Türkler haklarını istiyor
Türkçe tanınsın Dün bir günlük Balkan gezisine çıkan Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Kosova'da Türk toplumu temsilcileri ile görüştü. Görüşmede temsilciler, Kosova'daki Türklerin 1951'den bu yana kazanılmış haklarının anayasada yer almasını; Türklerin ve Türk dilinin resmi olarak tanınmasını istediler.
Dışişleri Bakanı İsmail Cem, Kosova'daki Türk soydaşlara destek vermek ve son gelişmeler konusunda Türkiye'nin bölge politikalarını anlatmak için dün Kosova ve Üsküp'e bir günlük resmi ziyaret yaptı. Cem, Priştine'deki Türk Eşgüdüm Merkezi yetkilileri ve Kosovalı Türklerin temsilcileri tarafından karşılandı. Priştine'deki Türk Eşgüdüm Merkezi'ne gelişinde bir Türk öğrenci grubunun sevgi gösterileri ile karşılaşan Cem, soydaş temsilcileri ve Türk Demokratik Birliği Başkanı Mahir Yağcılar ile ayrı ayrı görüştü. Türk temsilciler, nihai şekli verilmekte olan anayasa hazırlığı ile ilgili isteklerini ve Türkiye'den beklentilerini anlattılar.
Bizi unutmayın
Bakan Cem'den Kosova'daki Türklerin 1951 yılından bu yana kazanılmış haklarının anayasada yer almasını ve Türklerin ve Türk dilinin resmi olarak tanınmasını talep eden temsilciler, Türk dilinin eğitim dili olarak tanınmasını da istediler. Türk temsilciler ayrıca, gazete, radyo ve televizyon yayını konusunda Türkiye'nin yardım etmesini talep ettiler. Cem'le görüşen Kosova'daki Türk Demokratik Birliği Genel Başkanı Mahir Yağcılar, 'Biz Türkiye'den haberdarız, Türkiye'nin de bizden daha çok haberdar olmasını istiyoruz.' dedi. Yağcılar, Kosova geçici anayasasının hazırlanmakta olduğunu hatırlatarak, 'Biz parti ve Türk toplumu olarak böyle bir çalışmayı destekliyoruz; ama beklentimiz Türk toplumu için 1989 öncesinde kazanılan hakların bu anayasa ile de korunmasıdır.' dedi.
Türklerin geleceği
Kosova'daki Türk toplumu temsilcileri arasında çok büyük bir görüş ayrılığı bulunmadığına işaret eden Yağcılar, Makedonya'daki olayların sadece Türkleri değil, tüm Kosova'yı etkilediğini ifade etti. Yağcılar, Arnavut partiler ve yetkililerle ilişkilerinin her geçen gün daha iyiye gittiğini söyledi. Bir gazetecinin 'Geleceğinizi bağımsız bir Kosova'da mı görüyorsunuz?' sorusu üzerine Yağcılar, şunları kaydetti: 'Geleceğimizi Kosova'da görüyorum. Bağımsız da olabilir; ama her şeyden önce demokratik olmalı. Türklerin haklarının tam olarak tanınması gerekir. Önemli olan, herkesin huzur ve güven içinde olması. Kosova'nın her şeyden önce Avrupa çerçevesi içinde yer almasını istiyoruz.'
Kosova'daki Türk nüfusa ilişkin bir soru üzerine de Yağcılar, kendilerinin 40-50 bin tahmin ettikleri Türk nüfusunun son 30 yılda hep 12 bin çıktığına dikkati çekti.
Cem, daha sonra AGİT Kosova Misyon Şefi Büyükelçi Dan Evertt ve Kosova Muhafız Gücü Komutanı Agim Çeku'yu Priştine Türk Eşgüdüm Bürosu'nda kabul etti. Cem'in Evertt ile görüşmesinde, sonbaharda yapılması planlanan genel seçimde Kosovalı Türklerin de mümkün olan en geniş şekilde katılımının gerektiği konusunda görüş birliğine varıldı. Çeku da, Kosova Muhafız Gücü'nün Türkiye'nin deneyimlerinden yararlanmak istediğini dile getirdi.
