Başbakana akıl
5 bine yakın çocuk Ecevit'e mektup yazarak ilginç isteklerde bulundu: Hayat pahalı. Maaşlar az. Sınıflar çok kötü. Maaşlara zam yap. Af çıkarma. Sigara ve içkiyi yasakla. Fakir insanlara yardım et.
İlköğretim çağındaki çocukların sesini duyurmaları amacıyla 4 ay önce başlayan 'Sesimi duyun' kampanyası sona erdi. İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Serdar Değirmencioğlu'nun başlattığı kampanyada 5 bine yakın çocuk Başbakan Bülent Ecevit'e mektup yazdı.
Çocukların yazdığı mektuplar kitap haline getirildi ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nda Başbakan'a verilmek üzere kargoya verildi. Doç. Dr. Serdar Değirmencioğlu, 1990 nüfus sayımına göre 6-17 yaş grubunun nüfusun kabaca yüzde 30'unu oluşturduğunu, kampanya ile çocukların seslerini Başbakan'a ulaştırma imkanı bulduklarını söyledi. Çocuklar, Ecevit'e yazdıkları mektuplarda, ekonomik krizden, çevrenin kirletilmesine, zamlardan eğitime birçok konuyu ele aldılar.
Mektuplardan bazıları
Doların düşmesini istiyorum. Memur maaşına zam verin. Çocuk parkları yapın. Okulda 6 dersten sıkılıyorum, bize 5 ders yeter. Tarsus/İçel
İşçilere zam yok. Neden vermiyorsunuz? Ayrıca şu af olayı vardı ya. Rahşan teyzenin mi sözünü dinliyorsunuz? Sizsiniz başbakan. O değil. Şu Avrupa Birliği'ne girmeyelim. Bir yerde duydum, Avrupa'da okullar yaz tatilini on beş gün yaşıyormuş. Kadıköy/İstanbul
Ekonomik durumu düzeltmenizi istiyorum. Katilleri yakalamalısınız. Sigarayı yasak edin. Okulda sınıfların camları açılmıyor, kaloriferler yanmıyor. Hayrabolu/Tekirdağ
Başyardımcınız Hüsamettin Özkan, niçin Cumhurbaşkanı ile tartıştı? Neden Türk parasının yanında Amerikan Doları'nın değeri çok fazla? Kadıköy/İstanbul
Bebekleri neden cami kapısına koyuyorlar? Türkiye'de yoksul çocuklar olmasın, çocuklar sokakta olmasın. İstanbul
Kötülük yapanlar hep hapiste dursun. Fakir insanlara bir miktar para ver. Bankaları düzelt. İstanbul
Manavlarda bir yerde 1 kilo domates 1 milyon bir yerde ise 750 bin liradır. Lütfen çok pahalı mal satmayınız. İstanbul
Sigara içmeyin diyorsunuz niye sigarayı çıkardınız? Pokemon'u oynatır mısınız; çünkü Dijimon'la Pokemon aynı şeydir. Pokemon'u tekrar oynatın. İstanbul
Ben üniversitelerin imtihansız olmasını isterim. Niye insanların arabalarının çalınmasında ceza yok? Hırsızların yakalanıp hapse atılması 2 yıldan aşağı olmasın. Kadıköy/İstanbul Kadınların 41 yaş çalışmasını istemiyorum. 39 yaş çalışsınlar. Rakı, sigara, bira, uyuşturucuların kalkmasını istiyorum. Memurların maaşlarını fazla yapın. Üsküdar/İstanbul
Bu ülkede o kadar korkunç şeyler var ki. Çocukların gücü kalmadı. Başkanım. Bu ülkede sevinçli hiçbir şey yok Başkanım. Beyoğlu/İstanbul
Annem ve babam sizden şikayetçi. Biz de kavga olmayan, yerlere çöp atılmayan bir ülkede yaşamak istiyoruz. Bakırköy/İstanbul
