KAPIKULU gazete patronları!
Gazetelerin, patronlarına paralel olarak çıkar savaşlarına girmeleri yeni değildir. Göz göre göre, herkesin önünde yaptıkları numaralarla vatandaşı, okuru uyutmaları, aldatmaları ilk defa yaşanmaz. Hazineyi soyarlar, vergiyi kaçırırlar da ruhunuz bile duymaz. Büyük pazarlıklar sürerken, siz filan mankenin giysisini, fişmekan sanatçının arabasını (haber adı altında) öğrenmeye çalışırken kimi patronlar malı götürmeye devam eder. Dedik ya, bunlar ilk defa da olmaz. Kemal Tahir, 'Notlar'ında, 'kabadayı' diye nitelendirdiği gazete patronlarını anlatıyor. İsimleri, biz de merak ettik. Eğer öğrenebilirsek, onları da yazmaya çalışırız. Şimdi, bu notlara göz atalım isterseniz:
"BURJUVA İLE ZENGİN ARASINDAKİ FARKI SEÇELİM
Dokuz büyük gazete patronunun, yani dokuz kabadayının son davranışlarındaki asıl büyük sır!
Bu memlekette tam yüz küsur yıldan beri çeşitli idareler tarafından sürekli kanunlarla tutulan 'teşvik ve arkalama' gayretinin yanlış yerlere sarf edildiği meydana çıkmıştır.
.....
Biz bu yazıyı dokuz gazeteci patronun son davranışının kaynaklarına ışık tutmak için yazdık.
Gazete patronlarımız da maalesef burjuva değillerdir.. Onlar da çoğu zaman kapıkulu olarak yaşamış zenginlerdir.
Bu sebeple son reaksiyonları, burjuvaca kâr hesaplarına değil, hiçbir şey vermeden hep almak, hep kazanmak hesaplarına dayanmıştır.
Şu gerçeği asla unutmayalım: Vergi defterlerini ve bütün kazançlarını maliye müfettişlerine alnı açık gösteremeyen zenginler, hiçbir zaman demokrasiden yana olamazlar. Oysa hürriyet ve demokrasi, asıl onların istemesi lazım gelen bir rejimdir.
Bizce, patronun yani dokuz kabadayının kopardığı fırtına, basın kanununda yapılan değişmeden değil, gelir vergisini dokuz büyük gazeteye tabi vergi mükelleflerinden, icabında mal beyanı isteneceğinden ileri gelmiştir. Nitekim, fakir gazete patronlarının bu dokuz kabadayının dışında kalmaları da kârlarını bilmeyecek kadar aptal oluşlarından değildir. Bu dokuz kabadayıya 'maksatlarını açıkça söylesinler' denebilir; ama onlardan böyle bir şey istemek sahiden saflık olur."
Taraftar
Türkiye, son bir haftadır GS-FB maçını tartışıyordu. Maç bitti, tartışmalar bir yerlerde mutlaka devam edecektir. Bizim dikkatimizi taraftarların yaptıkları fedâkârlıklar çekti. Yağmurda yağışta, çamurda batakta gözünü stada dikmiş girmeye çalışıyorlar. Hiç bir engel onların yolunu kesemiyor.
Bu insanların en azından bir kısmı, aynı gayreti, aynı inadı, aynı fedakarlığı ülkenin içinde bulunduğu krizden çıkmak için de gösterseler diye içimizden geçiriyoruz. Taraftar uyuma, ülkene sahip çık!
Ağır ceza
Şimdiye kadar değişik davalardan defalarca yargılandık. Galiba ilk defa, yanlış bir anlaşılma (veya kasıtlı yanlış anlama) yüzünden bugün ağır cezada 'ihanet-i vataniye'den yargılanacağız. Yani en son işleyeceğimiz bir suç ithamıyla karşı karşıyayız. Gazetemize 'gıcık kapan' bir vatandaşın işgüzarlığı ve şikayeti yüzünden... Ya sabır... Ağır Ceza'da, 'Ağır ol da molla desinler!' sözündeki gibi, ağır olmak zorundayız. İthamı bile ağır bir 'vatan hainliği' insanın canını alabildiğine sıkıyor.
Geri döndü
Enflasyonu yüzde 35'lere kadar düşüren Türkiye, tarihinin ikinci yüksek fiyat artışını yine bir Nisan ayında gördü. Toptan fiyatlar yüzde 14.4, tüketici fiyatları yüzde 10.3 arttı.
2001 yılı sonunda yıllık enflasyon aranının 3 haneye ulaşıp geçmesine artık kesin gözüyle bakılıyor. Son 30 yıldır Türkiye'yi kasıp kavuran Enflasyon Canavarı maalesef geri döndü. Keşke özlemeye fırsatımız olsaydı.
Hiç gitmeden yeniden geri gelmek de Türkiye'ye özgü bir moda olsa gerek. Üstelik düştüğü noktadan daha yukarılara doğru yükseliyor.
Alışverişe ilaç
Bilim adamları sürekli alışveriş yapma isteklerini yenemeyenler için depresyona karşı kullanılan 'prozantac' adlı ilaçtan yola çıkarak yeni bir ilaç üretme çalışmasına girmişler. Bu bilim adamları Stanford Üniversitesi'nin araştırmacıları.
Koskoca profesörler ne tuhaf işlerle uğraşıyorlar öyle değil mi? Bize sorsalardı, hemen bir iki tane bankacı ile siyasetçi ihraç ederdik onlara. Onlar el ele verip ülkeyi krize sokarlardı, vatandaşlarda da alışveriş yapacak hal kalmazdı. Mesele hallolurdu.
Lider
Bir Leo Kulübü, (adı aslan gibi duruyor, aslında Mason kuruluşu) Ali Kırca'ya 'Yılın En Başarılı Liderleri Ödülü'nü vermiş. Ali Kırca ne zamandır liderdi acaba? Üstelik en başarılı lider! Ankorman- mankorman deseler anlarız da, lider denilince iş değişiyor.
Taban
"Türkiye'de tabanın sesine kulak verilmiyor." diye şikayetçi olanların haksız olduğu görüldü. Son günlerde gazete ve televizyonlarda yayınlanan terlik reklamlarına bakın. Demek istediğimiz daha iyi anlaşılır! Parası olanlar tabanlarının sesini dinliyor!
|