Temel haklar verilecek
Cem, daha sonra görüştüğü KFOR Komutanı Tuğgeneral Thorstein Skiaker'e Kosova'da Osmanlı döneminden kalan tarihi eserlerin korunması konusunda KFOR'dan yardım beklediklerini aktardı. Bakan Cem, UNMIK Başkanı Hans Haekkerup ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Kosova'daki geçici yasal çerçevede Türk toplumu için öngörülen hakları tatmin edici bulmadıklarını söyledi. Cem'in Türk toplumunun beklentilerini de aktardığı görüşmelerde, Kosova'nın geçici anayasası niteliğindeki temel belgenin önümüzdeki hafta imzalanacağı ve Kosova Türk toplumuna da ''topluluk'' adı altında temel hakları büyük oranda verileceği belirtildi.
Priştine'den helikopterle Prizren'e geçen Cem, burada Türk Tabur Görev Kuvveti Karagahı'nı ziyaret etti ve öğle yemeği yedi. Cem, temaslarının öğleden sonraki bölümünde AGİT, KFOR ve UNMIK'ın Kosova temsilcileri ile Kosovalı Arnavut liderler Haşim Taçi ve İbrahim Rugova ile de görüştü. Kosova temasları sonrasında Makedonya'ya geçen Bakan Cem, Üsküp'te Cumhurbaşkanı Boris Traykovski ve Başbakan Lubço Georgievski tarafından ayrı ayrı kabul edilecek.
Arnavut partiye AB baskısı
Tek çare AB, Arnavut partilerin milli birlik hükümetine girmesini, yaşanan krizi sona erdirecek çözüm olarak görüyor.
Makedonya'da ordu birlikleriyle silahlı Arnavut gruplar arasındaki çatışmalar son günlerde yeniden şiddetlenirken, AB, çatışmaların sona ermesine çare olarak görülen ulusal birlik hükümetine girmeyeceğini açıklayan Arnavut Demokratik Refah Partisi'nden (PDP) kararını geri almasını istedi. AB adına açıklama yapan Dönem Başkanı İsveç'in Dışişleri Bakanı Anna Lindh, AB'nin Makedonyalı liderlerle ulusal birlik hükümeti konusunda görüşmeler yaptığını; ancak bir ilerleme sağlanamadığını söyledi.
Lindh, Makedonya'daki Arnavutların partisi PDP liderliğinden, ülkede istikrarın sağlanması konusundaki sorumluluğu üstlenerek, koalisyona katılmasının istendiğini belirtti. Lindh, gerekli bir reform süreci için diyalog forumu oluşturmanın ise Makedon liderlerinin önündeki bir zorunluluk olduğunu kaydetti. Dün aynı çağrıyı NATO Genel Sekreteri George Robertson da yaparken, Makedonya Başbakanı Lubço Georgievski, koalisyon hükümetinin 12 Mayıs'ta kurulabileceğini söyledi. Brüksel / Üsküp
Kosova brifingi
Kosova'nın, bu yıl sonunda yapılacak seçimlerden sonraki statüsünün ne olacağı kesinlik kazanmadı.
Güvenlik Konseyi'ne Kosova'daki gelişmelerle ilgili olarak kapalı oturumda brifing veren, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın Kosova'daki Özel Temsilcisi Hans Haekkerup, 'konsey üyelerinin çoğunun bu yıl sonuna doğru seçimlerin yapılması fikrini desteklediğini' açıkladı. Haekkerup, brifingden sonra düzenlediği basın toplantısında, Kosova'nın statüsüne ilişkin olarak, 'bu konuya, uluslararası toplumun ileri bir tarihte karar vereceğini' söyledi. Uluslararası toplumun, Arnavutların istediği gibi, Kosova'nın bağımsızlığı için bir referandum düzenlenmesi fikrine sıcak bakmadığını ifade eden Haekkerup, 'Kosova'da yerel hükümet kurulduktan sonra, bölgenin özerk mi olacağı, yoksa Yugoslavya'ya mı bağlı kalacağına, uluslararası toplum henüz saptanmayan ileri bir tarihte karar verecek.' dedi. New York
Rusya, Bosna'da asker azaltacak
Rusya'nın, haziran ayının başından itibaren Bosna'da görev yapan Rus Barış Gücü askerlerinin sayısını azaltacağı bildirildi.
