’a, bu şube müdürünü görevden alacak herhangi bir işleme onay vermemesi talimatı geldi. Bütün bu girişimler İçişleri Bakanı Sadettin Tantan’ı by–pass ederek yapıldı.
Özkan’ın haberleriyle ilgili ikinci senaryo ise şöyle açıklanıyor: İstanbul polisinin bir bölümündeki rüşvet çarkında büyük bir ilçede görevli üst düzey bir polis ile, iki şube müdürünün ismi de geçti. Bu isimler, eninde sonunda görevden alınacaklarını anlayınca Abanoz’a karşı harekat başlattılar.
Özkan’a internet eleştirileri
Eski yazdıklarını tekrar etmesi ve haberlerinde gerçek dışı unsurlara yer vermesiyle tanınan Tuncay Özkan’a dün haber portallarından da sert eleştiriler geldi. Türkiye’nin önde gelen haber portalı Haber Türk’ün yöneticisi Ufuk Güldemir, Özkan’ın İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve İstanbul polisini hedef alan haberleri için şu yorumu yaptı:
“Milliyet’te Tuncay Özkan’ın Sadettin Tantan’a saldıran haberleri tartışma yaratıyor. Tuncay Özkan sadece Milliyet yazarı değil, aynı zamanda Kemal Derviş’in İngilizce telefon konuşmasında dudaklarını Türkçe okutan Kanal D Haber’in de başında. O günlerde Mesut Yılmaz’ın Derviş’i bakan yaptırmamak için ne kadar uğraştığı biliniyor. Derviş’in Türkçe değil İngilizce konuştuğu ortaya çıktığında Tuncay Özkan bir açıklama yaparak bantı İngiltere’de bir uzman kurula İngilizce dudak okutacaklarını bildirmişti. Şu ana kadar bu vaat gerçekleşmedi. Bu vaat gerçekleşip haberi yapılmadığı sürece Tuncay Özkan’ın gazetecilik itibarı şaibe altında olacaktır. İtibarı tartışılmakta olan bir gazetecinin Tantan olayı gibi hassas bir konudaki haberleri de daima kuşkuyla karşılanacak ve gazetecilik dışı mülahazalar aranacaktır.”
Barzani haberindeki çarpıtma
Diğer taraftan Medya Kronik sitesinde de Tuncay Özkan olayını irdeleyen bir yazı yayınlandı. Özkan’ın, Diyarbakır’dan kendisine haber servisi yapan bir polis müdüründen aldığı anlaşılan 18 Nisan 2001 tarihli yazısını ele alan Medya Kronik, bu yazıdaki yanlışları ve çarpıtmaları sıraladı:
“18 Nisan tarihli Milliyet gazetesinde Tuncay Özkan’ın her zamanki atlatma haberlerinden biri vardı: “Barzani Türkiye’yi sırtından vurdu” başlıklı habere göre, PKK’nın Güneydoğu’da boşalttığı terör olgusunun yerine Barzani kuvvetlerinin eğittiği yeni bir terör grubu konulmaya çalışılıyordu. Kısa adı PSK olan Partiya Sorejan Kürdistan, (Kürdistan Devrim Partisi)’nin 80 silahlı adamı yakalanmıştı.
Daha sonraki gelişmeler ise haberin fos olduğunu ortaya koymuştu. 80 değil 26 kişi olan ve Özkan’ın çok büyük eylemler yapmaya hazırlandığını söylediği zanlılardan ele geçenlerse şunlardı: “16 dinamit lokumu, 6 tabanca, 1 Kalaşnikof marka silah, 1 elektrikli fünye, 1 av tüfeği, 172 fişek, 1 zaman ayarlı molotof kokteyli, örgüt arşivinin bulunduğu bilgisayar disketleri ve örgüte ait dokümanlar... 19 Nisan akşamı televizyonlardaki haber bültenlerini izleyenler, 26 kişiden sadece yedisinin tutuklandığını, aralarında “Yeni Apo”nun da (Star’a göre “Dandik Apo”) bulunduğu 19 kişinin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığını öğrendiler.
En ağır suçlama
Tuncay Özkan’a en ağır suçlama ise Kadir Çelik’in sahibi bulunduğu Objektifhaber internet sitesinden geldi. Sitede yer alan haberde ‘Telekulak Davası’nın sanıklarından, eski Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı Osman Ak’ın Kırıkkale 2. Asliye Ceza Mahkemesi’ne verdiği dilekçede, gazeteci Tuncay Özkan’a ağır suçlamalarda bulunduğu ve Yargıtay üyelerinin telefonlarını Tuncay Özkan’ın yönlendirmesi ve devrin başbakanının talimatıyla izinsiz dinlediklerini ortaya koyduğu ileri sürüldü. (Ercan
Gün)
Ana sinesinde buruşan hayat
"Ben doğduktan sonra annemle babam ayrılmışlar. İstanbul'a yerleşen babam, ilkokulu bitirince beni de yanına aldı. Aksaray'da yaşayan annemi çok özlüyordum. Kendisine haber göndererek, '20 yaşına gelince seni yanıma alacağım.' demiştim. Söz verdiğim gibi gittim. Ama geç kalmıştım. Ölümünün üzerinden üç ay geçmişti. Bu, bende derin bir sızı bıraktı. Ortaokulda çekilmiş bir fotoğrafım vardı. Öldüğünde göğsünden o buruşmuş fotoğraf çıkmış. Hasretini bununla gideriyormuş. 'Dünyaların bedeli Ahmet'im' dermiş. Beni, hep böyle severdi."