Öğretmenlerin ödev vermemelerini istiyorum. Saat sekizden akşam saat dört buçuğa kadar okuldayım. Eve gelince ödeve başlıyorum hiçbir şey yapamıyorum. Çankaya/Ankara
Çok öğretmen değiştiriyoruz. Okulun boyaları dökülmüş. Sınıflarımız çok kötü. Camlar çıkık. Lambaların içinde sinek var. Bazı arkadaşlarımızın ayakkabıları yırtık. Hayrabolu/Tekirdağ
Simit satıp okul masraflarımı çıkarıyorum. Sizden bir kitap ve bir kundura istiyorum. Tarsus
Halı saha yaptırın, tuvaletleri temizleyin. Okulumuzu boyalayın. Tren yolunun üzerine bir bekçi koyun. Tarsus/İçel
Televiyonda yayınlar çok kötü. Halam ve babam böyle kötü yayınları seviyor. Diyarbakır
Bizim evin yanında bir harabe var. Her zaman kumardan gelen adamlar orada para sayıyorlar. Diyarbakır
Siz biraz yaşlısınız. Başbakanlar genç insanlardan olsun. Kadıköy/İstanbul
Lütfen her şeyin biraz parasını azaltır mısınız. Çünkü harçlığım yetmiyor. Pokemon'u kaldırdınız; ama Digimon'u lütfen kaldırmayın. İstanbul
Babam borsada çalışıyor. Borsa batınca işinden istifa etmek zorunda kaldı. Artık herkes yerde sürüm sürüm sürünüyor. İstanbul
Çalışanların maaşı çok az. Sen ne biçim Başbakansın. Ben senden istiyorum ki okullar sonsuza kadar tatil olsun. Kadıköy/İstanbul
Sizden Diyarbakırspor'da oynayan Hakikat'ın formasını istiyorum. Bir de Diyarbakırspor'un 1. Lige çıkıp şampiyon olmasını istiyorum. Yenimahalle / Ankara
Evsiz ve işsizlere yardım edin. İstanbul
Kleopatra'ya beton hançer
Muğla Gökova Körfezi'nde yer alan ve Kleopatra Adası olarak da adlandırılan Sedir Adası beton yapılaşmaya açıldı.
Geçtiğimiz yıllarda doğa ile uyumlu ahşap malzemelerden yapılan restoran ve bilet gişesi gibi tesisler yıkıldı. Söz konusu tesisler, Kültür Bakanlığı'nın verdiği izinle beton bloklar kullanılarak yeniden yapılmaya başladı. Yöre sakinleri, doğal SİT alanı içindeki köylerde bir çivi çakılmasına izin verilmezken, tarihi adada Kültür Bakanlığı'nın yapılaşmaya izin vermesine tepki gösteriyorlar. Çamlı köyündeki vatandaşlar, kendi köylerinde evlenen gençler için küçük bir baraka yapımına dahi izin verilmediğini, evlenen gençlerin ahır denilebilecek yerlerde barındığına dikkati çekerek, tarihi adada yapılaşmaya izin verilmesini hayretle karşıladıklarını dile getirdiler.
Vali çaresiz kaldı
Yöre halkı, geçen yıl Sedir Adası'na giriş ücretlerinin Ula İlçesi Köylere Hizmet Götürme Birliği'nce alındığını ve 90 milyar liralık gelir elde edildiğini belirterek, bu yıl, bu hakkın Kültür Bakanlığı'nca ellerinden alındığını kaydettiler. Muğla Valisi Lütfi Yiğenoğlu, adada yapılan uygulama için tutanak tutulduğunu, tadilat izninin Kültür Bakanlığı'nca verildiğini bildirdi.
Sedir Adası'nın küresel kumlarını, adaya gelen Mısır Kraliçesi Kleopatra için sevgilisi Romalı komutan Antonyus'un getirttiği söyleniyor. Bu kumların tükenmemesi için adadan götürülmesine izin verilmiyor.
İnternet deklarasyonu
Bilişim Sivil Toplum Örgütleri Platformu, bir deklarasyon yayınladı.