Adının açıklanmasını istemeyen askeri bir yetkili, Itar–Tass'a yaptığı açıklamada, Rusya'nın gelecek ay başından itibaren 150 Barış Gücü askerini bölgeden çekeceğini söyledi. Yetkili, bu askerlerin bölgedeki görevlerine son verilmesiyle, Bosna'da 900 Rus Barış Gücü askerinin kalacağını bildirdi. Dayton Antlaşması kapsamında, 1996 yılında Bosna'ya 1600 Rus askeri yerleştirilmişti. Moskova
EOKA'cı Sampson öldü
Kıbrıs'taki 1974 darbesinin lideri Nikos Sampson, önceki akşam 66 yaşında öldü. Sampson'un Lefkoşa'daki bir özel klinikte kanser tedavisi gördüğü belirtildi.
Karısı Vera, klinik önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, çok zor anlar yaşadığını; ancak bunun yaşamındaki en kötü an olduğunu söyledi. Sampson'un cenaze töreninin yarın yapılması bekleniyor.
Yunanistan'da darbe yaparak 1967'de yönetime gelen Albaylar Cuntası'nın Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak istemesine karşı çıkan Başpiskopos Makarios, Kıbrıslı Türkleri ekonomik yokluğa iterek, adadan göç etmelerini sağlamayı ve yavaş yavaş Kıbrıs'ı ele geçirmeyi planlamıştı. Adaya getirdikleri silahlarla Kıbrıslı Türkleri bir gecede yok ederek adayı ele geçirmeyi amaçlayan cuntacı subaylar, görüş ayrılığına düştükleri Makarios'a karşı, 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs'ta EOKA'cı Rumların desteği ile darbe yaptı.
İnsanlığa sığmaz
Darbeciler arasında yer alan EOKA'cı Nikos Sampson, sözde cumhurbaşkanı ilan edildi. Cuntacı subaylar, darbe karşıtı ve Makarios yanlısı 2 binin üzerinde Rum ve Yunan'ı öldürmüş, Türklere karşı saldırı eylemlerinin artmasında öncülük etmişti.
'KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, önceki akşam ölen EOKA tedhiş örgütü liderlerinden Nikos Sampson'un (66) 'yaptıklarının insanlığa sığmadığını' belirtti ve 'Allah taksiratını affetsin.' dedi. Denktaş, Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiği'nde düzenlenen kermeste, gazetecilerin konuyla ilgili soruları üzerine, 'Bir milli dava tutturdular, iki milletten oluşan bir Kıbrıs'ta kendi milli davalarını diğer millete empoze etmek için yapmadıklarını bırakmadılar. Nikos Sampson bunların önünde gitti.' dedi. Lefkoşa
Denktaş kermeste
Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği tarafından düzenlenen kermese katılan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, önceki gün ölen EOKA tedhiş örgütü liderilerinden Nikos Sampson'un Kıbrıs'ta yaptıklarının insanlığa sığmadığını söyledi.
Türkiye mahkûm!
AİHM, Türkiye'nin Kıbrıs'ta, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal ettiği görüşüne vararak, suçlu buldu. AİHM, Rum vatandaşı Loizidou'nun açtığı davada da Türkiye'yi mahkum etti; ancak Ankara bunu reddetti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs Rum kesiminin yaptığı 4'üncü 'devlet başvurusuyla' ilgili olarak verdiği kararda, Türkiye'yi suçlu buldu. AİHM'de dün yapılan duruşmada, kayıp kişiler, yerlerinden edilmiş kişiler, mülkiyet hakkı ve Karpaz bölgesinde yaşayan Rumların yaşam şartlarıyla ilgili olarak Türkiye'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 1, 2, 3, 5, 8, 9, 10 ve 13'üncü maddelerini ihlal ettiği görüşüne vardı.