MHP İstanbul Milletvekili ve Meclis İdare Amiri Ahmet Çakar'ın, Aksaray'da başlayan 50 yıllık hayatı, acılarla dolu. Ayakkabı ustası babası, doğumundan kısa bir süre sonra annesinden ayrılarak İstanbul'a gitmiş. 7 yaşına geldiğinde babası, Ahmet Çakar'ı yanına aldırmış. Kendi deyimiyle, 'doğunca baba, okul çağında ana yok', hem yetim hem öksüz büyümüş. Annesi Aksaray'da yaşadığı için, Çakar'a, babası ve babaannesi annelik yapmış.
Ailenin tek erkek çocuğu olmanın sorumluluğuyla sıcaklığını uzaklardan hissettiği annesini ihmal etmemiş. Annesine, '20 yaşına geldiğimde seni yanıma alacağım.' diye haber gönderen Çakar, bu noktada kaderin acı cilvesiyle tanışmış: "Söz verdiğim gibi, gittim. Ama geç kalmıştım. Ölümünün üzerinden üç ay geçmişti. Bu bende, derin bir sızı bıraktı. Bir anne ile erkek çocuğunu birlikte görsem dökülürüm, ağlarım."
Çakar, bu sözleri sarf ederken, beş dakika sustu. Geçmişe daldı. Gözlerinden süzülen yaşları kağıt mendiliyle sildikten sonra devam etti: "Ortaokul son sınıfta çekilmiş bir fotoğrafımı bulmuş. Rahmetli olduğu gün göğsünden o buruşmuş fotoğraf çıkmış. Hasretini bununla gideriyormuş. 'Dünyaların bedeli Ahmet'im' dermiş. Beni, hep böyle severdi."
Davudi sesli pazarcı
Ahmet Çakar, çalışmaya küçük yaşta başlamış. Ortaokulda iken, evin geçimine katkıda bulunmak zorunda kalmış. Pazarcılık yapmış. İlkokul 4'üncü sınıf öğrencisi gürbüz çocuk, elinde bir kumaş parçası, avazının çıktığı kadar bağırıyor: "Ey vatandaş, şu elimdeki ürünü görmeniz menfaatiniz icabıdır. Mağazada beş katına, bizde sudan ucuz." Bu davudi tok sese kulak veren kalabalık, o küçük çocuğun bir gün milletvekili olacağını düşünmemişti.
Çakar, babasıyla birlikte Mahmut Paşa'da işportacılık yapmış. Ermeni, Rum ve Musevi esnafla tanışmış. Leon isimli bir Ermeni terzinin yanında çıraklık dönemini geçirmiş. Çakar'ın ortaokul, lise ve üniversite yılları da, aynı koşuşturmayla geçmiş. Siyasi altyapısının oluşmasında da, bunun önemli etkisi olmuş. Çakar, "Pazar önemli bir okuldur. Çünkü, halk orada. Bir yerde cemiyet doktoru oluyorsunuz." değerlendirmesini yapıyor.
'Joker adaylık' dönemi
Ahmet Çakar, hukuku bitirmesine rağmen, avukatlık stajını yapmamış. Çocuklukta edindiği alışkanlıkla ticarete yönelmiş. 'Davaya hizmet' kaygısı da bunu körüklemiş. Çakar, 31 yıldır 'davasının' içinde. Ülkücülüğün dışında günü geçmemiş. Çakar, bu zorlu koşuşturmada, bir zaman sonra 'sandıkla' tanışmış. "Bize selamın az verildiği günlerde hep aday olduk." diyen Çakar, 1988 yılından, milletvekili seçildiği 18 Nisan 1999'a kadar sürekli partisinin belediye ve milletvekili adayı olmuş. Çakar, bu durumu, 'joker adaylık' olarak açıklıyor. (Zekai Özçınar)
Bandocu yavrukurt
Ahmet Çakar, küçük yaşta ekmek parası peşinde koşmasının, kendi deyimiyle, 'hayat okulu'nun kendisini girişken ve sosyal bir insan yaptığını anlatıyor:
"Yavrukurt–izci ve bando takımının majörüydüm. Lisede bando takımını çalıştırdım. Aynı zamanda iyi bir güreşçiydim. Okul takımını da çalıştırdım. Umum Seyyar Satıcılar Derneği yöneticiliği yaptım. Bozkurtlaşma süreci böyle geldi."
