GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

10/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



KÜLTÜR-SANAT 


Altın Kapı’yı aralamak

Kültürümüzün göz kamaştıran dünyasında zevkli bir zaman yolculuğuna çıkmaya hazır mısınız? 'Aslında "Altın Kapı" sözü Yahya Kemal'e aittir. Büyük şair, bir gün Kadıköy'de bir dost evinde Tanburi Cemil Bey dinlemiş. O günkü izlenimlerini Cemil Bey'in oğlu Mesut Cemil'e anlattıktan sonra söylediği şu cümle, eski musikimizin kültürümüz açısından ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlatır: "O zaman karşımda altından bir kapı açıldı. Memleketime bu kapıdan girdim." Beşir Ayvazoğlu, Ötüken Neşriyat'tan çıkan yeni kitabına verdiği ismin çıkış noktasını bu hatıra ile ifade ediyor.

Ayvazoğlu, önceki yıllarda Aksiyon dergisinde yazdığı saraylı bir bestekâr hanım olan Dilhayat Kalfa ve eserleri hakkındaki düşüncelerini anlattığı bir denemesine de 'Altın Kapı' ismini vermişti. Aslında Altın Kapı, kültürümüzün göz kamaştırıcı dünyasına açılıyor. Ayvazoğlu, bütün yazarlık hayatının bu kapıyı aralayıp arkasındakileri görme gösterme çabasından ibaret olduğunu ifade ediyor.

Peki 'Altın Kapı'da neler var? Elimizdeki eser, yazarın son on yıl içinde kaleme aldığı makale, deneme ve bildiriler arasından yaptığı seçmelerden oluşuyor. Dört bölümden oluşan eserin ilk bölümünde İstiklal Marşı'mızın büyük şairi Mehmed Âkif hakkında yazılar yer alıyor. Portreler başlığını taşıyan ikinci bölümde ise Pierre Loti, Gaspıralı İsmail Bey, Mustafa Necati Karaer, Muharrem Hilmi Şenalp ve Nazan Bekiroğlu gibi isimlerin dünyalarından portreler var. Üçüncü bölümde şehir yazılarına yer veren Ayvazoğlu şehir kültürü meraklılarına unutamayacakları tatlar bırakan denemeler sunuyor. Dolmabahçe'ye, Eyüp'e gidiyor; oradan da Mostar'a ve Paris'e uzanıyorsunuz. Dördüncü bölümde ise birbiriyle doğrudan ilişkili olmayan makale ve denemelere yer veriliyor.

"İçinden geldiğim kültürü-tarihi daha çok merak ediyor ve sevmek istiyorum." diyorsanız Ayvazoğlu'nun dünyasına girelim. Yazarla birlikte sevimli ve zevkle okunacak bu 'Altın Kapı'dan geçmeye ne dersiniz? Fatih Selvi




Göç edebiyatı

Onları vatan hasreti mi tetikliyor, yoksa gezgin ruhlarının beden kabına sığmaması mı bilinmez; ama göç edebiyatı, edebiyat tarihinin en etkileyici, sarsıcı ve hüzünlü türlerinin başında geliyor. Halil Cibran ile Mihail Nuayme de bu türün örneklerinin zirvesi!

Göç edebiyatında sömürge ülkeleri, özellikle Arapların mühim yeri biliniyor. Arap göç edebiyatının ise en önemli iki ismi vardır; Mihail Nuayme ve Halil Cibran. Kaknüs Yayınları aracılığıyla Türk okuyucusuyla buluşan bu iki ismin sancılı zamanlarına artık Türkçede şahit olacağız. Lübnan asıllı bu iki şairin en önemli özellikleri aynı dönem edebiyatçılarından olmaları ve yurtdışına yine aynı tarihlerde çıkmaları. Mihail Nuayme, Rusya'ya göç ederken (1906), Halil Cibran Amerika Birleşik Devletleri'ne yerleşerek kariyerinin ilk adımlarını attı (1895). Ülkelerinden ayrılarak iki farklı siyasi kutuba yönelmiş olmaları ise tamamen tesadüf. Ancak Nuayme'nin ortaya koyduğu ürünlerde Rus edebiyatının etkisi alenen kendini hissettirmektedir.