Mahkeme, şu an için maddi tazminat ödenmesi konusunda karar almadı; ancak Rumların bu hakkını saklı tuttu. Mahkeme, ayrıca Rum kesiminin yaptığı şikayet başvurularının, Türkiye'nin sorumluluk alanına girdiğini, 1'e karşı 16 oyla kabul etti. Türkiye, eylül ayında AİHM Birinci Dairesi'nde yapılan duruşmaya katılmamıştı. Rum kesiminin 1979 yılında yaptığı iki başvuru a, Avrupa Konseyi'nin karar organı Delegeler Komitesi, Türkiye'nin ihlalde bulunmadığı görüşüne varmıştı. Delegeler Komitesi, Rumların 1992 yılında yaptığı 3'üncü başvuruda ise İnsan Hakları Komisyonu'nun Türkiye'nin ihlalde bulunduğu yolundaki görüşünün rapor olarak yayımlanmasına karar vermiş, bunun dışında karar almaktan kaçınmıştı.
Dava, 1994 yılında, 1974 olayları nedeniyle açılmıştı. Rumların başvurusu, '1974 harekatından sonra kaybolan Kıbrıslı Rumların durumu', 'Harekat sonrası yerlerinden edilen Rumların mal varlıkları', 'Kuzey Kıbrıs'taki Rumların yasam koşulları', 'Yerlerinden edilen Rumların serbest seçim düzenleyebilme hakkı' ve 'Harekat sonrası Kıbrıslı Türkler'in insan Hakları' konularını kapsıyordu.
AİHM tarafından açıklanan kararın özellikle Rumlar açısından siyasi öneminin büyük olduğu belirtiliyor. Diplomatik kaynaklar, AİHM'nin Türkiye'nin aleyhinde aldığı kararın, Rumlar tarafından gerek AB gerekse BM platformlarında diplomatik koz olarak kullanılacağına işaret ediyorlar.
AİHM'nin dün aldığı kararın, Türkiye ile Avrupa Konseyi arasında uzun zamandır sorun olan 'Loizidou davasının' çözümünü daha da zorlaştırması bekleniyor. AİHM'nin, Türkiye'nin Rum vatandaşı Titina Loizidou isimli kadına yaklaşık 500 bin dolar maddi tazminat ödemesi yolunda 1998 yılında aldığı karar, Ankara'nın sert tepkisine yol açmıştı.
Türkiye bu kararı 'uygulanma kabiliyetinden yoksun' olduğu gerekçesi ile yaklaşık bir yılı aşkın süredir yerine getirmek istemiyor. Türkiye'nin AİHM kararına rağmen tazminat ödemeyi reddetmesi, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi ile Ankara arasında ciddi bir krizin ortaya çıkmasına neden olmuştu. Loizidou, AİHM'ye yaptığı başvuruda Kıbrıs'ın kuzey kesimindeki topraklarının elinden alındığını ve evinde oturma hakkının engellendiğini ileri sürmüştü. Türkiye, toprakları dışında cereyan eden bir olayla ilgili olarak sorumluluk kabul edemeyeceğini belirterek, tazminat ödemeyeceğini bildirmişti. Dış Haberler Servisi
Ankara neden direniyor?
Türkiye'nin Loizidou kararını uygulamamakta direnmesinin altında şunlar yatıyor: Loizidou Türkiye'nin bugüne kadar ileri sürdüğü tüm Kıbrıs tezlerini altüst ediyor.
Birincisi, garantör olarak barışı sağlamak amacıyla adaya çıkarma yapan Türk askeri, ''işgalci'' konumuna düşürülüyor. İkincisi, Türkiye'nin ısrarla bağımsız bir devlet olduğunu vurguladığı KKTC, uluslararası kurumlar tarafından tanınmayan hiçbir bağlayıcılığı olmayan 'sözde devlet' statüsünde kabul görüyor. Türk toplumu 'azınlık' olarak ifade edilirken, aldığı kararlarda geçersiz kabul ediliyor.