Türkiye'nin, içinde bulunulan kriz ortamlarına girmemesi için internet ve bilişim teknolojisi üretmesinin şart olduğu vurgulanan deklarasyonda, şu ifadeler yer aldı: "İnternet hizmeti, evrensel hizmet anlayışı ile tüm vatandaşlar ile işletmelere ucuz ve kolay bir şekilde sağlanmalıdır. Türk Telekom'un tekeli bir an önce sona erdirilerek sektör rekabete açılmalıdır. ABD'de, okulların hemen hepsi internete bağlı. AB'de ise 2001 yılı sonunda okulların tamamının internete bağlanması hedefleniyor. Biz ise Milli Eğitim Bakanlığı'nın yerel ağını bile internete bağlayamadık. Ülkemiz, matbaa devrimini kaçırmıştır ve sonuçları ortadadır. İnternet ve bilişim devrimini kaçırmanın sonuçları, Sanayi Devrimi'ne oranla kıyaslanamaz ölçüde olacaktır. "
Sendika kazandırdı
2000'de sendikalı işçiler ortalama 465 milyon maaş alırken, sendikasızlar 115 milyon lira aldı. Kamu işçisi milli gelirden 3 kat daha fazla gelir elde etti.
Kamu İşletmeciliği İşveren Sendikası (Kamu–İş) tarafından yapılan araştırmaya göre, özel sektörde çalışan ve sendika üyesi olan 159 bin işçi 2000 yılında ayda ortalama 465 milyon lira, sendika üyesi olmayan 5 milyon işçi ise ayda ortalama 115 milyon lira ücret aldı. Kamu kesimindeki sendikalı işçilerin 2000 Aralık ayında ortalama aylık net ücreti 616 milyon lira oldu. Aynı tarih itibarıyla kamuda görev yapan ve toplu sözleşme hakkı bulunmayan genel müdür yardımcısı 481 milyon lira, yardımcı doçent 364 milyon lira, doktor 305 milyon lira, polis memuru 211 milyon lira, hemşire 186 milyon lira, lise mezunu memur 148 milyon lira ve ortaokul mezunu hizmetli 155 milyon lira maaş aldı. Araştırmada, 2000 yılında kamu işçisinin kişi başına düşen milli gelirden 3 kat daha fazla gelir elde ettiği ifade edildi.
Rotterdam'da yeni fakülte
Rotterdam'da faaliyet gösteren İslam Ünivesitesi, bünyesine yeni bir fakülte daha kazandırdı. İslam Sanatları ve Medya Fakültesi'nin açılışı sebebiyle bir tören düzenlendi.
Programda konuşan Rektör Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, üniversitenin gelecek yıl üç fakülte ve iki enstitü ile hizmet vereceğini belirterek yeni açılan bölümde ebru, hat, çinicilik ve ciltcilik gibi alanlarda eğitim verileceğini söyledi. Dünya Ehli-Beyt Vakfı Başkanı Fermani Altun ise Dünya Ehli-Beyt Vakfı ve Ehli-Beyt Alevi Federasyonu olarak bu üniversitenin faaliyetlerini desteklediklerini belirtti. 200 öğrencisi olan Rotterdam İslam Üniversitesi, 1997'de açılmıştı. Metin Dere / ROTTERDAM (cha)
Işıkara, Doğu'da büyük ilgi gördü
"Bilgi hayat kurtarır" adlı proje çerçevesinde Doğu Anadolu illerinde bir dizi konferans veren Kandilli Rasathanesi Müdürü Ahmet Mete Işıkara, Doğulu çocukların kalplerini fethetti.
Sponsorluğunu OYAK Renault'un yaptığı projeyle bir hafta boyunca Muş, Bitlis, Siirt, Şırnak, Hakkari ve Van'da ilköğretim öğrencilerine konferans veren Işıkara'nın gördüğü ilgi, Türkiye'nin deprem konusunda bilinçlenmeye başladığını gösterdi. Konferansların yapıldığı salonlar tıklım tıklım dolarken, Işıkara programında olmamasına rağmen rica üzerine Siirt'in Eruh ve Van'ın Başkale ilçelerinde de konferans verdi. Işıkara yolu üzerindeki köylere de uğrayarak "Afacan Dünya" adlı kitabını dağıttı, öğrencilerle birlikte deprem tabikatı yaptı. 17 Ağustos depreminden önce İzmit'te verdiği bir konferansa sadece 5 kişinin katıldığını belirten Işıkara "Artık deprem konusunda devlet de halk da eskiye göre daha bilinçli." dedi.
