Kıdeme göz diktiler
Kıdem tazminatının yeniden düzenlenmesi ve Kıdem Tazminatı Fonu kurulmasına ilişkin tasarı, çalışanları rahatsız etmeye devam ediyor. Çalışma Bakanı Yaşar Okuyan düzenlemenin çalışanların lehine olduğunu belirtirken, sendikalar tasarıya tavır koyacaklarını açıklıyor.
Türkiye, çalışanlardan kesilen paralarla oluşturulan yeni bir fonu daha tartışmaya başladı. İşçi örgütleri yeni oluşturulması beklenen Kıdem Tazminatı Fonu'na şüpheyle yaklaşıyorlar.
Üniversite öğretim üyelerinin hazırladığı ve oybirliği ile kabul edilen İş Güvenliği Yasa Tasarısı, daha kamuoyuna açıklanmadan tarafların eleştirilerine sahne oldu. Sendikalar yeni tasarıdaki Kıdem Tazminatı Fonu'na mantık olarak karşı çıkmazken iki ana noktada endişe duyuyorlar. Bunlardan birincisi fonda toplanacak paraların nasıl değerlendirileceği, ikincisi ise fonda toplanacak paraların kıdem tazminatı olarak değil de emeklilik veya ölüm halinde ödenecek olması nedeniyle tazminat özelliğini kaybedip emekli ikramiyesi şeklini alacak olması.
İş Güvencesi Yasa Tasarısı'nda yeni bir döneme girildi. Hükümet, işveren ve işçi kesimlerinin anlaşamaması nedeniyle taraflarca belirlenen 9 üniversite öğretim üyesine hazırlattırılan yeni tasarı yeni tartışmaları da gündeme getirdi. Devlet Bakanı Kemal Derviş tarafından da eleştirilen yeni tasarı özellikle Kıdem Tazminatı Fonu nedeniyle endişelere hedef oldu. Başta Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) olmak üzere, işverene yeni yükler getirdiği için eleştirilen tasarıya en önemli tepki Derviş'ten yine TİSK'in toplantısında dile getirilmişti.
Müzakere toplantısı
İş Güvenliği Yasa Tasarısı'nın görüşülmesi ve müzakere edilmesi için taraflar yarın Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan başkanlığında bir araya gelecekler. Bakan Okuyan, daha önce yaptığı açıklamalarda hükümet tarafı olarak öğretim üyelerinin hazırlayacağı tasarıya tam destek vereceklerini belirtirken, Kemal Derviş'in eleştirileri sonucu takınacağı tavır merak ediliyor.
Avrupa Günü Toplantısı sonrasında basın mensuplarının sorularını cevaplandıran TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan ise TİSK'in görüşlerine katıldığını belirtirken, "TİSK ile bu konuda hemfikiriz. İş Güvence Yasası'nın tek başına ele alınması değil komple bir paket olarak ele alınması gerektiğine inanıyorum. Hem işveren hem de işveren tarafıyla detaylı bir şekilde konuşulmalı. Bugüne kadar bu uzlaşma sağlanamadı. Bakanlığın bünyesinde her iki taraf oturup tartışırsa daha uyumlu ve uygulanabilir bir kanun taslağı çıkacağına inanıyorum. Çünkü bugün kullanılmakta olan iş güvencesi işverenin istihdam politikasından uzaklaştırıyor. Ve çalışanın her an işini kaybetme potansiyelini taşıyor." dedi.
Fonun işletilmesi
Çalışanlardan yapılan kesintilerle daha önce iki önemli kaynak oluşturulmuştu. Bunlardan Zorunlu Tasarruf Fonu'nda yaklaşık 8,5 katrilyon lira birikirken, Konut Edindirme Yardımları Fonu'nda ise 1 trilyon liranın üzerinde birikim sağlanmıştı. Yeni oluşturulması beklenen Kıdem Tazminatı Fonu'nda ise devletin 1,5 katrilyon lira toplaması hesaplanıyor.