200 bin Rum terk etti
Bütün bu siyasi dezavantajların yanı sıra, kararın bir de altından kalkılmayacak mali boyutu var. Loizidou davası, benzer başvurularda ''emsal'' teşkil edeceğine göre, KKTC sınırları içerisinde taşınmaz mal varlıkları olan ve 1974 müdahalesinden sonra bölgeyi terk etmek zorunda kalan herkes dava açıp Türkiye'den tazminat talep edebilecek. KKTC sınırlarını 1974'ten sonra terk eden yaklaşık 200 bine yakın Kıbrıslı Rum var.
Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tezlerinin tamamını boşa çıkaran, Türkiye'ye altından kalkılması güç büyük mali külfetler getiren, ancak imza koyduğu antlaşmalar sebebiyle ''uygulamamakta'' direnmesi gittikçe zorlaşan Loizidou'dan tek kurtuluş yolu: Kıbrıs'ta bir an önce siyasi çözümü sağlamak.
Loizidou kararı zorluyor
Türkiye'nin bu sıkıntıyı siyasi yollardan aşmak için bulduğu formül, Rauf Denktaş'ın New York görüşmelerinde de gündeme getirdiği, ''mübadele komisyonu kuralım'' teklifinin hayata geçirilmesi. 1974 müdahalesinden sonra Güney Kıbrıs'tan göç eden Türk sayısı, 30 bin civarında. KKTC sınırları içerisinde kamulaştırılan Rum gayrı menkulleri olduğu gibi, Kıbrıs Rum Kesimi'nin kontrolündeki yüzde 61'lik bölümün yüzde 12'sini Türkler'e ait mal varlıkları oluşturuyor. Türkiye, mübadele komisyonu ile bir dengeleme yapmayı ve sorunu kökünden halletmeyi hedefliyor. Başka bir deyişle Loizidou kararı, bir bakıma Türkiye ve KKTC'yi bir an önce adada kalıcı barışı tesis etmek için zorluyor.
AİHM kararları ''nihai karar'' olarak kabul edildiklerinden, AİHM'nin bu statüsünü kabul eden protokolün altına imza atan ülkeler, alınan kararları infaz edeceklerini kabul ediyorlar. Ulusal egemenliğin bir nevi ulus üstü bir kuruma devri anlamına gelen bu uygulama için gerekli protokolü Türkiye 1990 yılında imzaladı. Türkiye, şu ana kadar Loizidou kararı hariç, aleyhinde verilen tüm kararlara uydu ve toplam 107 milyar lira tazminat ödedi. İstanbul (Zaman)
'Siyasi' karar zorlayacak
AİHM'nin Kıbrıs Rum Kesimi'nin yaptığı ''devlet başvurusu'' sonucu Türkiye'yi mahkum etmesiyle ilgili olarak Prof. Dr. Hasan Köni şunları söyledi: ''AB, Güney Kıbrısı üyeliğe kabul etmeye hazırlanıyor, AİHM'in kararını da bu çerçevede değerlendirilmek gerekir.
Bu karar Güney Kıbrıs'ın konumunu meşrulaştırmaya aracı olacak. Türkiye'nin devlet olarak ciddi girişimlerde bulunması gerekir. Başvuru'nun devlet adına yapılmasının yaptırım açısından bir farkı yok, Ancak bu karar orada hak iddia eden kişiler için de bir emsal olacaktır.''
Kararı hukuki olmaktan ziyade siyasi bir karar olarak niteleyen Marmara Üniversitesi Devletler Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ferit Hakan Baykal ise ''AİHM özellikle devletlerle ilgili başvurularda siyasi kararlar verebiliyor. Bu karar üzerine mağdur olduklarını iddia eden kişiler de tazminat talep edecekler. Bunlar Türkiye için çok büyük bir maddi yük teşkil edecek noktaya gelebilir.'' dedi. Murat Aydın / İstanbul (cha)
Filistin Uluslararası İşbirliği Bakanı Nebil Şaat: Bu bir savaştır
Filistin Uluslararası İşbirliği Bakanı Nebil Şaat, İsrail ordusunun Filistin özerk topraklarına girmesini, 'savaş' ve 'terörizm' olarak değerlendirdi.