Murat Toprak
İSTANBUL (Zaman)
Eller mesir'e açıldı
Mesir macunu, 461'inci kez Manisa Sultan Camii minareleri ve kubbelerinden halka saçıldı. Cami önündeki meydanda toplanan yaklaşık 15 bin kişi mesir macununu kapmak için birbiriyle yarıştı.
Camiden 20 ton mesir macununu atıldı. Macunun saçılışı 20 dakika sürdü. Yere düşen mesir macunu paketlerini kapmak isteyen çok sayıda vatandaş ezilme tehlikesi geçirdi. Ayakkabı ve şemsiyeler havada uçuştu. Yaşanan izdiham birçok vatandaşın yaralanmasına sebep oldu.
Manisa'yı ve Mesiri Tanıma ve Turizm Derneği Başkanı Yavuz Özgün, "Bu yıl 60 ton mesir karıldı. 20 ton mesir macunu dış piyasaya, 20 tonu iç piyasaya verilecek. 20
tonu halka saçıldı." dedi. Törenlere, Manisa milletvekilleri Bülent Arınç, Rıza Akçalı, Ekrem Pakdemirli ve Hasan Gülay da katıldı.
Mesirin tarihi şöyle: Padişah Yavuz Sultan Selim'in eşi Hafsa Sultan, Manisa'da hastalanınca, Merkez Efendi, bitki ve baharat karışımından oluşan bir macun hazırladı. 41 çeşit baharat karıştırılarak hazırlanan bu macunu yiyerek sağlığına kavuşan Hafsa Sultan, hastalara bu ilacın verilmesini istedi. Halktan gelen isteğin artması üzerine, kağıtlara sarılan macun Sultan Camii'nin kubbe ve minarelerinden halka saçılmaya başladı.
Eylem örgüt zoruyla
Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, cezaevlerindeki eylemlerin arkasında 22 terör örgütünün baskısı olduğunu söyleyerek, 'Bunu herkesin görmesi lazım.' dedi.
Bakan Türk, Trabzon Valiliği'nde, gazetecilere yaptığı açıklamada, "cezaevlerindeki eylemlerin arkasında, eylemi sürdürenlerin bireysel tercihleri ve kararlarının olmadığını" belirterek, "22 terör örgütünün bu eylemlerde kararı vardır. Bunu herkesin görmesi lazım. O nedenle ben, bu eylem içinde olanların artık bu gerçeği görüp kendilerini ölüme sevk etmek isteyen örgütlerin kararları dışında kendi iradelerini ortaya koymalarını ve ölüm oruçlarına son vermelerini bekliyorum." dedi.
Cezaevlerinin çağın şartlarına uygun hale getirilmesi için her şeyin yapıldığını anlatan Bakan Türk, TBMM'ye 3 yasa tasarısının sunulduğunu belirterek, şunları söyledi:
"Terörle Mücadele Kanunu'nun 16. maddesinin değiştirilmesi, İnfaz Hakimliği Kanun Tasarısı ve Ceza İnfaz Kurumları İzleme Kurulları Yasa tasarılarını Meclis'e sunduk. Böylece, cezaevleri ile ilgili şikayetlerin hiçbir gerekçesi kalmayacaktır. Ölüm oruçlarını sürdürenlerin cezaevleri ile ilgili talepleri arasında olanları sanıyorum bu tasarılarla karşılanmaktadır. Bu tasarılar bizim uzun zamandır üzerinde çalıştığımız tasarılardır. Ama şimdi bu ölüm oruçlarını sürdürenlerin bu tasarılarla getirilen olanakları iyi değerlendireceklerini umuyorum. Cezaevlerimizin çağın koşullarına en uygun cezaevleri haline gelmesi için her şey yapılmaktadır."