Fonun gündeme gelmesiyle birlikte başlayan en önemli tartışma daha önceki fonların akıbeti. Fonların nemalandırılmasına halkın güveni hiç kalmazken, önceki hükümetler de fon kullanımları konularında önemli eleştiriler almışlardı.
Fonun akıbeti meçhul
Fonun kullanılması için oluşturulacak kurula ise 2 işveren, birer kişi de hükümet ve işçi kesiminden olmak üzere 4 kişinin atanacak olması. İşçi kesimi devleti de işveren olarak gördüğü için 3 işveren bir işçi temsilcisi oranına karşı çıkıyor. Diğer taraftan işyerinin iflas etmesi sonucu kapanmasıyla işsiz kalacakların fondan nasıl yararlanacakları ise tartışma konusu. Bu durumda işsiz kalanların yeni iş bulana kadar nasıl geçinecekleri tartışılıyor.
İşveren kesiminin yeni kesintilerle karşı karşıya kalacağı için karşı çıktığı uygulamada kesintilerin yıllık nemalandırılmasıyla birlikte asgari ücretlinin fondaki birikimi bir yılda 83 milyon liraya çıkıyor. Asgari ücret ile fonda biriken 83 milyon lira arasındaki yaklaşık 30 milyon liranın kim tarafından karşılanacağı da tartışmalardan bir diğeri. (Mustafa Özge / İSTANBUL CHA)
İSEDAK’ta 6 yıllık gecikme
İSEDAK'ta 6 yıl önce kabul edilen eylem planının hâlâ somut bir faydaya dönüşmediği belirlendi. Konuyu açıklayan Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, uygulama ve izleme mekanizmasının gözden geçirilmesini istedi.
İslam Konferansı Örgütü Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesi (İSEDAK) İzleme Komitesi'nin 17. izleme toplantısı The Marmara Oteli'nde Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli başkanlığında başladı. Toplantının açılışında konuşan Bahçeli, "Toplantıda İSEDAK gündeminde yer alan işbirliği konu ve projelerini gözden geçirerek, iki gün sürecek çalışmalar sonunda tavsiye kararlarını alacağız." dedi.
İslam dünyasının zengin doğal kaynakları, nüfus potansiyeli ve güçlü gelenekleri göz önünde tutulduğunda kalkınma yolunda büyük adımlar atılabileceğini ifade eden Bahçeli, İSEDAK ve İslam Konferansı bünyesinde kurulmuş olan diğer organların bu dönüşümün arandığı mekanlar olması gerektiğini kaydetti. İSEDAK bünyesinde ele alınan eylem planı ve uygulama mekanizmasının geçmiş yıllardaki performansı dikkate alındığında maalesef umulanı vermediğine işaret eden Bahçeli, uygulama mekanizmasını daha sağlıklı işleyen etkin bir yapıya kavuşturmanın, küreselleşme sürecine adapte olmada İslam ülkeleri arasındaki işbirliğini daha akılcı bir temelde geliştirmek için ön koşul olduğunu kaydetti.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de toplantıya gönderdiği mesajında, "İSEDAK geçen 10 yıl süresince küresel çapta meydana gelen değişikliklerin etkisiyle ve ulusal karakteri daha da belirginleşen bir örgüt haline geldi. İSEDAK, küresel dinamiklerin yol açtığı sorunlar ve kalkına stratejilerinde yeni arayışlar karşısında olabilecek çözüm önerilerini araştırmalı ve dünya kamuoyunun dikkatine sunmalıdır."
