GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

30/04/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



RÖPORTAJ 

Aydın HASKEBABÇI



Tahsin Yazan: Kriz mi, o da ne?

Herkesin krizden dert yandığı bir dönemde, turizm ve ihracatçılar en kârlı dönemlerini yaşıyorlar. Avrupa'nın pek çok ünlü markasına pantolon ihraç eden C&T Tekstil'in sahibi Tahsin Yazan, kriz döneminde fabrikaya yeni makine ve işçi aldıklarını söylüyor. Hugo Boss, Zara gibi dünyaca ünlü markalara üretim yapan Yazan, sonbahara kadar da siparişlerinin dolu olduğunu belirtiyor. Ne diyelim; darısı diğer firmalarımızın başına...

Tahsin Yazan / C&T Tekstil

Tahsin Yazan, 1952 Rize Çayeli doğumlu. 1968 yılında Rize Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul'a gelerek tekstil sektörüne girdi. Kardeşleriyle birlikte kurduğu tekstil atölyelerini büyüterek 1996'da Kırklareli'nde 400 kişinin çalıştığı bir tekstil fabrikası kurdu. Şu anda pek çok Avrupa ülkesine pantolon ihraç eden Yazan'ın hedefi kendi markası Langona'yı tüm dünyaya yaymak.

on yaşanan ekonomik kriz sizi nasıl etkiledi? Fabrikanızda işten çıkarmalar var mı?

Biz ihracata çalıştığımız için bugünlerde eleman çıkarmak yerine yeni elemanlar alıyoruz. Eylül ayına kadar da bağlantılarımızı yaptık ve full doluyuz. Şu anda ciro ve mağaza sayısı bakımından dünyanın 5 büyük tekstil firmasından dördüne üretim yapıyoruz. İsviçre'te bulunan Henes and Morris firmasına üretim yapıyoruz. Bu firma kanalıyla Belçika, Almanya, İngiltere, Hollanda, Fransa vb. Avrupa'nın her ülkesine mal ihraç ediyoruz. İspanyol firması Zara'ya üretim yapıyoruz. Bu firmanın şu anda bin 5 adet mağazası var. Türkiye'de de 3 tane mağazası var, 3 tane daha açmayı düşünüyorlar. İngiltere'nin en büyük grubu Arcadia'ya, Almanya'da ise Hugo Boss firmasına pantolon üretiyoruz. Yunanistan'a da son dönemde mal gönderiyoruz. İç piyasadan zaman zaman gelen bazı talepleri de karşılamaya çalışıyoruz.

Kaliteli üretimin yanında ihracat yapacak müşteri bulmakda oldukça önemli. Siz bunu nasıl başardınız?

Biz prensipli ve dürüst çalışıyoruz. Müşterilerimize karşı da dürüstüz. Ben ve yeğenim yurtdışında yeni müşteriler bulmak için zaman zaman görüşmeler yapıyoruz. Ayrıca uluslararası kalite standartlarına uygun üretim yapıyoruz. 16 yaşından küçük çocuk işçi çalıştırmıyoruz. Yangın tertibatından işçi sağlığına kadar her şeyi düşünerek bu fabrikayı inşa ettik. Çünkü Avrupalı, ürettiğin ürünün yanında tüm bunları sizde arıyor. Kırık iğne prosedürüne göre her bir kırılan iğnenin raporu tutuluyor. Zira eğer bir müşterinin aldığı pantolonda bir iğne kırığı varsa ve müşteriye o iğne batarsa çok büyük tazminat davaları açılabiliyor. Biz de bu konularda çok hassas üretim yapıyoruz. Kanserojen üreten maddeleri kullanmıyoruz. Ben herkesi ihracat yapmaya davet ediyorum.

Son krizle birlikte müşterilerinizden fiyatları düşürme yönünde bir talep geldi mi?