Fethullah Gülen'in durumu
Bakan Türk, Cavit Çağlar'ın iadesi konusundaki bir soru üzerine de, "Cavit Çağlar, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin talebi üzerine ABD'de geçici olarak tutuklandı. Bu tutuklama süresi 60 gündür. Bu süre içinde iade isteminin ABD'ye gönderilmesi gerekir. Önümüzdeki hafta bu işlemleri tamamlayacağız. Eğer başka bir gelişme olmazsa, Cavit Çağlar'ın 15 gün ile bir aylık süre içinde Türkiye'ye iade edilmesi beklenebilir." diye konuştu. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Fethullah Gülen'in son durumuyla ilgili bir soruya da şöyle cevap verdi:
"Fethullah Gülen'in durumu biraz farklı. İade istemlerinin her iki ülkede suç teşkil eden olaylar dolayısıyla yapılması lazım. ABD ile Türkiye Cumhuriyeti arasında suçluların iadesi ve adli yardımlaşma anlaşması vardır. Gülen'in iadesi konusunda DGM'den bir talep bize intikal etmemiştir. Ama Gülen'in suçlandığı konuların siyasi nitelikte sayılması ve iade isteminin reddedilmesi olasılığı çok güçlüdür. Cavit Çağlar'ın durumundan çok farklıdır." TRABZON / cha
Ölüm orucunda bir ölüm daha
Yasadışı TKEP/L örgütü adına "anayasal düzeni silah zoruyla değiştirmeye kalkışmak" suçundan İstanbul DGM'de tutuklu olarak yargılanan Sibel Sürücü, "ölüm orucu"nda hayatını kaybetti.
Kartal Cezaevi'nde "Hayata Dönüş Operasyonu"ndan sonra başladığı "ölüm orucu" eyleminde durumu ağırlaştığı için, bu amaçla tahsis edilen Sağmalcılar Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Sibel Sürücü (24), dün öldü. Sürücü'nün, durumu ağırlaşmasına ve 29 kilograma düşmesine rağmen tedaviyi kabul etmediği belirtildi. Sibel Sürücü'nün cenazesi, hastanede gerekli tespitlerin yapılmasından sonra Adli Tıp Kurumu'na gönderildi.
Oğlunu kaybeden bir babanın feryadı
26 yaşındaki oğlu Celal Alpay'ı ölüm orucunda kaybeden acılı baba Zeynel Alpay, cezaevinde örgütlerin insanları kullandığını anlattı.
Oğlunun cezaevine girinceye kadar örgütle hiçbir ilişkisinin bulunmadığına dikkat çeken Zeynel Alpay, şunları söyledi: "Benim çocuğum örgüt damgasını yedikten sonra cezaevinde kullanıldı. Çok kez gittim ve ölüm orucundan vazgeçmesini tavsiye ettim. Ama ölüm orucundan vazgeçemedi.
Şimdi, ölüm orucunda olan insanlar da aileleri gibi devletin bu konuya el koymasını istiyorlar. Örgütle yakından uzaktan ilişkisi olmayan bu insanlara devlet kucak açsın. Bu konuda devlet, F tipi cezaevlerini bir kenara bırakıp daha fazla insanın hayatının yok olmasını, ailelerin acılara bürünmelerini önlemeli. Örgütün 'ö'sünden dahi anlamayan insanlar bir şekilde ölüm orucuna başlatıldı." şeklinde konuştu. Mustafa Yüksel /Rüstem Yoldaşev İZMİR (cha)
Yeni aşk virüsüne dikkat
Güvenlik uzmanları, "Aşk teması"nı kullanarak internette hızla yayılan yeni bir virüs uyarısı yayınladı.
