Cennet olabilecekken...
İsrail–Filistin gerek coğrafi konumu ve doğal kaynakları, gerekse yetişmiş insan gücü, kültür mozaiği ve dinî mirasıyla yeryüzünün cenneti olabilecekken cehennem olmuş bir ülke.
Faturasını kimseye çıkartmaksızın bu cehennemleşme sürecinin tahlili onu geri çevirmeye yarayabilir. Filistin; Akdeniz, Kızıldeniz ve İç Ortadoğu arasında bir geçiş coğrafyası. Ortadoğu'nun en yüksek dağı (Hermon Dağı) ile yeryüzünün karalardaki en derin noktası (Ölü Deniz-450 m.) onda birleşmiş. Hermon'da kayak yapılırken Elat'ta sörf yapılabiliyor. Diğer yandan yeryüzünün üç büyük semavi dininin manevi merkezi olan Kudüs onda... Biraz suya ihtiyacı olmakla birlikte bölgenin en verimli toprakları yine onda...
İsrail dünya çapında teknolojik üstünlüğünü ispatlamış. Filistin'deki doktora sahibi insan sayısı Türkiye'den fazla (oran olarak on katı demek). Ortalama bir Filistinli üç dil konuşuyor. İsrail, dünyanın hemen bütün ülkeleri ile gümrüksüz ticaret yapabiliyor. Filistin diasporası dünyanın hemen her yerinde kapıları ardına kadar açmayı başarıyor...
İsrail ile Filistin toprakları birbirine kenetlenmiş iki elin parmakları gibi birbirinin içinde. Onları birbirinden ayırarak iki ayrı devlet, iki ayrı varlık oluşturmanın, net sınırlar çizmenin, geçişleri kontrol etmenin imkanı yok. Dolayısı ile barış içinde bir arada yaşamaya mecbur bu iki millet ve ne yazık ki paylaşabilecekleri, paylaştıkça katlayabilecekleri bu zenginlikleri bir türlü paylaşamıyorlar...
Haim, bir oto yedek parça ithalatçısı. Türkiye de dahil olmak üzere dünyanın pek çok ülkesinden oto yedek parçası ithal ediyor ve İsrail iç piyasasına satıyor. 1967'den beri Araplarla çalıştığından Irak kökenli olduğu halde evde öğrenemediği Arapçayı onlardan öğrenmiş. "Batı Şeria iyi bir pazar." diyor. "Orada yollar kötü olduğu için yedek parça ihtiyacı daha fazla. Geçen yıla kadar çok büyük paralar kazandık karşılıklı. Ama şimdi mal isteseler bile satmıyorum. Yarın ne olur belli olmaz."
Azzam da bir oto yedek parçacısı. Nablus'ta yaşıyor. Türkiye'den en son sipariş ettiği parçaları Hayfa limanından ancak bir ay sonra çekebilmiş. Malları da Nablus'a bir gece yarısı İsrail kuşatmasının bir gediğini bularak sokabilmiş. "Türkiye'de fiyatlar çok düştü, biliyorum." diyor. "Ancak satamadıktan sonra yeni mal sipariş etmenin manası ne? Müşteri Ramallah'ta ve ne o bana gelebiliyor, ne ben ona gidebiliyorum..."
Mustafa, Ramallah'ta oto tamircisi... İsrailli garajlara göre daha iyi ve daha ucuz iş yaptığı için eskiden Yahudi müşterileri Arap müşterilerinden daha fazla olurmuş. Şimdi Yahudiler Ramallah'a yaklaşmaya korkuyorlar. Garaja gelen araçlar günlerce bir yedek parça beklemek zorunda kalabiliyorlar. "Toprağı paylaşamıyorlarmış" diye kızıyor iki ülke liderlerine; "Sanki toprağı mezarlıktan başka bir iş için kullanıyorlar da... Sanki el değiştirince toprak, biz hür olacağız... Sanki doyacağız o zaman... Oysa bizi beslemiyor toprak, biz onu besliyoruz."
Haim, malını Azzam'a satıyor, o da Mustafa'ya... Mustafa da Haim'in komşusunun arabasını tamir ediyor... Halk kendi içinde mülkün devr–i daimini oluşturmuş. Zenginlik kendi silsilesi için paylaşılıyor. Haim, ülkenin geldiği durumu ülkeyi kuranların zamanında gösteremedikleri özveriye dayandırıyor. "Barak döneminde vermeye razı olduklarını Ben Gurion verebilseydi o zaman bambaşka bir ülkede yaşıyor olurduk. Barak döneminde de çok yakındık. 3000 yıllık savaş bitiyor diye öylesine heyecanlanmıştı ki İsrail, o nihai barışı beceremeyen Barak'ı da, ona engel olduğunu zannettikleri Filistinlileri de kahretmek istedi..." "Ben" diyor Haim, "Büyük İsrail istemiyorum. Mutlu İsrailli istiyorum. Babamın anlattığı Şam tatlısını ben de yemek istiyorum. Babamın adlarını ezberden saydığı Bağdat caddelerini ben de görmek istiyorum. Bir de şu paylaşamadıkları Mabed Tepesi'nde (Mescid–i Aksa'nın bulunduğu tepe) ne varmış görmek istiyorum..."
Tevrat'ta anlatıldığına göre Allah Adem'i yaratırken toprağının bir kısmını Filistin'den almış. Filistin yaratılışın bidayetinde kendisinden kopartılan toprağı geri almak için insan yutuyor... Cennet olabilecekken hayatları yuttukça "Hel min mezid – Daha yok mu?" diye kükreyen bir cehenneme dönüşüyor. Bu kükreyiş İntifada oluyor, terör oluyor, işgal oluyor, kuşatma, kapatma, provokasyon oluyor... Şaron oluyor, Arafat oluyor... Haim, Azzam ve Mustafa toprağın doymasını bekliyor...
k.balci@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
11/
02/
2001...
Bundan sonra ne olacak?
18/
02/
2001...
Ahdut Leumit: Milli Birlik
25/
02/
2001...
Barak'ın mirası
04/
03/
2001...
Otobüsteki adam
11/
03/
2001...
Haman'ın kulakları
18/
03/
2001...
Siyasetçi değil devlet adamı
25/
03/
2001...
Ortadoğu gerçekleri
01/
04/
2001...
Türkçe konuşmak
08/
04/
2001...
Çıkış
15/
04/
2001...
Ne satılmaz suyumuz var
|