İbadet ihtiyaç değil mi?
Hilton'un birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de oteller zinciri bulunuyor. Otelde, gelen müşterilerin ihtiyaç duyabileceği her şey düşünülmüş. Ancak ibadet edeceği bir yer düşünülmemiş. Müslüman bir ülkede insanların namaz kılabilecekleri bir mescit düşünülmemiş. Dr. Bayram Yaşar isimli okurumuz da Hilton yetkililerinin bu yanlış uygulamasına dikkat çekiyor.
14.04.2001 günü bir ilaç firmasının düzenledigi toplantıya katılmak için Hilton Oteli'ne gittiğini belirten Yaşar'ın yaşadığı olayı dikkatinize sunuyorum:
"Toplantıyla ilgili her şey mükemmeldi. Ancak toplantı çıkışı akşam namazı vakti sona yaklaşmaktaydı ve toplantı sonrası program da devam edecekti. Bir doktor arkadaşımla birlikte akşam namazı kılmak istedik. Salondaki görevlilerden mescit olup olmadığını sorunca olumsuz cevap aldık. Bize verilen cevap, otelden çıkıp birkaç yüz metre ilerdeki itfaiyeye ait mescitte namaz kılabileceğimiz şeklindeydi. Koşturarak namaz kılmaya gittik ve kan ter içinde geri döndük. Şunu sormak istiyorum: Acaba her türlü ihtiyacın titizlikle düşünüldüğü bu lüks(!) otelde, nüfusunun çok büyük bir çoğunluğunun Müslümanların oluşturduğu bir memleketin ekmeğini yerken, bu milletin dini ihtiyacı ve dini görevleri olduğu neden hesaba katılmıyor? Ben uzman bir doktor kariyerine sahip olarak, neden bu tür toplantılara katılmakla dini görevimi yerine getirmek arasında tercih yapmak zorunda bırakılıyorum? Hilton Oteli yetkililerinin bu çağ dışı anlayışlarını bir türlü anlayamıyorum..."
Hilton Genel Müdürü Ashley Spencer: Önceden bilgi verilmeli
Konuyu ilettiğimiz Hilton Genel Müdürü Ashley Spencer ise yaptığı açıklamada ibadet etmek isteyen müşterilerin önceden bilgi vermeleri gerektiğini belirtti. Spencer'in açıklaması şöyle:
"Benzer isteklerle çok sık karşılaşmıyoruz. Geçmiş dönemdeki taleplere karşılık uygun durumdaki toplantı veya standart odalarımızdan birini misafirlerimize tahsis ettik. İstenildiği takdirde seccade ve tesbih de sağlıyoruz. Hilton İstanbul'un kuruluş yılı olan 1955'ten bugüne kadar devam eden bu yaklaşım çerçevesinde, benzeri isteklere cevap verebilmemiz için önceden bilgi verilmesinin gerekli olduğunu bilmenizi isteriz. Gerekli düzenlemeleri yapabilmemiz için, bu hizmeti almak isteyen kişinin otelimizi ziyareti öncesinde bize bilgi vermesini öneriyorum."
Tiraj ve reyting için değer mi?!
Bir ülkenin değerleri ancak bu kadar fütursuzca ayaklar altına alınabilir... Dünyanın neresinde en ahlâksız malzemeler bile –utanmadan– tiraja alet edilir? Dünyanın neresinde bu ahlaksız yayınlar 'isteyen izler isteyen izlemez' gibi basit gerekçelerle savunulabilir? Beyler! Beyler!.. Tiraj uğruna, reyting uğruna değer mi bir neslin yok edilmesi..
Diyarbakır'dan Ahmet Çelebi ve Kahramanmaraş / Göksun'dan Ömer Yorucu'da ülkemizde son günlerde yaşanan maddi kriz yetmezmiş gibi bir de bazı çevrelerce manevi kriz çıkartılmak istendiğine dikkat çekerek ilgililere şöyle sesleniyorlar: "Yarın 'isteyen içer isteyen içmez' diye eroin, uyuşturucu promosyonu da yapacak mısınız?!.. Sonra bu yayınlarınızla zehirlediğiniz / yetiştirdiğiniz sapıklardan nasıl şikayetçi olacaksınız?!.."
Kalan para üstleri nereye gidiyor?
Birçok banka ve vb. kurumlarda fatura ödemelerinde memurlar genelde para üstlerini unutuyorlar(!). Küçük meblağlar olduğu için vatandaşlar para üstünü çoğu kez istemeye utanıyor. Tersi olsa yani vatandaşların 25 bini eksik olsa işlem yapılmıyor.
Rize'den Şaban Dal isimli okurumuz da bu yanlışlığa dikkat çekiyorlar: "Rize SSK Hastanesi'nde alacağım ilacın tutarı 1 milyon 800 bin idi. Görevliye 2 milyon lira verdim; ancak üstünü alamadım. Benim gibi birçok insan da ilaç kuyruğunun uzun olmasından dolayı para üstlerini alamadılar. Buradan her gün binlerce hasta ilaç alıyor. Ortaya çıkan küsurat rakamlarının ciddiyetini siz düşünün artık..." Malatya'dan Mehmet Şaşmaz isimli vatandaşımız da aynı konuya dikkat çekiyor ve TEDAŞ'ta ödemelerini yaparken meydana gelen para üstleriyle ilgili duyarsızlıktan yakınıyor.
|