Matcher solucanının eklendiği e-postanın konu (subject) kısmında 'Matcher' yazıyor. Mesajın metin kısmında ise "Want to find your love mates!!!/Try this its cool" (Aşk arkadaşınızı bulmak ister misiniz) yazıyor. İlişikteki .exe dosyası açıldığında virüs kendini kopyalayarak kurbanın adres defterindeki isimlere kendini ikişer defa gönderiyor. Bir Windows uygulama dosyası olan Matcher'ın Visual Basic 6.0'da yazıldığı sanılıyor. Matcher'ı, 1999 yılında tüm dünyada milyonlarca dolar zarara sebep olan "Melissa" virüsüne benzeten uzmanlar, Matcher'ın risk derecesini 'orta' şeklinde değerlendiriyorlar. (Zeliş Yıldıral/ İSTANBUL (cha)
Bugün 23 Nisan neşeli olamıyor insan
Türkiye'de 4 milyon çalışan çocuk 23 Nisan'a buruk giriyor. İstanbul'da yaklaşık 2 bin 200 çocuk sokaklarda yaşıyor. 1 milyon 200 bin çocuk eğitim ve öğretimden faydalanamıyor.
Bugün Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın 81. yıldönümü. Eğitim, sağlık ve oyun haklarından mahrum bırakılan 4 milyon çalışan çocuk, elverişsiz şartlarda ucuz işgücü olarak kullanılıyor. 1 milyon 200 bin çocuk eğitim-öğretimden faydalanamıyor ve sadece İstanbul'da yaklaşık 2 bin 200 çocuk sokaklarda yaşıyor. Ekonomik kriz, çocukların sokakta kalma sürelerini de uzattı. Çocuklar para kazanmak için daha fazla sokakta kalıyorlar. Eskiden akşam saat 19.00-20.00'de evlerine dönen çocuklar, şimdi gece saat 23.00'te evlerine gidebiliyorlar.
Çocuklara sahip çıkılmıyor
Ankara Üniversitesi (AÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesi ve adına kurulan Fişek Enstitüsü Çalışan Çocuklar Bilim ve Eylem Merkezi Vakfı Genel Yönetmeni Prof. Dr. Gürhan Fişek, çalışan çocukların sosyal güvencesizliğin bir göstergesi olduğunu belirterek, Türkiye'de toplum olarak sahip çıkılamayan çocukların çalışarak sorunlarına çözüm bulmaya çalıştıklarını söyledi. Enstitünün araştırma sonuçlarına göre, kız çocukların daha çok "evlilikte eşten ayrılma riskine karşı para biriktirme", erkek çocukların ise "meslek edinme" sebebiyle erken yaşta çalışma hayatına girdiklerini ifade eden Prof. Dr. Fişek, şöyle konuştu:
Çalışma yaşı düştü
"Türkiye'de 4 milyon çocuk çalışıyor. Büyük çoğunluğu tarım kesiminde çalışmak zorunda kalan çocukların 1 milyonu sanayi sektöründe 250 bini de aynı zamanda çıraklık okuluna gidiyor. Dar gelirli semtlerde okula devam eden çocukların yüzde 49'u okul dışında da çalışıyor. Bunların yüzde 10'u ise sadece yaz tatillerinde değil, her gün okul dışında çalışmak zorunda." Tarımda, bahçecilikte çalışma yaşının 5, tahıl üretimi ve hayvancılıkta 8, traktör kullanımında 11'e düştüğünü belirten Prof. Dr. Fişek, ekonomik sebeplerle tek başına göç yaşının da 13'e kadar düştüğünü bildirdi. Fişek, okula giden çocukların yüzde 92'sinin sadece okuyan çocuklarla, çalışan çocukların ise yaklaşık yüzde 80'inin çalışanlarla arkadaşlık yaptığını bildirdi.
3 yaşında çalışan çocuklar bile var
Diyarbakır 75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi sosyal hizmet uzmanı İsmail Sarı, kentte 10 binin üzerinde çocuğun sokakta çalıştığını belirterek, "Sokakta çalışan çocuklar arasında 3 yaşında olanlar bile var." dedi.
