GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Ali Halit ASLAN

Washington Sütunu

Reform, üniforma ve ABD

28 Şubat'a 'sütübozuk' diyen milletvekiline gösterilen tepkinin boyutlarını görünce ABD'nin Türkiye'nin nabzını tutmadaki başarısını biraz daha iyi anladım. Son dört yıldır 28 Şubat denince neden üç maymunları oynadıklarını çok daha iyi idrak ettim.

Demokrasi ve insan hakları taleplerinin konu 28 Şubat'a gelince neden Susurluk'ta kamyonla çarpışmışa döndüğünü müşahede ettim.

General Çevik Bir'in ayağını Amerikan topraklarına basmış halde 'balans ayarı' beyanatını verdiği günler daha dün gibi aklımda. 28 Şubat müdahalesi sonrasında Amerika Atatürk Cemiyeti (ASA) tarafından Genelkurmay Başkanlığı'na verilen ödülü almaya gelen Bir'i alkışlayanlar arasında Büyükelçi Mark Parris'in de bulunduğunu hiç unutmuyorum. Bir'in uzun süre Amerikan resmi-özel heyetlerinin vazgeçilmez adresi olarak kaldığını da...

1997-2000 arasında ABD'nin Ankara Büyükelçiği'ni yapan Mark Parris'i geçen hafta Washington Enstitüsü'nde Turgut Özal'ın anısına düzenlenen konferansta konuşurken görünce bütün bunlar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ne de olsa artık hükümette çalışmıyordu. Daha rahat konuşabilirdi. Parris başarılı bir büyükelçi olabilirdi; ama bir gazeteci olarak tarihe ve millete karşı sorumluluğumdan dolayı o meş'um soruyu kendisine yöneltmem gerekiyordu. Ve sordum:

'Büyükelçi Abramowitz de dahil birçok gözlemci ABD'nin 28 Şubat sürecindeki tutumunu sessiz bir onay olarak değerlendiriyor. ABD'nin 28 Şubat politikası sizce doğru muydu?'

Parris, önce 'Ben Şubat 1997'de orada değildim' diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştı.

'Efendim siz de biliyorsunuz ki bu bir süreç' diyerek müdahale ettim.

O her zamanki nazik üslubuyla 'Muhakkak ki bu bir gerçekti. Bir vasiyet vardı. Ama bunu şöyle ya da böyle olarak nitelendirmek bana düşmez' demekle yetindi Parris. Ve sorumun başka bir ayağına cevap vermeyi tercih etti.

Washington'da 28 Şubat süreciyle ilgili son dört yıldır başarıyla uygulanan 'tecahül-ü arifane' sanatı yine sahneye çıkmıştı. Bu soruyu 'on-the-record' sorduğum hiçbir Amerikalı yetkiliden net bir cevap alamamıştım. Demek ki emeklilik dahi kaideyi bozmuyordu.

Kürt meselesinin en hassas damarlarında dolaşmaktan çekinmeyen insan haklarından sorumlu Dışişleri Bakan eski Yardımcısı Harold Koh bile '28 Şubat süreci'ni sorduğumda Doğu Anadolu'dakinden çok daha virajlı yollarda iz kaybettirmeye çalışmıştı.

Kendi uygulayıcılarınca dahi açıkça 'darbe' olduğu ifade edilen bu anti-demokratik süreç karşısında koskoca Amerika, dünyada şampiyonluğunu yaptığı değerleri çiğneme pahasına neden böyle suspus? Çünkü bence öncelikle bu süreç ABD'nin damarına basmıyor. Böyle bir nedenle de Türk egemenlerin damarına fazla basmak istemiyorlar. Çünkü egemen kesimlere endeksli 'stratejik çıkar'ların gümbürtüye gitmesinden endişe ediyorlar.

Şimdilerde Washington'da bir 'siyasal reform' lafıdır tutturulmuş gidiyor.

Sivil siyasetçilere atış serbest tabii. Ama tek sorun onlar mı? Siyasetteki yozlaşmadan yakınanlar, Türkiye'de haysiyetli insanların siyasete fazla rağbet etmemesinin en önemli sebeplerinden birinin demokrasinin başına inen ya da inmek üzere aba altında bekleyen 'sopa darbeleri' olduğunu görmüyor mu? 'Devlet baba' baskısıyla büyüyen siyasetçiler, tıpkı 'sorunlu çocuklar' gibi kötü yola düşmüşse bunun tek sorumlusu onlar mıdır? Bu ülkede 'üniforma reformu' yapılmadıkça gerçek bir değişim olabilir mi? Askeri kıtaları ilk kez şortla denetleyerek en cesur reformlarından birini yapmış olan Özal'ı bugün Washington'da 'hasretle' ananlar, acaba 28 Şubat'a sükut ederek nerede pozisyon almış oluyor?

28 Şubat 1997 süreciyle yüzleşemeyenlerin, 19 Şubat 2001 kriz sürecindeki reform tavsiyeleri 'bin yıl da sürse' en önemli unsurdan, yani özgürlük ve demokrasiden yana eksik kalacaktır. 'Reform mu, üniforma mı?' sorusuna cesur bir cevap verme zamanı gelmedi mi?


ah.aslan@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

29/ 01/ 2001... Clinton'dan Bush'a Türkiye mektubu (1)
05/ 02/ 2001... Clinton'dan Bush'a Türkiye mektubu (2)
12/ 02/ 2001... Clinton'dan Bush'a Türkiye mektubu (3)
19/ 02/ 2001... Kovboyla dalaşılmaz
26/ 02/ 2001... Abramowitz'den 28 Şubat tahlili
19/ 03/ 2001... Ben yadırgamadım
26/ 03/ 2001... Zor hafta
02/ 04/ 2001... Yaralı parmak ve ABD
09/ 04/ 2001... Kemal mi, zeval mi?
16/ 04/ 2001... ABD'de Yeni-Osmanlı mücadelesi


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.