Filistin lideri Yaser Arafat ve İsrail'in eski Adalet Bakanı Yossi Beilin ile yaptığı görüşmenin ardından Gazze'de düzenlediği basın toplasında Şaat, 'Bu bir savaştır.' diye konuştu.
Şaat, Arafat ve Beilin ile görüşmesinde hangi konuların gündeme geldiğini belirtmezken, konuştuğu sıralarda, İsrail ordusu Gazze Şeridi'ndeki Kissufim geçit noktasından bir kez daha Filistin özerk topraklarına girmişti. İsrail askerlerinin dün ayrıca zırhlı araçlar ve buldozerler desteğinde girdikleri Gazze'deki Filistin mülteci kampındaki çatışmalarda en az 7 kişinin yaralandığı ve kamptaki binaların yıkıldığı bildirildi.
Mülteci kampına saldırı
Yaralanan 6 Filistinlinin yanı sıra 1 İsrailli askerin de hafif yaralandığı belirtildi. Gazze'deki Filistin Kamu Güvenliği Şefi Tuğgeneral Abdülrezak El Meceyde, Mısır sınırı yakınındaki Yebna mülteci kampında en az 3 evin ve Filistin polisine ait 2 karakolun zırhlı araçların desteğindeki İsrail buldozerlerince yıkıldığını kaydetti. Meceyde, İsrail askerlerinin Filistin denetimindeki bölgeye girdiklerini belirtirken, İsrailli kaynakları ise Filistin ile yapılan anlaşmalar uyarınca bu bölgenin İsrail kontrolünde olduğunu iddia ediyor.
Öte yandan, dün Gazze Şeridi'ndeki Kissufim geçidinde meydana gelen ve 2 Rumen işçinin ölümüne yol açan patlama, bugüne kadar çok tanınmayan Filistin Hizbullah'ı tarafından üstlenildi. Dış Haberler Servisi
Füze kalkanı pazarlığı
ABD'nin ulusal füze savunma sistemi kurma planlarıyla ilgili olarak George Bush yönetiminin Moskova ile ilk doğrudan tanışması bugün olacak.
Bush yönetiminin Avrupa ve Asya ülkelerine gönderdiği, ABD'nin planları ile ilgili görüş alışverişi ve ikna turları yapan temsilcileri, bugün Moskova'da temaslarda bulunacaklar. ABD bu amaçla Moskova'ya, Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'i gönderdi. İki ülke arasında, ABD'deki seçimlerden dolayı yaklaşık 7 aydır ara verilen stratejik istikrar ile ilgili danışma görüşmeleri de böylece yeniden başlamış olacak. Rus diplomatik kaynakları, 'Temaslar, sorunla ilgili olarak Bush yönetimiyle ilk tanışmamız olacak. Bu nedenle taraflar bu ilk görüşmede birbirlerini bağlayacak taahhütlere ve yaklaşımlara muhtemelen girmeyecekler.' görüşünde.
Bir günlük ziyaret
Bir diplomatik yetkili, İnterfaks'a yaptığı açıklamada, Wolfowitz'in temaslarını bugün yapıp bitireceğini belirterek, 'Bir gün içerisinde böylesine karmaşık sorunlarda ilerleme sağlanması da zaten beklenemez.' dedi. Yetkili, ABD'nin füze savunma planlarının gerçekleştirilmesinin, 1972 tarihinde imzalanan anti balistik füzelerin sınırlandırılması antlaşmasını ihlal edeceği görüşünü yineleyerek, 'ABD tarafı elbette, bizi ABM'nin değişmesi konusunda ikna etmeye çalışacak. Ancak biz bu antlaşmanın gözden geçirilmesine, ABD'nin kendi füze sistemini kurmasına kesinlikle karşıyız. Bu tutumumuzu da değiştirmeyeceğiz.' dedi.