Sarı, çocukların son ekonomik kriz sebebiyle sokakta kalma sürelerini uzattığını belirterek "Eskiden akşam saat 19.00-20.00'de evine dönen çocuklar, gece saat 23.00'te evine gidiyor. Bu durum, çocuklar için sokaktaki tehlikeyi daha da artırıyor." dedi.
Okula gidemeyen çocuklar
Eğitim, Bilim ve Kültür Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, ülke genelinde hâlâ ortaöğretim çağındaki çocukların yüzde 44'ünün, ilköğretim çağındaki çocukların da yüzde 12'sinin okula gitmediğini kaydederek, "Günümüzde Türkiye'de yaklaşık 1 milyon 200 bin çocuk eğitim-öğretimden faydalanamıyor." diye konuştu.
Sokakta yaşayan çocuklar
1998 yılında İstanbul'da 3 bin 500 civarında çocuğun sokakta yaşadığını belirten Umut Çocukları Derneği Başkanı Yusuf Ahmet Kulca "İstanbul'da hâlâ 2 bin 200 çocuğun sokaklarda yaşadığı tahmin ediliyor." dedi.
Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin zor koşulları altında 23 Nisan 1920 tarihinde kurulduktan sonra, 81 yıldır ulusal egemenliğin hayata geçirilişinin simgesi oldu.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, TBMM'nin açılışından bir gün sonra Meclis Başkanlığı'na seçildi ve Cumhuriyet'in ilan edildiği tarihe kadar bu görevini sürdürdü. "Yeni ve yüce bir tarihi başlangıç" olarak nitelendirilen 23 Nisan, TBMM'nin açılışından bir yıl sonra ulusal bayram ilan edildi. TBMM, kuruluşundan bu yana seçilen temsilcilerin ülke yönetimini üstlenmesi bakımından, ulusal egemenliğin hayata geçirildiği yer oldu.
En hayati konu
Atatürk, ulusal egemenlik kavramını "en hayati konu" olarak tanımlamaktadır. Atatürk, 1 Mart 1923 tarihinde, TBMM'nin dördüncü dönem toplantısının açılışında yaptığı konuşmada ulus iradesine şöyle vurgu yaptı. "...Özgürlüğün de eşitliğin de adaletin de dayanak noktası ulusal egemenliktir... Efendiler, ulus önünde, onun bağımsızlık hakkı önünde, onun yenileşmeye ve gelişmeye layık oluşu önünde her kuvvet, ancak ulusun irade ve emeline uyarak yaşayabilir. Ulusun iradesine ve emeline uymayanların talihi yokluktur, bitiştir. Efendiler, bu büyük iradenin önünde saygıyla ve boyun eğerek eğilelim."
Geleceğimizsiniz
Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, ülke ekonomisinin içine düşürüldüğü durumun herkesi etkilediğini belirterek, Türkiye'nin sorunlarını çözecek deneyim, yetenek ve potansiyele sahip bir ülke olduğunun göz ardı edilmemesini istedi.
Önünde aydınlık bir gelecek bulunan Türkiye'nin, birlik ve dirliğe bugün her zamankinden daha çok ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Sezer, "Tüm yurttaşlarımızı, sağduyulu hareket etmeye, ulusumuza, devletimize ve demokrasimize olan inancını her koşulda korumaya çağırıyorum." dedi.
Cumhurbaşkanı Sezer, mesajında çocuklara ise şöyle seslendi: "Sizler, ulusumuzun en değerli varlığı ve geleceğisiniz. Büyük Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı gün olan 23 Nisan'ı, bayram olarak sizlere armağan ederken, Türk çocuklarının yurt sevgisini ve çalışkanlığını biliyor ve sizlere güveniyordu. Daha güzel bir dünya kurulabilmesi için gösterdiğiniz çabalar ile sizler, bu güveni boşa çıkarmıyorsunuz. Sizlerle gurur duyuyoruz."
Başbakan Bülent Ecevit, "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" dolayısıyla bir mesaj yayınladı. Ecevit, Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığını sürdürmesini sağlayan "ulusal egemenlik" kavramının, kaynağını Türk insanının azminden ve bağımsızlık duygusundan aldığını belirtti.