Çakar'ın ülkücü dünya görüşünü benimsemesi, ortaokul yıllarına dayanıyor. 68 kuşağından olan Çakar'ın, lise yıllarındaki 'sol akımlara karşı mücadele gereğine' inancı, Ülkü Ocakları'ndan feyz almaya kadar uzanmış. İstanbul Hukuk'a başladığı 1970 yılında ise, artık "lider" konumuna gelmiş. 'Acı günler' olarak tanımladığı o dönemin kavga ortamını, iliklerine kadar yaşamış. Kavgaların içinde olmuş, yol arkadaşlarını kaybetmiş.
Rize'den kız aldım
Ahmet Çakar'ın eşi, Rizeli. Görücü usulüyle evlenmişler. Çakar, Karadenizliler ile yakın ilişki içinde bulunmasının evliliğinde etkili olduğunu belirtiyor:
"Hep Rizelilere kiracı oldum. Sonunda kızlarını aldım. Rizeli milletvekilleri, bana "Eniştemsun" diyorlar. İllerimiz arasında farklılıklar var; fakat hakim kültür aynı. Bu yüzden mesele çıkmıyor. Ama eşim, zaman ayıramadığımdan şikayetçi.
Çakar, ev işlerinden uzak. Urfalı bir arkadaşından güveç yapmayı öğrenmiş; ama evde asla yemek yapmıyor. Otoriter ve 'ustura gibi keskin' bildiği babasının iyi yemek yapmasından bile bir şeyler kapmamış. Çakar, yemek seçmediğinin de altını çiziyor.
Aile boyu ülkücü
MHP'li Çakar'ın, üç erkek bir de kız çocuğu var. Çocuklarına kendi deyimiyle "Türk–İslam ülküsünü" yansıtan isimler vermiş.
(Alper İbrahim, Mehmet Atilla, Bahadır ve Beyza Sultan) Çocukları da isimlerinin hakkını veriyor. Hepsi, ülkücü terbiye ile yetişiyor. Atilla, Üsküdar Ülkü Ocağı başkanı. Çakar, "Evde ocak terbiyesi geçerli." diyor. Kızı Beyza'nın, Türkeş'le fotoğraf ve televizyon görüntülerini övünerek anlatıyor. Üç erkek çocuğu İstanbul'da, kızları ise yanlarında. Çakar, "O yüzden kızımın sıcaklığını yakından, diğerlerininkini ise özlemle uzaktan yaşıyorum." diyor.
3 saat nutuk attım
Ahmet Çakar, iyi bir hatip aynı zamanda. Bunu, hukuk tahsili ve çekirdekten esnaflığına bağlıyor.
1973'te hukuk talebesi iken, bir MHP mitinginde pazardan önlüklü haliyle getirilerek konuşturulmuş. Kitleyi coştururken, kendisinden öyle geçmiş ki, "Neredeyse mikrofonu yiyecektim." diyor. Yine 1987'de Üsküdar mitingi için Türkeş beklenirken kürsüye çıkmış. Türkeş üç saat gecikmiş. Çakar, tam üç saat kürsüde kaldığını ve bunun kasetini sakladığını anlatıyor.
Atilla'nın kılıcı
Ahmet Çakar'ın Meclis'teki makam odası, her MHP'li gibi "milli" motiflerle süslü.
Türk devletlerinin bayrakları, Türkeş fotoğrafları ve üç hilaller hemen göze çarpıyor. Küçük duvar halısı ve üzerindeki kılıç dikkatimizi çekince Çakar, şöyle açıklıyor: "Oğlumun babalar günü hediyesi. İmparator Atilla'nın kılıcı. Atalarımız, (Salah bulmak istiyorsan cenge hazır ol.) demiş. Biz de dosta gül, düşmana kılıç gösteririz. Milletin huzuru için."
Huzur için Fener
TBMM İdare Amiri Çakar, futbolu seviyor. Sıkı bir Fenerbahçeli. İşlerinin yoğunluğu sebebiyle maçları ancak televizyondan izleyebiliyor.
Sarı Kanarya'nın bu sene şampiyon olacağını vurguluyor: "Sıra bizde. Her sene aynı takım şampiyon olursa denge bozulur. 'Türkiye'nin huzuru için Fener şampiyon olmalı.' derler. Bu söz, bugün daha anlam kazanıyor."
Meclis şıklaşacak
MHP'li Ahmet Çakar, terzi çıraklığından kalma titizliğiyle olsa gerek, Meclis personelinin giyimini beğenmiyor.
Yılda iki kez verilen 243'er milyon lira giyecek yardımının yerinde kullanılmadığından yakınıyor: "Daha şık olabilirler. Kalitesiz giyim dikkat çekiyor. İhmal onlarda. Kaliteli ürün yapan tekstil firmalarından giydirmeyi önerdim. Vitrinleri gezdim. Ünlü bir mağazadan bile 100–150 milyona takım alınabileceğini tespit ettim. Israrım sürecek."
|