Çin de görüşmek istiyor
ABD'nin füze kalkanı projesine karşı çıkan Çin, gelecek hafta ülkeyi ziyaret etmeyi planlayan Amerikan heyetiyle görüşmeye hazır olduğunu bildirdi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sun Yuxi, 'ABD, füze kalkanı projesi konusunda görüş alışverişinde bulunmak için ülkeye bir heyet göndermek istiyorsa, biz de görüşmek isteriz.' dedi. Sun, ABD'nin projeyi hayata geçirmesi durumunda, 1972 tarihinde imzalanan Anti Balistik Füze Antlaşması'nı (ABM) ihlal edeceği görüşünü yineleyerek, Çin'in buna 'kesinlikle karşı' olduğunu vurguladı. ABD, geçen hafta, Dışişleri Bakanı Yardımcısı James Kelly başkanlığında bir heyetin, ABD'nin füze kalkanı projesi konusunda temaslarda bulunmak üzere 14 ve 15 Mayıs'ta Çin'i ziyaret edeceğini duyurmuştu. Dış Haberler Servisi
Etkinlik arıyor
ABD, Kuzey Irak'ta uçuşa yasak bölgeyi denetleyen uçaklarına yönelik bir tehdidin olması durumunda, Irak'a karşılık verme politikasının geçerli olduğunu belirtirken, uçuşa yasak bölgeleri daha etkili hale getirmenin yollarını aradığını bildirdi.
Beyaz Saray sözcüsü Ari Fleischer, ABD'nin uçuşa yasak bölgelerdeki uçuşlarını azaltacağı yönünde, The Washington Post gazetesinin haberine ilişkin bir soru üzerine, Başkan George Bush yönetiminin Irak politikasını geniş çerçevede gözden geçirdiğini bildirdi.
Fleischer, 'Hükümet olarak biz daima uçuşa yasak bölgeleri daha etkili hale getirmenin yollarını arıyoruz. Bu bölgeler, Irak rejiminin tehditlerine karşı savunma çabalarımızın kritik bir parçasıdır. Irak, komşularına ve ABD'nin müttefiklerine karşı tehdit oluşturuyor. Bu nedenle ABD, Irak'a açıkça belirtti ki, uçuşa yasak bölgeyi denetleyen kuvvetlerimize yönelik herhangi bir tehdit girişimi bizim için askeri karşılık anlamına gelecektir. Bu politika halen geçerlidir.' diye konuştu.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Richard Boucher da, düzenlediği basın toplantısında, Irak politikasının halen oluşturulma aşamasında olduğunu vurguladı. Washington
Lufthansa grevi fena vurdu
Almanya'da, Lufthansa pilotlarının maaşlarının artırılması amacıyla önceki gün gece yarısı başlattıkları 24 saatlik grev nedeniyle 350 dolayında seferin iptal edildiği açıklandı.
Lufthansa sözcüsü, öğleye kadar toplam 1100 uçuştan yaklaşık 350'sinin iptal edildiğini, önceden yapılan uyarıyla havaalanlarında büyük bir karışıklık yaşanmadığını belirtti. Frankfurt'tan 70, Münih'ten 63 ve Düsseldorf'tan 16 uçuş ile Hamburg ve Hannover'den de bazı uçuşlar iptal edilirken, Leipzig ve Dresden havaalanlarından hiçbir Lufthansa uçağı kalkış yapmadı. Cockpit adlı pilotlar derneğinin sözcüsü Georg Fongern, grevlerin başarıyla sürdürüldüğünü, gelecek hafta içinde bir anlaşmaya varacaklarını tahmin ettiğini söyledi. Berlin
Ankara'nın tavrı
Üst düzey Türk Dışişleri yetkilileri, AİHM'nin aldığı kararla ilgili olarak ''Siyasi istismara yol açmayacak, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olacak bir karar çıkması beklenirdi; ama öyle olmadı'' şeklinde görüş belirtiyorlar. Ankara'nın bugün resmî bir açıklama yapacağı, bu arada asıl muhatap olarak gördüğü KKTC'nin resmi cevabını da bekleyeceği belirtiliyor.