Çocuk yüzlü haritamız kötü
Çocuk Vakfı Başkanı Dr. Mustafa Ruhi Şirin, her çocuğun güzel bir dünyaya doğma hakkı olduğunu; ancak doğan çocukların büyük bir çoğunluğunun sorunlu bir dünyayla karşılaştıklarını söyledi.
Dünyanın çocuk yüzlü haritasına bakıldığında hiç de iyi bir manzara ortaya çıkmadığını ifade eden Şirin, "Dünyadaki çocuk nüfusunun yüzde 21'i çalışıyor, yüzde 29'u okur yazar değil, yüzde 6,4'ü özürlü. Dünyada çocuk hakları ihlal edilmekte, çocuklar arasında cinsiyet ayırımcılığı yapılmaktadır. 5-9 yaş arasında olup çalışan 252 milyon çocuk vardır. 1 milyon 135 bin çocuk Uzakdoğu'da fuhuş söktöründe çalıştırılmaktadır." dedi. Ruhi Şirin, dünyada 710 bin çocuğun yoksulluk sınırının altında olduğunu belirterek, bu çocukların bir yudum su ve bir lokma ekmeğe muhtaç durumda bulunduğunu, birçoğunun da açlıktan öldüğünü söyledi. Savaş ve çatışmalarda da en çok zarar görenin çocuklar olduğunu anlatan Şirin "Savaşlarda 2 milyon 415 bin çocuk ölmüştür. Yine savaşlarda öldürülen kadınların da büyük bir kısmı anne olan kadınlardır." dedi. Murat Aydın / İSTANBUL (cha)
Swiss Otel'e Çeçen baskını
İstanbul Beşiktaş'ta bulunan Swiss Otel'e, Rus zulmünü dünyaya duyurmak isteyen Çeçenler tarafından silahlı baskın düzenlendi. Dün akşam saat 23:20 civarında meydana gelen olayda bir minibüsle geldikleri iddia edilen silahlı grup önce otel güvenlik görevlileriyle tartıştı.
Dışardaki tartışmanın ardından içeri giren grup tartışmasını burada da sürdürdü. Lobideki tartışmada silahlar çekilirken, dışarıya birkaç el silah sesi duyuldu. Lobide bulunanların oteli boşaltmasını isteyen grup kendi aralarında da tartıştı. Polis otelin etrafında geniş güvenlik çemberi oluştururken karşılıklı silah sesleri duyuldu.
Oteli işgal edenlerin, 1995 yılında Ruslar'a karşı savaşan Çeçenlerin sesini duyurmak üzere Avrasya Feribotu'nu kaçıran grubun lideri Muhammed Tokcan'ın adamları oldukları ileri sürüldü. Muhammed Tokcan'ın kardeşi Ahmet Tokcan'ın da silahlı grubun içinde bulunduğu ve İçişleri Bakanı Saadettin Tantan ile görüşmek istedikleri belirtildi.
Otelin lobisinde ellerinde otomatik silahlar ve pompalı tüfekler bulunan grup, otel görevlilerini biraraya toplayarak yere yatırdılar. Otelin üst katlarında bulunanlar da lobiye indirilirken, müşterilerin bir kısmı tahliye edildi. Dışarıya gönderilen bir otel görevlisi, grubun Muhammed Tokcan'ın adamları olduklarını söylediklerini ve tamamının silahlı olduğunu gördüğünü bildirdi.
Güvenlik kuvvetleri olayın duyulmasından hemen sonra otelin çevresinde geniş güvenlik önlemleri aldı. Çevik Kuvvet ve 100 kişilik özel tim operasyon için konuşlandı. Basın mensuplarının yaklaşmamaları amacıyla güvenlik şeridi oluşturulurken, olay yerine çok sayıda ambulans sevk edildi. İstanbul Emniyet Müdürü Kazım Abonoz, Swiss Otel'e giderek incelemelerde bulundu. İstanbul'da bulunan İçişleri Bakanı Sadettin Tantan da olaydan dakika dakika haberdar edildi.
|