Konferansta, Ortadoğu'nun kanayan yarası olan Filistin konusu da ele alındı. İSEDAK Genel Sekreter Yardımcısı Katar Temsilcisi Nabika Diyalko, üyelerin Filistin konusunda duyarlı olmasını ve hareket planı hazırlanarak, sorunun çözümüne katkıda bulunulması gerektiğini belirtti. İSTANBUL (cha)
Turizmcilerden ortak birlik
Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği (TYD) ile Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB), turizm sektöründeki sorunların çözümünde güçbirliğine gitmek için "tek çatı altında birleşme" kararı aldı. 1 Haziran 2001 tarihinden itibaren faaliyete geçecek olan ortak oluşumun kanuni altyapısı oluştuktan sonra Türkiye Turizm Birliği ya da Türkiye Otelciler ve İşletmeler Birliği adında faaliyetini sürdürmesi bekleniyor.
İki kurumun başkanları ortak hareket kararını dün İstanbul'da düzenledikleri basın toplantısıyla kamuoyuna açıkladılar. TYD Başkanı Tavit Köletavitoğlu, "özerkliklerini koruyarak birlikte hareket etme" kararı alan TYD ile TÜROB'un "eşbaşkanlık" sitemiyle yönetileceğini, 1 Haziran'dan itibaren de tek merkezde çalışmalarının sürdürüleceğini söyledi. TÜROB Başkanı Sinan Babila da, birlikte hareket ederek güçbirliğine gittiklerini belirterek, yeni oluşumun sektörde birliği sağlayacağını söyledi.
"El ele çalışacağız"
TYD Başkanı Köletavitoğlu, birleşme fikrinin 15 ay önce ortaya çıktığını ifade ederek, "Kişisel kompleksler bir kenara bırakılarak el ele çalışılması gerekir." dedi. Köletavitoğlu, TÜRSAB Yasası'nın güncelleştirilmesi, Turizm Teşvik Kanunu'nda değişiklik, turizmde bölgesel işbirliği, Turizm Yatırımcıları ve İşletmecileri Birliği Yasası ile Turistik Rehberler Birliği Yasası'ndan oluşan 5'li paket mevzuatının bir an önce Meclis'ten çıkmasını istediklerini belirtti. Ekonomi Servisi
Şekerde özelleştirme zor
Sanayi Bakanlığı Müsteşarı Adem Şahin, Türkşeker'in özelleştirilmesinin IMF'ye taahhüt edildiği gibi 2002 yılı sonuna kadar yetişmesinin zor olduğunu söyledi.
Sektörün mutlaka özelleştirilmesi gerektiğini vurgulayan Şahin, fabrikaların pancar üreticilerinin sahip olduğu kooperatiflerin ve mahalli sermaye gruplarının ilgisini çekebilecek hale getirilmesinde fayda olduğunu kaydetti.
Şahin, "Şeker fabrikalarının özelliklerine baktığınız zaman özellikle doğu fabrikaları ekonomik kârlılık düşünülerek kurulmuş değil. Devletin sosyal politikalarını düşünürken, ekonomik araç olarak kullandığı fabrikalar bunlar. Bunu görmek lazım." dedi.
Türkşeker'e bağlı toplam 27 fabrikanın her birinin farklı özellikler gösterdiğini belirten Şahin, Türkşeker'in özelleştirilmesi konusunda Hazine, Özelleştirme İdaresi, Pankobirlik ve Şeker-İş'le ortak bir özelleştirme modeline varmak üzere yürüttükleri çalışmaların devam ettiğini kaydetti.
Bundan böyle Türkşeker'in şeker fiyatını görev zararı oluşturmayacak şekilde belirleyeceğini söyleyen Şahin, "Türkşeker'in artık görev zararı yazamayacak olmasının anlamı şudur: Türkşeker şeker fiyatını görev zararı oluşturmayacak seviyelerde tespit edecek." dedi. Reuters
“Manavgat’ın tapusunu vermeyiz”
İsrail'in, Su Temin Projesi'nin uygulandığı Manavgat Irmağı'nın sadece suyuna değil, kullanım hakkına da talip olduğu yolunda basında çıkan haberler, Manavgat Belediyesi'nin tepkisine neden oldu.