Göç edebiyatı aslında çok kullanılan bir tabir olmamasına rağmen özellikle Arap edebiyatçıların yurtdışına yerleşmeleri ve oralarda ürünler vermeye başlamalarıyla yavaş yavaş zihinlerde yer aldı. Edward Said'in kısa bir süre önce yayınlanan ve sürgünde yaşamanın zorluklarını anlatan kitabı, bu konuda yeni bir trendin habercisi gibiydi. Öyle ki Arap göç edebiyatının önemli simalarının arasında yer alan Nesib Ariza ve İlya Ebu Mazi'nin de içinde bulunduğu Kalem Birliği bu akımın öncülüğünü yaptı. Özellikle göç edebiyatının en etkin isimlerinden olan Cibran, Arap şiirine birçok yenilik kazandırmıştır... Örneğin El- Mevakip adlı şiiri konusu ve üslubunun yanı sıra uzunluk ve felsefi bir kaside olmasıyla dönemi içerisinde oldukça aykırı kabul edilmiştir.

Ortaya koyduğu edebi eserler ve resimlerinde oldukça romantik bir portre çizen Cibran, Kitab-ı Mukaddes, Nietzsche ve William Blake'den etkilendiği izlenimi verirken, lirizmden hiçbir zaman vazgeçmemiştir...

Bir Hıristiyan olan Cibran; aşk, ölüm, doğa ve yurt özlemi gibi konular üzerinde yoğunlaşmıştır:

"Sonsuzluğu arzuluyorum. Çünkü orada yazılmamış şiirlerimle, çizilmemiş resimlerimle karşılaşacağım."

Batı'dan yazan bir Doğulu olan Cibran dönemi itibariyle nihilizmi, hümanizmi ve anarşizmi hisseden fırtınalı bir kişilik. Ancak dini duyarlılığı da oldukça hassas ve kendisi için öncelikli bir hal...

Doğu'nun büyülü rüzgârını Batı'dan estiren Cibran, hayata ait üç boyutlu bakışıyla okuyucuyu da kendi dünyasında gezdirmeye çıkaran bir yazar. Yazdığı şiirle ve hikayelere ek olarak yaptığı resimlerle sürekli acıyı resmetmekten hoşlanan Cibran, çıkış noktası olarak da ısrarla Allah inancını gösterdi hayatının satır aralarında. Şiirlerinde şürekli kaybedilenin yaşanılanın izlerinin yarınlara nasıl çentik attığını da gözler önüne seren Cibran, kendinize ait cümleleri aslında fısıldar kulağınıza:

'Dolaşıyorsun çölde bir başına,

tozdan bir ceket geçirmişsin sırtına,

diyarını arayan bir yolcu gibi

ancak yolunu kaybetmiş

yok mu kalbinin bir kılavuzu?'

(Rasih Yılmaz)




Kukla festivali başladı

Bu yıl dördüncüsü düzenlenen "İstanbul Uluslararası Kukla Festivali", "Idio-Tisch" adlı oyunun gösterimiyle başladı. Kenter Tiyatrosu'ndaki açılış gecesinde konuşan festivalin düzenleyicisi Kenter Tiyatrosu Sanat Yönetmeni Cengiz Özek, ilk yıl Türk tiyatro seyircisinin kukla tiyatrosunu sevip sevmeyeceği konusunda endişe duyduklarını ifade etti.

Özek, "Ancak geçtiğimiz yılki gişe hasılatı tiyatro severlerin kuklayı sevdiğini gösterdi. Artık ektiğimiz tohumları biçiyoruz." dedi. Festivali destekleyen firma ve kuruluşların temsilcilerine birer teşekkür plaketinin verilmesinin ardından, Avusturyalı kukla sanatçısı Christian Suchy çeşitli nesneleri kullanarak hazırladığı "Idio-Tisch" adlı kukla gösterisini sundu. Türkiye'den 4 grup olmak üzere toplam 10 topluluğun gösterilerini sergileyeceği festival kapsamında ayrıca, AKM fuayesinde Maria Signorelli'ye ait kukla koleksiyonu sergilenecek ve "www.tiyatroline.com" adresinde de "Karagöz Figürleri Sergisi" başlığıyla sanal bir sergi yayınlanacak. "Festival Onur Ödülü" kukla sanatçısı Şinasi Çelikkol'a verilecek olan festival kapsamında bu yıl "Festival Saygı Köşesi" ise geçen yıl vefat eden tiyatro sanatçısı İlhan Dizdar'a ayrılacak. AKM, Kenter Tiyatrosu, Şehir Tiyatroları ve Babylon'da gerçekleştirilecek festival, 16 Mayıs Çarşamba günü sona erecek.




'Hat'ta şevk ve zevk geldi

İslam, Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) tarafından hat sanatının önemli ustalarından Seyyid İbrahim adına düzenlenen 5. Milletlerarası Hat Yarışması'nın sonuçları açıklandı. 37 ülkeden 909 yarışmacının 1885 eserle katıldığı yarışmada, 14 dalda yaklaşık 45 bin Amerikan Doları tutarında ödül verildi.

