İki fotoğrafın analizi
Ölümünün sekizinci yılında milletçe fatihalarla andığımız rahmetli Turgut Özal hakkında, Kenan Evren'in söylediklerini dinlerken üzülmemek mümkün mü? Dokuz yıl devletin başında bulunan bir kişi Özal olmasaydı, ülkemizin hangi krizlere sürükleneceğini görmüyorsa, söylenecek hiçbir söz yoktur.
Daha büyük sıkıntılara uğramadığımız için şükredelim. Özal'dan önce bir kilo domatesi yurt dışına çıkarmak meseleydi; toplam ihracatımız iki milyar dolar civarındaydı. İhracatımız adeta ihtisasa dayanan küçük bir zümrenin işiydi. Dünya ile aramıza duvarlar çekilmişti, cebinde eskaza bir dolar bulunduran hapsi boylardı. Türkiye'deki turistik yatak sayısı Rodos adasındakilerden azdı. Sayın Erkan Mumcu, bu yıl gelecek turistin on iki milyon civarında olabileceğinde söz ediyor. Bu iki kalem bile Özal'ın büyüklüğünü anlatmaya yeter. Nur içinde yatsın.
Sayın Derviş uzun bir süreden beri beklenen programını açıkladı. Bazı gazeteler "piyasa nefes aldı", "para kurtuldu" gibi manşetler çektiler. Hangi icraat sonucu nefes aldığımızı, paramızın kurtulduğunu anlamak kabil değil. Yoksa bu manşetler haber değil de, bazı mahfillere mesaj niteliği mi taşıyorlar? Sunduğu hususlar da malum şeylerdi; bilinip de yapılmayan icraatlardı. Devletin şeffaflığı için Demirel yeri göğü inletmiyor muydu? Sonra devlet bankalarına borçlu olan Cavit Çağlar'ı, o bankaların başına devlet bakanı olarak getirmedi mi? Milletçe aile fotoğraflarını görmedik mi? Geçmişte de dile getirilen bu hususları niçin yapamadığımıza dair tek satır programda yok. Niçin yapamadığımız teşhistir; teşhis olmadan tedaviye kalkışmak abesle iştigaldir.
"Şeffaflık", "Devletin yalan söylememesi" gibi ilkelerin demokrasinin alfabesi olduğunu herkes biliyor; Popper gibi çağdaş sosyal bilimciler üzerinde ısrarla dururlar. Bunları söylemek değil, tatbik etmek marifettir. Ne yazık ki Derviş şeffaflığı bir devlet prensibi haline getireceğini söylerken bile bazı gerçekleri gizlemeye çalıştığı gözlerden kaçmadı. 1990 yılında toplanan her yüz lira verginin 32 lirası faize giderken, 1999 yılında 72 lirasının faize gittiğini belirtti. 32 liradan 72 liraya çıkışın sanki bir trent olduğu izlenimini verdi. Halbuki hiç de öyle değil.
53. hükümet döneminde, toplanan her yüz liranın 66,7 TL'si faize gidiyordu. 54. hükümet işbaşına gelince, faize giden miktar 48 liraya düştü. Ama ardından gelen hükümetlerde 67'ye, sonra da 72'ye ulaştı. Rahatlama olan hükümet, Refah ve Doğru Yol dönemidir. Bunu maskelemek şeffaflıkla ne derece bağdaşır? Bu koalisyon çok ağır şartlar altında kurulmuştu. Kesinlikle rahat hareket edemiyorlardı. Bu şartlardaki bir hükümetin başarılı olmasını iyi analiz etmek lazımdır.
Bu analizi en iyi yapan elimizde iki fotoğraf bulunmaktadır. Birisi Sayın Gazi Erçel'in, diğeri de Tunca Toskay'ındır. Erçel, döviz dalgalanmaya bırakılmadan önce 52 milyar lirasını dolara çevirtip, 31 milyar lira kâr elde etti. "Bu parada fakir fukaranın hakkı var" diye düşünmedi. Toskay ise 19 Şubat günü 100 milyar lirasını dolara çevirme talimatını sekreterine verdi. Fakat aynı gün yapılan toplantıda dalgalı kura geçileceği anlaşılınca "Dolara geçelim" talimatını değiştirdi, dolayısıyla 65 milyar lira kârdan mahrum kaldı. Erçel'in niçin rahatça dolara geçtiğinin, Toskay'ın niçin geçemediğinin analizini yaparsak, bugünkü halimiz ortaya çıkar.
Mesele sadece kural olsaydı, çözüm kolaydı. Çünkü ileri ülkelerin uyguladıkları kurallar bellidir, geri kalmış ülkeler de bunları uygularlar, ülkeleri güllük gülistanlık olurdu. İş kuralda değil, kurala ruh veren insandadır.
Hepimizin nefsi var, altından köşklerde yaşamak isteriz. İçimizde bizi denetleyen "Hakkın mı?" sorusunu sorduran bir unsur olmazsa, nefsimizin emrine girer, canavarlaşırız. Bize helal mi, haram mı kaygısını veren vicdandır. Onun da temelinde din yatmaktadır. Gerisi laf u güzaftır.
m.niyazi@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
05/
02/
2001...
Fransa'nın intikamı
12/
02/
2001...
Bir bilim insanını keşfediyoruz
19/
02/
2001...
Devlet Ana ve gerçekler
26/
02/
2001...
Diyet
05/
03/
2001...
Tanrım, dostlarımdan koru
19/
03/
2001...
Pütürgeliler ve Kemahlılar
25/
03/
2001...
Bir teklif
02/
04/
2001...
Temelden ele almalıyız
09/
04/
2001...
Sıkıntının kaynağı
16/
04/
2001...
Mimar Sinan'ı anarken
|