Müşterilerimizden dolaylı yoldan böyle talepler geldi ama biz bunu kabul etmedik. Çünkü Türkiye'de zaten ekonomik kriz aslında 2-3 senedir devam ediyor. 'Geçen sene ülkemizde dolar ve markın neredeyse hiç artmamasına rağmen siz bize hiç ekstra para verdiniz mi? Şimdi arttığı zaman niçin istiyorsunuz?' diyoruz. Önceden onlara aldığımız kumaş, aksesuvar ve malzeme arttı, işçilik arttı, ama onlar da bize ilave bir şey vermediler. Şimdi de biz onlara vermiyoruz. Aslında ihracatçı bu işten uzun vadede çok da kârlı çıkmadı. Çünkü hammaddeye ve benzine çok yüksek oranda zam geldi. Dünyanın en pahalı telefonunu ve elektriğini Türkiye'deki işveren kullanıyor.

Pantolon üretimi konusunda ülkemizdeki en büyük firmalardan birisini kurmuşsunuz.

En büyük demek doğru olmaz. Türkiye'de klasik erkek pantolon ve çino pantolon dalında en son teknoloji ile üretim yapan Türkiye'de sayılı firmalardan biriyiz. Fabrikamızdaki makine sayısını doğrusu ben de bilmiyorum. Geçen ayda 350 bin marklık yeni bir otomat makinesi aldık. Kot pantolon konusunda ise ülkemizde sadece bizi değil, dünyayı geçecek miktarda üretim yapan firmalarımız var.

Bu arada sizi ve ticari geçmişinizi biraz daha yakından tanımak istesek...

1952 Rize Çayeli doğumluyum. 1968 yılında Rize Lisesi'ni bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne kaydolmak için İstanbul'a geldik. Fakat o zamanki üniversite yerleştirme sistemi ve terör olayları sebebiyle üniversiteye girmedik. Aslında biraz da köyümden kaçarak İstanbul'a geldim. Çünkü babam benim İstanbul'a gelmemi istemiyordu. Ailenin en küçüğü olarak benim köyde kalmamı ve çay işi ile uğraşmamı istiyordu. Babam da bir denizci idi, köyün boşalmasını istemiyordu. Ama ben bir gece kaçtım. Şimdi zamanın kıymetini anlayınca keşke iki sene daha önce kaçsaydım diyorum. İstanbul'a gelince önce bir firmada pazarlamacı olarak çalışmaya başladım, daha sonra pazarlama müdürü oldum. Kardeşlerimin de o dönemde Beşiktaş'ta bir dükkanları vardı ve ticaretle uğraşıyorlardı.

Tekstil sektörüne ne zaman adım attınız?

Biz 1980 yılında Sultanhamam'da kardeşlerimle beraber tekstil malzemeleri üzerine bir işyeri kurduk. Rahmetli Özal'ın başlattığı tekstil hamlesiyle biz de konfeksiyon işine başladık. İlk olarak Şirinteks ismiyle Ümraniye'de 12 makineli bir atölye kurduk. Bir süre sonra bu 12 makineyi 120 makineye çıkardık. 1990'da ise ihracata ağırlık vererek fabrikamızı büyütmek istedik. 1991 yılında Almanya'dan büyük bir tekstil fabrikası satın aldık. Bu fabrikanın tüm makinelerini Türkiye'ye getirerek monte ettik. Biz bu fabrikayı işi ile beraber almıştık. 3-4 sene ihracat ağırlıklı üretime devam ettik. Pazar daha da büyüyünce Türkiye'de bir araştırma yaptık. Kırklareli bölgesinin fabrika açısından bakir olduğunu görünce bu bölgede yatırım yaptık. 100 bin metrekare bir arazi üzerinde tesisimizi inşa ettik. Bizim geldiğimiz dönemde burada hiçbir fabrika yoktu.

O dönemde Alman ortağınız ile nasıl tanıştınız?

Biz Christoph Mahnel'in sahibi olduğu firmaya iş yapıyorduk. Kırklareli'nde bu yatırımı yaparken kendisi bizimle ortak iş yapmak istedi. Biz de yurtdışı bağlantısı açısından kendisi ile bu ortaklığa gittik. İlk aşamada 12 bin metrekare kapalı alanda fabrikayı yaptık. Makineleri birlikte aldık ve ülkemize yabancı sermaye getirdik. İlk iki sene fabrikamız çok güzel çalıştı, Alman teknisyenlerle beraber üretim belli bir noktaya geldi. Daha sonra 1998 ekonomik krizi ile beraber Türk ekonomisine güvenini kaybeden Alman ortağımız hisselerini devretmek istedi. Bizim de o dönemde onun hisselerini alacak yeterli kaynağımız olmadığı için biraz borçlandık. Ekonomik kriz devam ettiği için biz bu hisselerin bir kısmını Kombassan Holding'e devrettik. Böylece makinelerden doğan banka borçlarımızı tasfiye ettik. Bize finans desteği sağlayan Kombassan ise yönetimi tümüyle bizim kontrolümüze bıraktı. Biz de bu geçiş döneminde üretim ve ihracatımızı hiç durdurmadık. Yabancı müşteriler de üretim kalitesinden memnun oldukları için bizi desteklediler.

