GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

23/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Hasan ÜNAL

Analiz

Batı dünyası ve Balkanlar

Balkanlar on dokuzuncu yüzyıl boyunca bir kargaşadan ötekine sürüklendi. Bölgedeki Osmanlı hakimiyetinin tamamen tasfiyesiyle sonuçlanacak olan bu kargaşa ve savaş ortamı, Osmanlı'nın bölgeden çekilmesiyle sona ermedi.

İrredentist bir milliyetçilik kültürü üzerine inşa edilen Balkan devletleri, önce Osmanlı ile sonra da kendi aralarındaki toprak uyuşmazlıklarıyla meşgul oldular. Soğuk Savaş gibi uluslararası siyaset üzerinde oldukça belirleyici bir role sahip dönemlerde dahi Balkanlar tam olarak durulmadı. İçten içe birçok devlet kendi aralarındaki toprak ve azınlık sorunlarını sürdürdüler.

On dokuzuncu yüzyıldan itibaren bölgeyle yakından ilgilenen Batılı dünya, çoğu zaman buradaki iç dinamikleri tam olarak algılayamadı. Bazen Hıristiyan taassubuyla, bazen işine geldiği için Osmanlı'nın Balkan toprakları üzerinde milli devletler inşa edilmesinden memnun göründü. Bazen bir ülke bunu yaparken diğerleri karşı çıktılar. Ancak bütün bu dönemde Batılı dünyanın veya tek tek Batılı ülkelerin bu bölgedeki iç dinamikleri anlamadıkları ortadaydı. Zaten bu yüzden, anlayamadıkları bu olguları 'Balkanizasyon' adıyla kayda geçirdiler. Ve bu kelimeye, irili ufaklı grupların ve devletlerin amaçsızca birbirlerinin boğazına sarılması ve sürekli kargaşaya sebebiyet verilmesi gibi bir anlam yüklediler. Bu da, her konuda kendilerine yardım ve tavsiye için koşan Balkanlı halklara tepeden bakma psikolojisini yansıtıyordu.

1990'lara gelindiğinde bu yanlış algılama veya gidişatı anlayamama özelliklerinin fazlaca değişmemiş olduğunu gördük. Bu yanlış anlamalar veya tepeden bakma alışkanlıkları yüzünden 1990'lı yıllarda Batılı dünya Balkanlar'da ne olmasını istedi ise tersine gelişmelere şahit olundu. Yugoslavya hızla parçalanmaya giderken, o zamanki ABD yönetimi Slovenler ve Hırvatlara, bu federasyonun parçalanmasına izin verilmeyeceğini söylüyordu. Slovenler ve Hırvatlar ABD yönetiminden randevu dahi alamıyorlardı. Bundan amaç, gerginliğin çatışmaya dönüşmesini önlemekti. Sonuçta Sırplar, ABD ve Avrupa'nın bu tavrını kendilerine verilen yeşil ışık olarak anladılar ve önce Slovenlerin sonra da Hırvatların üzerine gittiler. Yani şiddetli çatışmalar ve savaşlar çıktı. Bütün bunların ceremesini de Bosnalılar çekmek zorunda kaldılar.

İşin garip tarafı, o zamanki tu kaka çocuklar olan Slovenya ve Hırvatistan şimdilerde aynı Batılı dünyanın göz bebeği. Slovenya en kısa sürede AB'ye girmeye hazırlanıyor. Hırvatistan'ın da hızla AB'ye entegre olmasına kesin gözüyle bakılıyor. O zamanki Batılı siyasetin cesaretlendirdiği Sırbistan, yakın zamana kadar ABD ve hatta Avrupa'nın kanlı bıçaklı düşmanıydı. Şimdilerde Koştunitsa kartını oynamak suretiyle tekrar Batı'nın gözüne girmeye çalışıyor.

Bugünlerde Batılı dünya Karadağ konusunda benzeri algılama yanlışları içinde. Önce 1997 yılından bu yana Karadağlı lider Cukanoviç'e bağımsızlık yönünde adımlar atması için destek veren ABD ve müttefikleri, Koştunitsa'nın Belgrad'da iktidara gelmesinden bu yana Cukanoviç'i terslemeye başladılar. Şimdi bağımsızlık yanlısı tavırdan ve siyasetten vazgeçmesi isteniyor Karadağ'ın. Ancak Karadağ'da bağımsızlık yönündeki gidişat engellenemeyecek kadar ilerlemiş durumda. Ve bu satırların kaleme alındığı saatlerde de adeta bağımsızlık referandumu haline gelen seçimler Karadağ'da yapılmaktaydı. Eğer Cukanoviç beklenildiği gibi kazanacak olursa, o takdirde ülke içerisinde hızla yükselen bağımsızlık lehindeki siyasi gidişat artarak devam edecek. Zaten Cukanoviç de yaz ortalarına doğru bağımsızlık referandumu yapılabileceğinden bahsediyor.

ABD ve müttefikleri ise Karadağ'ı, ekonomik yardım vermemekle tehdit ediyorlar. Yani o her zamanki algılama yanlışlarından ve tepeden bakma alışkanlıklarından birisi daha. Oysa gerçek demokrasi ve istikrar, bölgenin kendi iç dinamiklerine göre şekillenmesini istemelidir. Bunu kabullenmedikleri sürece, olayları belirlemek yerine hadiselerin peşinden sürüklenmeye devam edecekler.


h.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

29/ 03/ 2001... 'Ne kadar ekmek o kadar köfte'
30/ 03/ 2001... Makedonya'daki çıkmaz sokak
02/ 04/ 2001... Miloseviç giderken
05/ 04/ 2001... AGSK / AGSP tartışmaları
09/ 04/ 2001... Zarf Yorgos Papandreu ama mazruf Andreas Papandreu...
12/ 04/ 2001... Böyle giderse...
13/ 04/ 2001... Karadağ seçimleri yaklaşırken
16/ 04/ 2001... Kıbrıs meselesi saatli bombaya dönüşüyor
19/ 04/ 2001... Kıbrıs
20/ 04/ 2001... Karadağ seçimleri ve muhtemel senaryolar


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.