Manavgat Belediye Başkanı Zeynel Şenol, yaptığı yazılı açıklamada, ırmağın, Manavgat'ın "candamarı ve gözbebeği" olduğunu belirterek şunları kaydetti: "Manavgat Irmağı, ilçe turizminin en önemli unsurudur. Irmağımızın suyunun satılmasını ve bu yolla ülkeye gelir sağlanmasını tabii ki destekleriz. Ancak, ırmağımızın kullanım hakkının tamamının devredilmesi kabul edilebilecek bir şey değildir. Genelkurmay'ımızın bu konudaki hassasiyetine katılıyoruz ve hükümetimizin de İsrail'in bu isteğine olumsuz cevap vereceğine inanıyoruz. Irmağımızın tapusunu kimseye vermeyiz."
Allah yardımcım olsun
Enerji ve Tabii Kaynaklar yeni Bakanı Zeki Çakan, görevi devralırken, "Allah yardımcım olsun, mahcup etmesin." dedi.
Bakanlık makamında görevi resmen bakan vekili ve Maliye Bakanı Sümer Oral'dan devralan Çakan, gazetecilerin son dönemin en tartışmalı bakanlığına atandığı ve 10 eski bürokratı cezaevinde tutuklu bulunduğu, ne yapmayı düşündüğü yönündeki sorularına, "Arkadaşlarla görüştükten sonra detaylı bir açıklama yapacağım." dedi.
Maliyetler yüzde 30 pahalı
Enflasyonsuz bir ortamda şirketler yeniden üretimden para kazanma yoluna dönecek. Şirketlerin üretim süreçlerindeki fazla maliyetleri minimuma indirerek kârını artırması gündeme geliyor.
Türkiye'de uzun yıllardan beri şirketlerin enflasyondan para kazandığını belirten TNT Lojistik Genel Müdürü Murat Menemenli, birçok sektör üzerinde bir süredir devam eden çalışmalarına göre Türkiye'de şirketlerin maliyetlerinin ortalama yüzde 30 fazla olduğunu söyledi. Türkiye'de lojistiğin yıllık Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH)'nın yüzde 10'u kadar bir potansiyel taşıdığını ifade eden Menemenli, '20 milyar doları bulacak bir potansiyelle maliyetleri yüzde 30 indirebiliriz. Sonuca baktığınızda önemli bir kâr ettiğiniz ortaya çıkacak.' dedi. Türkiye'de şirketlerin enflasyonsuz ortama antrenmanlı olmadığını söyleyen Menemenli, 'son cephe' olarak değerlendirilen lojistiği maliyetleri düşürmek isteyen herkesin incelemesi gerektiğini dile getirdi. Menemenli, enflasyonlu ortamda üretim zaafının zamlarla kapatıldığını hatırlattı.
Dünyada büyük çapta üretim yapan GM, Fiat, Compaq gibi şirketlerin sadece ürün üretimine yoğunlaştığını, diğer bütün zincirlerin TNT tarafından organize edildiğini söyleyen Menemenli, maliyetlerinin en aza indirildiğini belirtti. Türkiye'de sadece nakliyenin lojistik olarak görüldüğünü dile getiren Menemenli, 'Lojistik, bir şirketin dış sürecidir. Yani içeriden müdahale edemediğiniz bir süreç. Bunu bir orkestra şefinin organize etmesi gerekir. Stoklar uzun sürüyor ve büyük kayıplara yol açıyor. Bunun yerine hammaddeyi sağlayandan son noktada satış yapana kadar herkesin birbirinden haberi olarak iş yapmasıdır.' dedi. Gelecekte şirketler arasında rekabetin ortadan kalkacağını dile getiren Menemenli'ye göre geleceğin rekabeti üretim zincirlerinin arasında olacak. ,
(Memduh Taşlıcalı / Ekonomi Servisi)
Telekom'da uzlaşma sağlandı
Liderler zirvesinde lisans verme yetkisi Telekomünikasyon Kurumu’na devredildi. Başbakan Ecevit, Telekom’un özelleştirilmesine ilişkin yasa tasarısının tek bir yasa tasarısı halinde TBMM’ye sunulacağını bildirdi. Ecevit, “Tasarı için neden bu kadar beklendi?” sorusuna, “Önemli de ondan...” cevabını
verdi.