Şirketi diğer kardeşlerinizle beraber yönetiyorsunuz sanırım.

Evet, biz bir aile şirketiyiz. 4 kardeş ve 7 yeğen bizim şirkette çalışıyor. Benim çocuklarım ise henüz öğrenci, Fatih Üniversitesi'nde işletme ve iktisat bölümünde okuyorlar. Bana göre konfeksiyonda aile şirketi olmayanlar çok sıkıntıya düşüyorlar. Çünkü konfeksiyon, profesyonelliği fazla kaldırmıyor, 24 saat işinizin başında olmanız gerekiyor bu işte.

Bir ihracatçı olarak yaşadığınız en büyük sıkıntı nedir?

Biz devletten bürokrasinin azaltılmasını ve ihracatçıya hırsız gözüyle bakılmasından vazgeçilmesini istiyoruz. Sahtekâr ve hilekâr olan sanayicilere kanunlar zaten her türlü cezayı verecektir. Ama dürüst ve çalışkan müteşebbislere de devlet her zaman destek çıkmalı. Bizim en büyük sorunumuz KDV alacaklarımızı devletten tahsil edemiyoruz. Bütün ihracatçılar bu işten muzdarip durumda. İnşaallah yeni ekonomi Bakanımız Kemal Derviş bu işe el atar da bizim alacaklarımızı öder. Devlet tekstile teşvik versin istemiyoruz. Sadece alacaklarımızı zamanında ve muntazaman mahsup etsin yeter. Vergi daireleri arasında süren uzun yazışmalar sebebiyle yanlış işlemler bile yapılabiliyor. Hatta geçen hafta pazartesi günü 23 Nisan resmi tatilini değerlendirmek ve bir ihracat bağlantısı için İngiltere'ye gitmek üzere iken 10 milyar liralık bir vergi borcundan dolayı hava limanında polis pasaportuma el koydu. Aslında benim 100 milyarın üstünde KDV alacağım var ve devlet bunu mahsup etmekte gecikiyor. Bu, müteşebbis ve dürüst sanayiciyi çok rencide ediyor. Hatta İngiltere'de yapacağımız bağlantıyı maalesef yapamadık. Müşterilerimize bu durumu izah etmekte de zorlanıyoruz.

 

Devletten bu ve benzeri konularda somut istekleriniz var mı?

Biz aslında devletten hiçbir şey istemiyoruz. Sadece elektrik kesintisi yapmasın yeter. Bir de gümrüklerde geçici kabulle çektiğimiz mallar üzerinde düne kadar komünizmle yönetilen Romanya, Çekoslovakya, Bulgaristan ve Arnavutluk'un bile uygulamadığı prosedürleri bize uygulamasın. Çünkü onlar bizim rakiplerimiz, biz o rakiplerimizle mücadele etmek için çok uğraşıyoruz. Son dönemde pek çok sanayici, bürokrasiden bıktığı için fabrikalarının bir kısmını komşu ülkelere taşıyorlar. Ben ülkemi seviyorum ve ülkemin insanlarına iş imkanı sağlamaktan mutluyum. Ben ülkemizden sanayicilerin gidip başka ülkelere yatırım yapmalarını da tasvip etmiyorum.

Yıllık pantolon ihracatınız ne kadar?

Bizim yıllık ihracatımız 10 milyon dolar civarında. Ama özellikle 1996-97 döneminde ihracatta daha büyük bir artış vardı. Bizim hedefimiz yılda 1 milyon adet pantolon üretmek. Beni en çok gururlandıran şey ise Avrupa'nın en güzel mağazalarını gezdiğimizde kendi ürettiğimiz pantolonları görmek. İstiyorum ki ileride kendi markalarımızla buralarda yer alalım.

