GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

22/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Cem BEHAR

Aşk Olmayınca...

Sabit fikir: Sentez

Türkiye'nin müzik anlayış ve politikalarında ana hareket noktası sentez fikridir. 1920'li yıllardan itibaren Türk musıkisinin ruh, duygu ve ezgilerinin Batı'nın "ileri tekniğiyle", armonisiyle, orkestrasıyla mezcedilmesinden yepyeni bir bileşim, nevzuhûr bir millî musıki ortaya çıkaracağı ve bunun Türkiye Cumhuriyeti'nin müzik politikasını oluşturması gerektiği fikri Ziya Gökalp'indi.

Halk türkülerinden senfoniler, oratoryolar yapılacaktı. Bu fikre en özlü ifadesini İsmail Hakkı Baltacıoğlu veriyor: "Musıkide bir tezimiz bir de antitezimiz var, sentezimiz henüz yoktur... Ulusal musıki, Batı musıki tekniğini kayıtsız şartsız bilen ve Türk'ten başka bir şey olmayan sanatkâr ruhunun meydana çıkardığı esrarlı heyecandır."

Hüseyin Sadettin Arel ve Kemal İlerici gibi besteciler Türk musıkisinin geleneksel perde sistemine uygun yeni bir harmoni ve kontrpuan oluşturulması ve yeni senteze böyle geçilmesi gerektiğini savundular. Geleneksel müziğe uygun yeni bir çokseslendirme tekniği yaratılmalıydı onlara göre. Bir diğer kesim ise zaten var olan Avrupa kökenli çoksesli sistemin içine Türk renk ve nağmelerini oturtmayı yeterli gördüler. Ama Türk musıkisi mutlaka çoksesli hale getirilecek, iki ses dünyasının kaynaşmasından mutlaka kişilikli ve saygın bir sentez doğacaktı. İşin özü, sentezin nihai amacı buydu. Sihirbaz şapkasının içine Türk müziğinin melodileri konacak, aynı miktarda Batı tekniğinin ilavesiyle biraz çalkaladıktan sonra "çağdaş" Türk müziği sentezi çıkarılıverecekti.

Teknik ayrıntılar ne olursa olsun müzikte çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmanın tek yolu, bu sentezden geçiyordu. Sentez fikri kuşaklar dolusu müzisyen için neredeyse bir saplantı haline geldi. Sadece Cevat Memduh Altar, Halil Bedii Yönetken, Mahmut Ragıp Gazimihal ya da Ahmet Adnan Saygun gibi müfrit Gökalpçiler değildi bu görüşü savunan Rauf Yekta Bey dahi, 1922'de Fransa'da yayınlanan Türk Musıkisi makalesinde Osmanlı/Türk geleneksel müziğinin nasıl çoksesli hâle getirilebileceğine dair ipuçları verir. Bu sentez çizgisini aradan bunca yıl ve bâdire geçirdikten sonra dahi elden bırakmayanlar var bugün.

Ne var ki, bu sentez anlayışı doğrultusundaki kültür poltikalarının sonucu iki ayrı müziğin arzu edildiği gibi birbirine yaklaşması olmadı maalesef. Aksine, birbirlerinden uzaklaştılar bu iki müzik türü. Bir kesim, kafasında soğuk bir "Batılılaşma" modeli, her an "çağdışı" kalmanın ezici korkusu ve genellikle halka yabancı müzikal diliyle kendi dar çevresinde dönüp duran küçük bir yankı olup gitti. Diğer kesim de, geçmişte yaratılmış eserlerin büyüklüğüne sığınmanın ve onları şeklen korumanın geleceği garantiye almaya yeteceğini sanmış, kültürel boşluğunun ve eğitimsizliğinin içinde sadece yüzyıllar ötesinden gelen bir ses olmanın anlamsızlığını kavrayamamıştır.

İki ses evreninin birbirini derinden etkilemesi ve yaratıcı sentezlere ulaşılması ise ancak ve ancak açık ve kompleksten yoksun bir yaklaşımdan doğabilirdi. O da belki! Oysa müzik alanında bir görüşün siyaset yoluyla egemen olması seviyesiz taklit, küçümseme, karşılıklı tecrit, bazen de nefret doğurdu. Arzu edilen sonuçların hiçbiri elde edilemedi. Karşılıklı "ilkel" ve "yaban" türünde suçlamaların "sentezi" kolaylaştırması beklenemezdi elbette. Aksi yöndeki resmî beyanlara rağmen, Cumhuriyet'in ilk elli yılında iki müzik arasındaki iletişimsizlik uçurumu sürekli olarak genişlemiştir. Ve elbette ki kalıcı bir "senteze" ulaşılamamıştır (herhangi bir sentezin gerekli olup olmadığı da ayrı bir tartışma konusudur).

Sonuç itibariyle yarım asır boyunca siyasî iktidarın şemsiyesi altına sığınan Batı müziği yanlıları kazandı mı? Hayır. Geleneğine, ona bir irtica boyutu kazandıracak kadar körü körüne sarılıp 1970'lerden sonra siyasî rüzgârı da arkalarına alanlar nihayette kişiliklerini koruyabildi mi? Yine hayır. Sonuçta kaybeden kim oldu? Özgürlük ve yaratıcılık. Hatâ neredeydi? Siyasî kararların ses ve tınılar dünyasını mutlak surette yönlendirebileceğini zanneden tepedeninmeci zihniyette.

Nitekim, Türkiye'de son elli yılda müzik alanında üretilmiş yeni, yaratıcı, çarpıcı ne varsa bu yapay sentez kaygısının bulunmadığı veya artık ulaşamadığı kesimlerden çıkmıştır; dünyaya açık ve komplekssiz genç kuşaklardan, çeşitlenen, dallanıp budaklanan "pop müziği" evreninden, cazın özgürleştirici dünyasından ve hattâ sentez kaygısını onunla alay edercesine tersyüz eden "arabesk" kesimden.


c.behar@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

09/ 02/ 2001... "İleri müzik geri müzik"
16/ 02/ 2001... Müjde! Niyazi Bey'in albümü çıktı! (1)
23/ 02/ 2001... Müjde! Niyazi Bey'in albümü çıktı! (II)
02/ 03/ 2001... Hâfız ve hâfıza
09/ 03/ 2001... Merak ve seyahat
18/ 03/ 2001... Ismarlama müzik
25/ 03/ 2001... İmparatorluk müziği
01/ 04/ 2001... Yabancı gözüyle
08/ 04/ 2001... Geleneğin başlangıcı
15/ 04/ 2001... Üslûplar da kaybolur


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.