Başbakan Bülent Ecevit, Türk Telekom’un özelleştirilmesine ilişkin yasa tasarısı üzerinde uzlaşma sağlandığını belirterek, tasarının bu sabah TBMM Başkanlığı’na gönderileceğini bildirdi. Başbakan Ecevit, yaklaşık 4,5 saat süren liderler toplantısının ardından gazetecilere kısa bir açıklama yaptı. Ecevit, iyi bir çalışma yapıldığını ve toplantının biraz uzun sürdüğünü ifade ederek, “Ama hayırlı oldu. Telekom yasası üzerinde uzlaşı sağlandı. Tasarı bu sabah TBMM Başkanlığı’na verilecek.” diye konuştu.
“Lisans verme yetkisi Telekomünikasyon Kurumu’na mı devredildi?” sorusuna Ecevit, “Ayrıntılara şimdilik girmeyelim. Sabah nasıl olsa açıklanır.” cevabını verdi.
Ecevit, bir başka soru üzerine, Telekom’un özelleştirilmesine ilişkin yasa tasarısının tek bir yasa tasarısı halinde TBMM’ye sunulacağını bildirdi.
Başbakan Ecevit, “Tasarı için neden bu kadar beklendi?” sorusunu, “Önemli de ondan...” diye cevapladı.
Enis Öksüz’ün yetkilerini devretmemesi nedeniyle kilitlenen Telekom krizini çözmek üzere yapılan liderler zirvesine DSP Genel Başkanı, Başbakan Bülent Ecevit, MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, ANAP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın yanı sıra, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ve Devlet Bakanı Kemal Derviş de katıldı.
Türk Telekom’un özelleştirilmesi ile ilgili yasa tasarında iki gündür süren görüşmelerde, Hazine ile Ulaştırma Bakanlığı arasındaki pürüz aşılamamıştı.
(Ankara Zaman)
Kemal Derviş: Benim derdim de Telekom
Telekom Yasa Tasarısı ile ilgili belirsizlik sürerken, Devlet Bakanı Kemal Derviş, önemli olanın kurumun ekonomiye destek olacak bir şekilde özelleştirilmesi ve siyasetten uzak ciddi bir şekilde yönetilmesi olduğunu, kendisinin de yabancı yerine Türk yatırımcıların kurumu almaları isteğinde olduğunu söyledi.
Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda Bankacılık Yasa Tasarısı görüşmeleri sürerken bir ara telefonla konuşmak üzere kulise çıkan Bakan Derviş, burada gazetecilerin Telekom yasası ile ilgili sorularını cevapladı. Gazetecilerin, "Efendim bizim derdimiz Telekom." diyerek Telekom'da gelinen son nokta ile ilgili sorusuna Derviş, "Benim derdim de Telekom." diye karşılık verdi. Kesin olmadan konuşma yapmanın sıkıntı oluşturduğuna dikkat çeken Derviş, "Kesin olunca konuşmakta yarar var. Her an konuşmak ancak sıkıntı yaratıyor. Önemli olan sektörü ekonomiye destek olacak iyi bir şekilde, Türkiye'yi yeni bir çağa götürecek şekilde yönetilmesi ve düzenlenmesi. Yabancıya satma meselesi değil. Yabancıya satılmasa keşke de güzel bir şekilde Türkiye yatırımcısının elinde kalsa. Benim o konuda bir sorunum yok. Ama çok iyi bir şekilde yönetilmesi, ciddi, siyasi çıkar hesaplarından uzak, ciddi bir şekilde yönetilmesi lazım." diye konuştu.