Firma olarak ihracatta oldukça iyi bir başarı elde etmişsiniz. İleride kendi adınıza bir marka oluşturma düşünceniz var mı?

İnşaallah önümüzdeki sezon yurtiçi ekonomisi düze çıkınca, biz yurtdışına yaptığımız üretimler gibi kaliteli pantolonları Türk halkına da sunmayı hedefliyoruz. Langona markası ile bazı üretimlerimiz de oldu. Hatta Almanya'da birkaç mağazaya kendi markamızla mal satıyoruz. Langona, bizim Karadeniz'de zehirsiz bir yılan ismidir. Bu isim biraz İtalyancayı çağrıştırdığı için bu marka ile üretim yapmayı planlıyoruz. İnşaallah ileride ülkemizde 'pantolon evi' adıyla sadece pantolon üzerine bir mağazalar zinciri kurmayı hedefliyoruz.

İleride ceket üretimine de girmeyi düşünüyor musunuz?

Şimdilik düşünmüyoruz. Ama bazı müşterimizin isteği üzerine buradaki komşu firmamız olan Eroğlu Tekstil'de bunları yaptırıyoruz.

Bir ihracatçı olarak Türkiye'nin tekstil ve konfeksiyondaki geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bizim için en tehlikelisi 2005 yılında tüm kotaların kalkmasıyla Çin'in fiyat kırarak büyük bir pazar atağına geçmesi olacak. Ama Türkiye tekstilde çok daha iyi noktalara mutlaka gelecektir. Çünkü biz pamuklu üretimde dünyanın en iyi ülkelerinden birisiyiz. Dünyada da pamuklu ve rahat giyime doğru bir gidiş var. GAP bölgesi tam anlamıyla faaliyete geçerse dünyanın en iyi ve en bol pamuğunu biz üreteceğiz. Avrupa'nın istediği fason üretimleri yapmak yerine ileride tekstilde kendi markalarımızı oluşturmaya çalışmalıyız. Ancak bunun için devletin bu konuya özel destek vermesi lazım. Ayrıca küçük atölyeler, bu ekonomik krizlere daha fazla dayanamaz ve kapanır.

Kırklareli'nde çok fazla sanayi tesisi yok. Sizin kurduğunuz bu fabrika herhalde bu konuda bir öncü oldu.

Evet, bizde şu anda 400'e yakın kişi çalışıyor. Bizim gibi Kırklareli merkezde 4 tane sanayi tesisi var. Her ay Kırklareli ekonomisine önemli bir katkıda bulunduğumuzu düşünüyorum. Ay başında maaşını alan tüm işçilerimiz kira, borç ve taksitlerini ödemek için Kırklareli'ne gidince şehir merkezinde büyük bir hareketlilik yaşanıyor.

Sizin fabrika bahçesinde bir de Avrupa Birliği bayrağı dalgalanıyor. Bu bayrağın hikayesini dinleyebilir miyiz?

Biz fabrika açılışını yaptığımız zaman devlet büyükleri de açılışımıza katıldılar. O dönemde Avrupa Birliği'ne girmek için yeni müracaatımız olmuştu. Ben de fabrikanın girişine bir AB bayrağı astırdım. Tabii ki Türk bayrağı ondan daha yukarıda duruyor. Biz şirket olarak, üretim ve ticarette Avrupa Birliği'ne kendimizi girmiş kabul ediyoruz. Fabrikamızda da sosyal standartlar konusunda Avrupa seviyesinde bir ortam oluşturduk.

Bir de hobi olarak yaptığınız arıcılık var. Bize biraz da arılardan bahseder misiniz?

Benim burada 120 tane arı kovanım var. Arıcılık yapıyorum; ancak bunu satmak için değil, müşteri ve misafirlerimize hediye ve ikram etmek için yetiştiriyorum. Bunun için biz Karadeniz'den çok kara kovan topladık. Hatta Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın köyündeki amcasından bile kovan alıp buraya getirdim. Yılda 2-3 ton bal topluyoruz. Bu sene de havalar güzel gidiyor, çiçek ve yağışlar güzel. İnşaallah bereketli bir yıl olur.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.