Beşinci Hat Yarışması ve IRCICA'nın kuruluşunun 20. yıldönümü münasebetiyle düzenlenen IRCICA Hat Sanatında Üstünlük Ödülü'nü, klasik İslam hat sanatı sahasında milletlerarası seviyede kabul görmüş on uzmandan oluşan jüri, bir hafta süren değerlendirmelerden sonra belirledi. 34 ülkeden 127 yarışmacının, celi sülüs, sülüs, nesih, celi ta'lik, ta'lik, celi divani, divani, kufi, muhakkak, reyhani, rıkaa (icaze), rık'a ve mağribi teknikleriyle yaptıkları eserlere 24 ödül, 55 mansiyon ve 58 teşvik ödülü değer görüldü.

IRCICA Hat Sanatında Üstünlük Ödülü'yle ilgili olarak, sunulan eserlerin beklenen seviyede olmadığına karar veren jüri, ilan edilen ödüller yerine, Irak'tan Nabil Nour Al- Sharifi (sülüs-nesih), Suriye'den Adnan Al-Sheikh Othman (celi-sülüs) ve Türkiye'den Ali Toy'a (celi-talik) mansiyon ödülü vermeyi kararlaştırdı. Hat sanatının yeni gelişmeye başladığı bazı ülkelerden katılan hattatların teşvik edilmesi gerektiğine karar veren jüri üyeleri, Kore, Japonya, Tayland ve Çin'den sanatçılara teşvik ödülü verdi. Katılımcı ve ödül alan kadın sanatçı sayısının arttığına dikkat çekilerek, bu katılımcılara da bazı ek teşvik ödülleri verildi. Yarışmada ödül kazananların eserleri önce 8-10 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'da Yıldız Sarayı Çit Kasrı'nda, sonra da İslam Konferansı Teşkilatı'na üye ülkelerde sergilenecek. (Şemsinur Bektaş / İSTANBUL (cha)




Genç öyküler: Nar Kitabı

"2000 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı sahibi genç öykücü Faruk Duman, yeni öykülerini topladığı Nar Kitabı'nda imgelerle yüklü bir dünyaya götürüyor okurunu.

Cenkler anlatıyor, düğün-dernekler, masalsı aşklar, hatta masallar; konaklarla, savaşlarla, atlarla, kılıçlarla, köpük köpük sevdalarla örülü topraklarda dolaşırken, alışılmadık bir biçimde; ama son derece ustalıkla kullandığı diliyle şaşırtıyor."

Can Yayınları-Faruk DUMAN




Temel Belgelerde İnsan Hakları

Evrensel adalet arayışına eşlik etmesi gereken etik bir gereklilik var. O da ulusal ve uluslararası hukuk ilkelerinin, tabakalaşma sistemlerindeki konumlanışlarına ve kültürel seçimlere göre çifte standartlı olarak uygulanmasına ilişkin net bir tavır konulmasıdır.

Elimizdeki kitap, temel hakları öğrenmemizin ötesinde bu hakların kullanılması bakımından da üstüne düşenleri yapmaya çağıran aktif bir metin olabilir.

Danışman Yayınları - Muharrem BALCI / Gülden SÖNMEZ




Düşen Yapraklar Geçen Yıllar

"Işıklar söner, beyazperde görüntülerle türlü-çeşitli renklere bürünür. Ve film başlar... İşte o an dikkatli olun... Çünkü ışıklar sönüp görüntünün egemenliği başladığında her şey olabilir.

Bir film boyunca çok şey ya da her şey değişebilir. Bir filmle hayatınız değişebilir. Dikkat edin, ayağınızı denk alın..." Atilla Dorsay, bu kitapta başta Sinema dergisi olmak üzere çeşitli dergilerle yazdığı yazıları bir araya getiriyor.

Remzi Kitabevi - Atilla DORSAY




Duygularla Güçlenmek

Duygu ve akıl, zihin ve beden arasındaki dengeye hepimizin ihtiyacı var; ama bunu nasıl sağlayacağımızı biliyor muyuz?

Bu dengeyi oluşturmaktaki sihirli sözcük, 'Duygusal Zeka.' Daniel Goleman'ın literatüre kazandır-dığı bu kavram, her geçen gün daha da önem kazanmaya başladı. Başka insanları tanımak, kalp ile aklın barışıklığı, kafa ile bedenin uzlaşma halinde olması kişilerarası ilişkilerin en önemli taleplerinden biri.

Hayat Yayınları - Stefan KONRAD / Claudia HENDL



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.