(Ramazan Solak / ANKARA (Zaman))
Hormonlu bankacılık bitsin
Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, "artık hormonlu bankacılık döneminin kapanmasını" isteyerek, "Banka sahipleri, birinci derecede akrabaları dahil tüm mal varlıkları ile sorumlu olmalıdır." dedi.
Aygün, yaptığı açıklamada, devletine güvenerek iş yapmış girişimciler, devalüasyon nedeniyle iflas ettiklerinde alacaklarına karşı nasıl sorumlu oluyorlarsa, bankaların da batmaları halinde tüm mal varlıkları ile sorumlu olmaları gerektiğini söyledi. Artık hormonlu bankacılık döneminin kapanması ve banka batıranlara taviz verilmemesi gerektiğini belirten Aygün, "Meslekî etik değerlerden yoksun kişilerin sisteme girmesi engellenmezse yasa değişiklikleri de bir işe yaramaz. Getirilen düzenlemeler, devletin cüzdanı ile kamu vicdanı arasında uyumsuzluk yaratmamalıdır. Kendisine, öz sermayesine, mal varlığına güvenmeyen bankacılık yapmasın." dedi.
Hortumcuya yaptırım geliyor
Devlet Bakanı Kemal Derviş, özel bankaların içinin boşaltılmasında sorumluluğu olanlara karşı yaptırımlar uygulanması gerektiğini söyledi.
Derviş, Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda görüşülmeye başlanan Bankacılık Yasa Tasarısı ile ilgili sunuş konuşmasında, bankacılık sektöründeki sorunların acilen çözülmesi, fondaki bankaların hızlı bir şekilde rehabilite edilmesi ve kamu vicdanının rahatlatılması için bankaların mali bünyelerini zaafa uğratanlara uygulanacak yaptırımların bir an önce uygulanması gerektiğini vurguladı.
Türkiye'de son iki yılda bankacılık sektöründe bozukluklar yaşandığını anlatan Bakan Derviş, "Aslında bu durum, yaşanan ekonomik bunalımın bir boyutu olmuştur. Dolayısıyla hızla özel bankacılığı sağlıklı yapıya kavuşturmak, önemli bir koşuldur. Bu nedenle fona devredilen bankaların düzeltilmesi veya satılması gerekiyor. Bu bankaların mali bünyesinin bozulmasında sorumluluğu bulunanlara karşı uygulanacak yaptırımların da belirlenmesi gerekmektedir. Bu kamu vicdanı açısından da önemlidir." şeklinde konuştu. Yeni bankacılık yasasında özel bankacılığın Avrupa Birliği standartlarına göre düzenlenmesi gerektiğine dikkat çeken Derviş, "Bankacılık sektörü için yapılacak düzenleme, aynı zamanda, sigortacılık ve özel finans kuruluşları için de geçerli olmalı." dedi. Derviş ayrıca, bankacılık alanında çıkacak sorunları çözmek için ihtisas mahkemeleri kurulması gerektiğini bildirdi.
(Ramazan Solak / ANKARA (Zaman))
Projeye göre kredi
AB hukuk uzmanı Tulû Gümüştekin, kredi arayan şirketlerin, Avrupa Birliği'nden aday ülke şirketlerine birliğe katılım öncesi fonlardan kaynak sağlandığını söyledi.
Kriz ortamında her zamankinden daha çok kredi arayışına düşen şirketler için AB seçeneğinin önemli bir alternatif olduğunu hatırlatan Avrupa ve Gümrük Birliği mevzuatları uzmanı Avukat Tulû Gümüştekin, AB'nin hem hibe, hem kredi şeklinde maddi yardım işbirliği türü olduğunu hatırlattı.
AB'ye aday ülkelerden birçok şirket, katılım öncesi, fonlardan önemli miktarlarda kaynak sağladılar. AB'nin Türkiye için ayırdığı 850 milyon euroluk kısmın yarısını devlet, yarısını ise özel sektör kuruluşları kullanacak. Bunun dışında, bir de şirketlerin Avrupa Yatırım Bankası'ndan (AYB) kullanabilecekleri "global krediler" var.
