Baba! Ben beyaz gemide kaybolan çocuk!
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı, meşhur Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'u Türkiye'ye davet etmiş ve bir yemek vermişti. Bu yemeğe ülkemizin meşhur pek çok yazar ve edebiyatçısı da katılmıştı.
Sohbet sırasında Celal Bayar'ın torunu Emine Gürsoy, Cengiz Aytmatov'a "Beyaz gemide kaybolan çocuk ne oldu?" diye bir soru sordu... Onun meşhur romanında sisler içinde bir çocuk kaybolmuştu. Ak alınlı beyaz yüzlü masum nesillerin bir sembolü idi bu çocuk... Onların hikayesini usta yazar pek çok gerçeği satır aralarına derç ederek yazmıştı. Bu işi, komünizmin bütün ceberutu ile devam ettiği o talihsiz günlerde başarı ile yapıyordu. Bütün dünyaya yayılan ve basımları milyonlar adede yükselen kitaplarının hepsinde pek çok mesaj, muhtevanın arasına sızıyor ve oradan da insanlığa ulaşıyordu. Yaptığı bu iş, muazzam başarılarının bir başka yönü idi...
Aytmatov dedi ki: "Ben bu çocuğu Pekin'de gördüm. Diplomatik bir görüşme için 1978'de bir heyetle Pekin'e gitmiştik. Otelime yerleştikten bir saat sonra telefon çaldı. Açtım, tatlı ve heyecanlı bir sesle bir delikanlı bana 'Baba, hoş geldin!' diyordu. Şaşırmıştım. 'Acaba kim olabilir?' diye düşünüp 'Siz kimsiniz?' dedim. Dedi ki: 'Ben beyaz gemide kaybolan çocuğum!... Baba biz burada bir grup Kırgız öğrenciyiz. Ziyaretinize gelmek istiyoruz.' Şaşkınlığım artmıştı. Beni nasıl bu kadar çabuk bulabilmişlerdi. O günde yerimi tespit edip, hemen ulaşmaları imkansız gibi bir şeydi. Hayretim hayranlığa dönüştü. 'Peki.' dedim. Öbür gün otelin lobisinde görüştük. Acaba bana telefon eden hangisidir, diye birer birer merakla yüzlerine bakıyordum. Bir tanesi çok farklı idi. Ona 'Beni davet eden sen miydin?' diye sordum. 'Evet.' dedi. Tam bir isabetle onu tanımıştım."
Cengiz Aytmatov bunları anlatırken herkes nefeslerini tutup dinliyordu. Emine Gürsoy Hanımefendi'nin gözlerinden de sicim gibi yaşlar dökülüyordu.
Harun Tokak Bey, o kaybolan çocukları aramak için yola çıkanların destanını Cengiz Aytmatov'a anlattı.
Ben o gençlerden bazılarıyla Avrupa'da karşılaştım. Azamat, Dastan, Murat bunlardan bazıları. Onları hep bu hüzünle seyrettim. Ama artık kaybolmuş çocuk değil onlar. Kırgız–Türk kolejlerinden mezun olduktan sonra o kaliteli eğitim hızı ile geldikleri Avrupa ülkelerinde, şimdi de akademik çalışmalar yapıyorlar. Hem de hiç yalnız değiller. Murat'ın babasının vefatını duyan Türk arkadaşlar hemen toplanıp, kendisine destek verdiler. Ayrıca, merhumun ruhuna bir de hatim indirdiler.
Zannediyorum Cengiz Aytmatov bunları duysa çok duygulanır.
a.aymaz@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
24/
03/
2001...
Baştan düşen bir kepek zerresi bile
25/
03/
2001...
Nedvî'nin çağrısı
31/
03/
2001...
Hemen değilse ne zaman?
01/
04/
2001...
Cüzzamdan şifa bulan kral
07/
04/
2001...
İnternet sayfaları
08/
04/
2001...
Dananın nüfus cüzdanı
14/
04/
2001...
İnsanlığın üç meselesi
15/
04/
2001...
İki çocuğu Müslüman olan Sir Richard Scott
21/
04/
2001...
Gözler sürûru seherler
22/
04/
2001...
Herkesin mazhar olduğu isim veya esma
|