Her şey değişiyor
Türkiye, nasıl oluyor da böyle birden bire değişiyor? Sanki ihtilal olmuş gibi, dünün başlara taç edilen simaları, suçlu kategorisine dahil oluyor. İnterpol tarafından aranıyor, hapislere tıkılıyor. Bu insanlar gerçekten suçlu idiyse nasıl devletin en üst düzeylerinde görev alabildiler? Değilse peşlerinden koşup yakalayarak hapse atma çabası nedir? Bir değil, üç değil, beş değil. Onlarca, yüzlerce insan aynı durumda. Bir de şüpheliler var ki, onlara henüz dokunulmuyor ya da dokunulamıyor.
Siyasetçi kirlidir deniliyor. Olabilir. Bürokrat da kirli olabilir. Fakat ülkeyi temizlemek, düzeltmekle kendilerini görevli bilenler, demokrasiyi kesintiye uğratma pahasına yönetime el koyanlar niye şimdiye kadar bu işi temizleyemediler? Neden daha çok kirlendi ülke? Daha nereye kadar suçlu peşinde koşturup duracağız? Ne zaman üretime, kaliteye, bilime eğilecek, insani değerlere sahip çıkmayı öğreneceğiz? Yoksa onu da mı dövizle birlikte yurt dışından dileneceğiz?
Her şey değişiyor doğru. Ama bir yandan da hızla vakit geçiyor. Doğru dürüst bir şeyler öğrenemeyince de geriye dilenmeyi öğrenmek kalıyor. Üzgünüz.
E-ko(no)mik bilmeceler
Ne hallere düştük? (Türk Lirası)
Yükseldin de kendini bir şey mi zannettin? (Dolar)
Paket paket içinde, bir dervişin peşinde? (Ekonomik Program)
Çekti çekti; bitiremediler (Hortumcular)
Ekopazarı depremi (14 Nisan)
Üç beyaz? (Enerji, Zekeriya, Yalan)
Nuri Kırmızcı
DUVAR
Medyaya yeni yöntem; haydi Baastır! Baas Baas paraları medyaya!
Çocuk bayramı
23 Nisan dolayısıyla çocukların bayram etmesi gerekiyor; galiba daha ziyade büyükler bayram ediyor. Resmi tatiller, eğlenceler, muhabbetler gırla... Yabancı ülkelerden gelen çocukların eğitim kalitesi hemen kendini gösteriyor. Tabir yerindeyse, bizim çocuklar, mahalle takımı gibi kalıyor.
Keşke çocuk bayramını bir vesile edip çocukların gerçek problemlerini masaya yatırıp tartışabilsek. Eğitimleri, beslenmeleri, gelecekleri, hayal dünyaları ne halde anlamaya çalışsak. Bir de bayramdan hiç haberi olmayan ve sayıları sürekli artan sokak çocukları var ki, o apayrı bir tartışma konusu.
Güveni güveler kemiriyor
Medyada müthiş bir güven kaybının olduğu aşikar. Bu konuda anket yapmaya bile gerek yok. Başta medya mensupları olmak üzere büyük bir çoğunluk medyanın geneline güvenmiyor. Bu güven kaybı durup durduk yerde ortaya çıkmıyor. Yalan dolan haberler, ihale takipleri, siyasetle içli dışlı tavırlar, bürokrasiye el atmalar, bankalar, reklamlar... Kısacası çıkar hesapları yüzünden halkın nazarında medyaya güveni yiyip bitiriyor. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, gazetelerin birinci sayfa manşetleri ve diğer haberlerin hemen her gün yalanlanması mevcut yaraya tuz biber ekiyor. Olmayan bir güveni nasıl kaybederiz düşüncesiyle olsa gerek, bazıları başıboş atlar gibi delicesine gidiyorlar. Güveni güve gibi kemirip duruyorlar.
Ben gazetecinin...
Tuncay Özkan süper bir gazeteci, müthiş bir televizyoncu, mükemmel bir kitap yazarı. Kalemi eline aldığı zaman döktürüyor. Onun yazdıklarına biz okurken bile yetişemiyoruz. En önemli belgeler, en gizli bilgiler ona ulaşıyor. MİT'in içini dışını avucunun içi gibi biliyor. Kitap okuması da şaşırtıcı, kendisiyle yapılan bir röportajda, her gece 500 sayfa kitap okuduğunu söylüyordu. Aslında 450 sayfa okuyormuş da, biz yuvarlak hesap olsun diye 500 yaptık! Bir gecede 450 sayfayı okuyan 50'yi de okur değil mi? Yani 50 sayfacık için hesabı mı bozalım?
Bir zamanlar, sonradan yerine geçtiği ustasını acayip savunuyordu. Nedense araları açıldı ve yaptığı mücadeleden sonra onun koltuğuna oturdu. O sıralar Akşam gazetesiyle aralarında çok sert tartışmalar yaşanıyordu. Merak ettiğimiz için, telefonla, tartışmanın sebeplerini ve tartışmaya konu olan iddiaları sorduk. Moda tabirle, hemen savunma moduna geçti. Söyledikleri bittikten sonra da "Biz kimseye karışmıyoruz. Basın özgürlüğünü savunuyoruz, isteyen istediğini yazar!" demişti. Yarım saat sonra ne kadar etkili adam varsa aramaya başladı. Arayanlar, o gazeteciyle aramızda konuştuğumuz mevzu için, 'yazmasanız iyi olur!' diyorlardı.
Bütün bunları bir yana bırakıyoruz da, müthiş gazeteciye kafamızdan atamadığımız bir soruyu yöneltmek istiyoruz: Emniyette çete, poliste örgütlenme türünden haberler yapılıyor. Fakat bakıyorsunuz bütün gizli belgeler, suçlama yapan gazetecilere gidiyor. Üst düzey devlet görevlilerinin telefonlarını dinlettiği iddiaları ortalıkta geziyor. Nasıl oluyor bu? Yoksa ortada bilmediğimiz bir perhiz ve lahana işi mi var? Yoksa buradan bakınca gazeteci gibi mi görünüyor?
|