Mavi mahkûm kıyafetli adam
‘Ben sıradan bir adam değilim. Bakanlık yaptım. Türkiye’nin en büyük işadamlarından biriyim.’ Bu kez ellerinde kelepçe yoktu. Üzerinde kelepçeyi örten pardösü de...
Yargıcın karşısına mavi mahkûm elbiselerinin içinde geldi. Davayı izlemeye gelen kızını gördü ve el salladı. Babasını bu kıyafetlerle gören kızının gözünden yaşlar döküldü.
‘Ben burada herhangi bir suç işlemedim. Benim davam Türkiye’de. 5 milyon dolar kefaletle, beni serbest bırakın.’ dedi. 80 kilometrelik alanda kontrol altında tutan prangaya ‘tamam’ dedi.
Taleplerin kabulü için avukatlar bütün kozları kullandı. Geçmiş uygulamalardan örnekler verdiler. Yargıç kızdı: Biraz daha araştırsaydın verdiğin örnekteki kişinin kefaletle serbest bırakılacağını öğrenecektin...
Yani demek istedi ki şimdi serbest bırakırsam sizin savunduğunuz sıradan bir kişi olmadığını söyleyen bu adam da kaçabilir. Davanın seyri serbest bırakılmadan iadeye kaydı.
Serbest kalamayacağını öğrenince ‘Beni Türkiye’ye iade edin.’ dedi ve ekledi: “Hemen şimdi ilk uçakla ülkeme gitmek istiyorum...” Dönmemek için elinden geleni yaptı. Çıkış göremeyince davanın sonucunu beklemeden ‘gitmek istiyorum’ dedi. Dönmek, rızasıyla olmadı. Başka çıkış yolu kalmayınca mecburen ‘vatan’ dedi, ‘Türk adaleti’ dedi.
Ve dönüş için geri sayım başladı. Amerika hiç de alışık olmadık biçimde ‘gelin adamınızı alın’ dedi...
Sıradan olmayan sadece sanık sandalyesinde oturan adam değildi. Mahkemenin kararı, Amerika’nın tavrı da sıra dışıydı. Para için yolsuzluk ekonomisi yerine sağlıklı ekonomi şartı koşan Washington’ın verdiği mesaj izaha ihtiyaç duymayacak kadar aşikâr.
Bu gerçeği görmek istemeyenlerin gözüne sokacak kadar açık. Bu olay gösteriyor ki yapısal değişimin dış dinamikleri de var. Ve oldukça kararlı...
Yargıcın karşısında mavi mahkûm kıyafetli adamı yalnızca Cavit Çağlar olarak görürseniz yanılırsınız. O elbiseler içine koca bir dönem, Türkiye’nin yakın siyasi tarihi giriyor. Bu döneme damgasını vuran yolsuzluk ekonomisine yardım ve yataklık eden bir dizi aktör giriyor.
Sakın ola ki, onu babasının aile fotoğrafının bir ferdi gibi görmeyin. Asıl önemlisi onun aile fotoğrafı. Bu fotoğrafın çerçevesi babasınınkinden çok daha büyük. Bu aile fotoğrafında kimler yok ki... Pandoranın kutusu açılabilirse eğer fotoğraf tüm çıplaklığıyla ortaya dökülür. Kendisinin de söylediği gibi o sıradan bir adam değil.
Milletvekilliği dokunulmazlığı zırhı meğer onun için çok gerekliymiş. Hatırlıyorum da 18 Nisan seçimlerinde FP’den aday olmasına ramak kalmıştı. Meğerse hazretin bir bildiği varmış. İsminin son dakikada açığa çıkmasıyla tabandan gelen tepkilere FP yönetimi direnemeyeceğini anlayınca adını listeden düşürmüştü.
Tamam, Washington ‘gelin alın’ dedi; ama acaba Ankara alabilecek mi, diye sorabilirsiniz. Başka alternatif var mı? Unutmayın ki, şu an yolsuzluk ekonomisiyle topyekün savaşa giren ikinci 28 Şubat sürecini yaşıyoruz. Tarih Türkiye’yi ensesinden yakaladı ve hızla geçmişiyle, yakın tarihiyle yüzleşmeye doğru götürüyor. Yüzleşmeden kaçış yok. İstemesek de aynaya akseden yüzümüzdeki çirkinlikleri göreceğiz.
Şimdi marifet Cavit Çağlar’ı Türkiye’ye getirmek değil, pandoranın kutusunu açabilmek... Burnumuzun direklerini sızlatacak kadar ağır pis kokuların her tarafa yayılma pahasına bu kutu açılmalı. Yoksa arkadan öyle bir dalga gelir ki, kurunun yanında yaş da yanar.
Sıradan bir sanık olmayan mavi mahkûm kostümlü adam, ikinci 28 Şubat'ın hüküm sürdüğü memleketine hoş geldin...
m.unal@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
30/
03/
2001...
İç içe kriz
01/
04/
2001...
"Vah memleketim vah vah..."
04/
04/
2001...
Baykal: Önce güven, sonra dolar
06/
04/
2001...
Sokağın gücü
08/
04/
2001...
Ahmet'in hikayesi
11/
04/
2001...
Hükümete düşen...
13/
04/
2001...
Gordion düğümü
15/
04/
2001...
Hükümet GS olabilir mi?
18/
04/
2001...
Derviş siyaseti
20/
04/
2001...
Ah kavmim...
|