AB, Türkiye'ye yönelik mali yardımlarını "Adaylık öncesi strateji" kapsamında yapıyor. Şirketlerin katılım öncesi fonlardan yararlanabilmesi için mutlaka mali açıdan güçlü olmaları ve güvenilir bir proje sunmaları gerekiyor. AB'nin hibe şeklinde verdiği kaynaktan şirketlerin direkt olarak faydalanması mümkün değil. Şirketler ancak geliştirilen projelerin ihalelerine katılabiliyor. Avrupa Yatırım Bankası tarafından verilen krediler ise, genelde düşük faizli oluyor ve geri ödemesi projenin sonuçlanmasıyla başlıyor.
CPS aracılık yapıyor
Peki Avrupa Yatırım Bankası her önüne gelenin kapısını çalabileceği bir yer mi? Tabii ki hayır. Türkiye'de yaygın olan kanaatin tersine, oldukça yoğun emek isteyen bir süreç. İşte CPS Danışmanlık bu konuda özel şirketlere yol gösteren, onlar için proje hazırlayan, istek halinde yabancı ortak bulan bir şirket...
CPS Danışmanlık Genel Müdürü Tulû Gümüştekin, AB'nin global kredilerinden yararlanabilmek için Avrupa Yatırım Bankası'nın kurallarının ve işleyişinin çok iyi bilinmesi gerektiğini vurguluyor. AYB'ye kredi için başvuran projenin öncelikle devlet süzgecinden geçtiğini vurgulayan Gümüştekin, bu süreci şöyle özetliyor: "İlk önce Türk makamlarının AB'nin ara vereceği projeleri duyurması gerekiyor. Türkiye'de AB Komisyonu ya da Avrupa Yatırım Bankası, Türk yetkilileriyle birlikte yıllık bazda planlama yaparak programın önceliklerini belirliyor. Komisyonun mali yardımlarının, Ankara'nın hazırladığı Ulusal Program'daki önceliklere uyabilmesini sağlayacak projeler için kullanılması bekleniyor. Gümüştekin, "Diyelim ki, balıkçı halini AB standartlarına yükseltecek bir projenin fonlanması konusunda AB komisyonu ve Türk makamları anlaşmaya varsın... Bu durumda komisyon bu işe uygun teklifi hazırlayacak olan uzmanları ihale yöntemiyle işe alıyor. Komisyon bu durumda özel bir uzman ya da özel şirketle sözleşme imzalıyor. Laboratuvar malzemesini sağlayacak olan şirketin bulunması için de komisyon tarafından ayrı bir ihale açılıyor."
Bilgi için www.spsag.com.'a başvurulabilir.
Hangi sektörler avantajlı?
Özel sektör şirketleri, AB hibelerinden doğrudan yararlanamıyor. Burada bir aracı kurum (dernekler, odalar, birlikler gibi) devreye giriyor. Dolayısıyla şirketler de, bu kurumlar tarafından geliştirilen projelerin ihalelerine katılabiliyor. Avrupa Bankası fonlarında, devlet ya da belediye gibi kurumların da ilk planda alıcı göründüklerini belirten Gümüştekin, yine şirketlerin geliştirilen projelerin ihalelerine katılarak bu imkanlardan yararlanabileceklerini söylüyor. Hibeler kapsamında şirketlerin bir araya gelerek, sektörleri kanalıyla alacakları çok cazip paraların olduğunu belirten Gümüştekin, Türkiye'deki özel sektörün bu konuları takip etmediğini, hatta böyle imkanlarının olduğundan dahi haberdar olmadığını söyledi. Gümüştekin, bazı oda ve firmalarla AB konusunda çalışmalar başlattıklarını hatırlatarak, isteyene yabancı ortak, isteyene proje üretebileceklerini ifade etti.
(Şerif Erdikici / Ekonomi Servisi)
|