Aynı yetkililer, AİHM kararının daha önceki üç komisyon kararında olduğu gibi, Türkiye'yi suçlu bulsa bile; Türkiye'nin muhatap olarak kabul etmeyeceğini, Loizidou davasında olduğu gibi bunun da Bakanlar Komitesi'ne ''siyasi bir karar olarak'' çıkacağını belirttiler. Erhan Başyurt / Priştine
Filipinler'de sıcak seçim
Pazartesi günü yapılacak seçimlerde 35 milyona yakın Filipinli; 13 senatör, tüm meclis azası ve ülke çapındaki yerel idarecileri seçmek için oy kullanacak. Hemen her seçimde kanlı hadiselere şahit olan Filipinler'de bu sene içinde ocak ayından bu yana 50'ye yakın aday, destekçi ve koruma görevlisinin silahlı saldırı sonucu hayatını kaybettiği ve yine 50'nin üzerinde Filipinli'nin yaralandığı bildirildi.
Başkent Manila'da Müslümanların da yaşadığı bir mahalle dahil olmak üzere sekiz semt 'sıcak bölge' ilan edildi ve 1000'e yakın polis görevlendirildi. Devlet Başkanı Gloria Arroyo, halen askeri bir eğitim merkezinde tutuklu bulunan devrik lider Joseph Estrada ve oğlu San Juan şehri Belediye Başkanı Jinggoy Estrada'nın oy kullanabilmeleri için özel düzenlemelerin yapılacağını söyledi. Başkan Arroyo dün muhalif liderlerle de görüştü (resim).
R. Kayhan Soydan / Manila (Zaman)
Tantan Tebriz'de
Resmi ziyaret için İran'da bulunan İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Doğu Azerbaycan eyaletinin başkenti Tebriz'de Türkiye'nin Tebriz Başkonsolosluğu'nun yeni binasının açılışını yaptı. Tantan, yeni binanın açılışında kurdeleyi Türkiye'nin Tahran Büyükelçisi Turan Moralı, Doğu Azerbaycan Eyalet Valisi Yahya Muhammedzade ile birlikte kesti. Binanın açılışı nedeniyle Tebriz Başkonsolosluğu'nda, Tantan ve beraberindeki heyet ile Tebriz halkından davetlilerin katıldığı bir yemek verildi.
İçişleri Bakanı Tantan, şehirde, Eyalet Valisi Muhammedzade ile birlikte sürdürdüğü incelemeler sırasında, Tebriz yetkilileri ve halkın sıcak ilgisiyle karşılandı. Tantan, Tahran ve Tebriz ziyaretinden çok olumlu sonuçlar aldığını belirtti. Tantan, Tebriz Televizyonu'na ziyaretinin sonuçlarını değerlendirirken, ''Umarım bu çalışmalarımız, iki ülke halkları arasında güvenin oluşmasını sağlayacaktır. Bu da ekonomik ilişkilerimize olumlu etki yapacaktır'' diye konuştu.
Tebriz'deki temas ve incelemelerini tamamlayarak akşam Tahran'a geçecek olan bakanın bu sabah Türkiye'ye dönmesi bekleniyordu. Tebriz
Rus medyasına bir baskın daha
Moskova'da Rusya'da Vladimir Gusinski'nin Media Most holdingine ait ''Eho Moskva'' radyo istasyonuna Başsavcılık elemanlarınca baskın düzenlendi. Media Most, bir süre önce, sahip olduğu NTV televizyonu ve diğer bazı basın yayın organlarını kaybetmişti.
Eho Moskva Genel Müdürü Yuri Fedutinov, Başsavcılık mensuplarının, radyoya ait bazı belgelere el koyduklarını bildirdi. Fedutinov, ''çok nazik soruşturma elemanları, maskeli silahlı birliklerin eşliğinde gelerek belgelere el koydular'' dedi. Başsavcılık ise baskının kara para iddialarıyla ilgili olduğunu iddia etti. Moskova
|