Yolsuzlukla mücadele sistemi zorluyor
Başkent yine toz duman. Bugüne kadar medya desteğini hep arkasında bulan koalisyon hükümeti bu haftaki kadar yıpratılmamıştı. Eleştiriler kartopu halinde büyüyor.
Haftaya, pazar günü yapılan DSP Kurultayı’ndaki olaylarla başladık. Parti başkanlığına aday olan Sema Pişkinsüt konuşturulmadı, tartaklandı. Bir de oğlu tokatlanınca iş şirazeden çıktı.
En hafif tabirle antidemokratik bulunan kurultay, Bülent–Rahşan Ecevit çiftinin siyasi geleceğinin tartışılmasına yol açtı.
Ardından, ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz’ın, Enerji Bakanlığı’ndaki yolsuzluklarla ilgili Jandarma’yı suçlayan zehir zemberek açıklamaları geldi.
Asker–sivil tartışmasına neden olan Yılmaz’ın daha önceki çıkışları hatırlandığında kimin geri adım atacağı tahmin edilebilir.
Son olarak, MHP’li Ömer İzgi’nin başkanlığındaki Meclis Başkanlık Divanı, 12 Eylül’den bu yana ilk kez Meclis kulislerini gazetecilere yasakladı.
Aleyhteki haberlere tahammül edemeyenler sansür mekanizmasını işleterek demokrasi sayfasına ayıp bir not düştüler.
Demokratik hukuk devleti iddiasındaki rejimin öncelikli şartı basının özgür olmasıdır. Medyanın, kamu adına haber alma görevi ancak totaliter düzenlerde engellenir.
Yine tarihe sığınırsak; iktidarlar ne zaman inisiyatifi ve halkın güvenini kaybederse, ilk önce basınla uğraşmaya başlamışlardır.
Bütün bunların ötesinde derin ekonomik krizde debelenen ülkemiz, IMF ve Dünya Bankası’ndan gelecek dış kaynakları bekliyor. Söz konusu rakamın telaffuz edilmesi bile piyasaları hafifçe dalgalandırdı.
Ancak, yardımın bugüne kadar lafı geldi, kendisi ise şartlara bağlı. Önce Enerji Bakanı Cumhur Ersümer’in istifası istendi, şimdi de Telekom’un özelleştirilmesi ile Bankalar Yasası’nda düzenleme yapılması isteniyor.
Bunlar yapılsa bile paranın gelmesi kuşkulu. Dış dinamikler sistemin revize edilmesini istiyor. Bunun yolu Siyasi Partiler ve Seçim kanunlarının değişerek, lider sultasının yıkılmasından geçiyor.
Siyasetçiler anlamamakta direniyorlar: Siyasi yapı yeniden dizayn edilmeden Türkiye geleceğe uzanamaz. Dışarının anlatmaya çalıştığı bu duruma karşı iç dinamikler üç maymunları oynamakta ısrarlı.
Ama çabalar nafile! Ya gönüllü, ya da metazori bu yapısal reformları yapmak zorunda siyaset sınıfı.
Devlet Bahçeli’nin bu hafta vurguladığı siyaset kurumunun saygınlığı ve itibarının korunması buna bağlı. Siyasal elit hâlâ eski döneme ait sarhoşluğu sürdürüyor. Sıfırı tükettiğimizin farkında bile değil!
Seçenler, seçilmişlerden yetkilerini sonuna kadar kullanmasını ve kendi içindeki çürükleri temizlemesini bekliyor. Ancak bunu, inandırıcılığını yitirmiş, yaşamı zikzaklı liderlerin yapamayacağını da biliyor.
Varlığı seçimden seçime hatırlanan ahalinin bu beklentisi çok mu fazla?
Adına ‘yolsuzlukla mücadele’ denilen bu ikinci 28 Şubat’ın temizlik faaliyeti hızlanarak devam ediyor. Öyle anlaşılıyor ki, bu arınma, kime ve hangi kuruma giderse gitsin, sürecek.
En büyük güvence, devletin tepesindeki kararlılık ve yakın takip.
i.karayegen@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
04/
03/
2001...
Hiçbir parti barajı aşamıyor
09/
03/
2001...
"Amerika Türkiye'ye muhtaç, biz de Amerika'ya"
17/
03/
2001...
Bu yol AB'ye çıkmaz
24/
03/
2001...
Derviş'in ''Özal'' olma şansı
31/
03/
2001...
Ara rejim kâbusuna vize yok
07/
04/
2001...
Sokak istifaya zorluyor
14/
04/
2001...
Çözümün adresi Meclis olmalı
21/
04/
2001...
Siyasette mıntıka temizliği
28/
04/
2001...
Surda gedik
01/
05/
2001...
Titanik'te olmamak büyük avantaj
|