GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

11/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



HABERLER 


ZAMAN, Özal suikastının tutanaklarını açıklıyor: İkinci suikastçı SALONDAYDI

O da spor kıyafetliydi Tanık Ali Ünal: Kartal Demirağ'a müdahale ettim, tabanca kabzasıyla yüzüme vurdu, beraber yere düştük. Boğuşma sırasında tanımadığım bir kişi arkadan bana vurdu. Gazeteci Hamdi Eşkinat: Bahçede, kongreye girmeyi bekleyen ve üzerlerinde kongreye gelinecek kıyafet olmayan iki kişiyi fark ettim. Bunlardan uzun boylusu, sonradan olay mahallinde olayı yapan kişiydi.

13 yıl önce 18 Haziran 1988 günü Ankara'da Atatürk Kapalı Spor Salonu'nda yapılan ANAP kongresinde Kartal Demirağ saat 12.30 civarında kürsüde konuşan Başbakan Turgut Özal'a iki el ateş etti. Demirağ birinci kurşunda Özal'ın göğüs bölgesini, ikinci kurşunda ise karın bölgesi olmak üzere öldürücü noktaları hedef aldı. Ancak birinci kurşun Özal'ın sağ eline, ikinci kurşun mikrofon borusuna isabet etti.

Demirağ'ın kullandığı İngiliz yapımı tabancada beş kurşun vardı, tabanca ikinci kurşundan sonra tutukluk yaptı. Bu sırada Maliye Bakanı Ahmet Kurtcebe Alptemoçin'in koruma polisi Ziya Ayaz, Demirağ'ı sağ kolundan vurdu. Demirağ yerde yuvarlanarak kaçmaya çalışırken, diğer koruma polislerinin ateşiyle sağ koluna iki kurşun daha isabet etti ve yakalandı.

Her şey 18 saniyede olup bitti

O günden bu yana, Kartal Demirağ'ın spor kıyafetli ve silahlı olarak nasıl kongre salonuna girebildiği, salonda yalnız olup olmadığı, kimler adına hareket ettiği soruları hep soruldu. Sağlığında, kameraların salonda çektiği görüntüleri defalarca uzmanlarla birlikte izleyen Özal, Kartal Demirağ'ın içeride yalnız olmadığı inancındaydı. Kartal Demirağ'ın silahından çıkan kurşun seslerinden hemen sonra ikinci bir silahtan çıktığı sanılan başka bir sesin de kameralara yansımış olması, Özal'ın bu inancını kuvvetlendirmişti.

Kartal Demirağ'ın Özal'a ilk kurşunu sıkmasından, polislerin açtığı karşı ateşle yaralanıp yakalanmasına kadar 18 saniye geçmişti. İşte bu 18 saniyelik zaman diliminde tam olarak ne olup bittiği, yıllar sonra Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi savcılarının yaptığı soruşturma tutanaklarıyla biraz daha netleşti.

Turgut Özal suikastı soruşturmasını dönemin Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcıları Nusret Demiral, Tevfik Hancılar ve Ülkü Coşkun yaptı. 12 gün boyunca tedavi edilen Kartal Demirağ, 16 gün boyunca sorgulandı. Savcılar olay günü salonda olan kişiler başta olmak üzere pek çok kişinin ifadesini aldılar. İkisi gazeteci olmak üzere üç kişi, suikast anı ve öncesini savcılara anlatırken, Kartal Demirağ'ın yanında ikinci bir kişi daha bulunduğunu belirtiyorlar.

Üç tanık ikinci suikastçıyı gördü

O gün salonda olan Mamak Ortaköy Muhtarı Ali Ünal, ifadesinde şunları söyledi:

"Birkaç kişiyi iterek öne geçmek isteyen bir kişinin tabancasını çekip öndeki kişinin omuzuna koymak suretiyle Sayın Turgut Özal'a ateş ettiğini gördüm. Bu kişiye müdahale edip önlemek istedim. Ancak tabanca kabzasıyla yüzüme vurdu, beraber yere düştük. Sonradan bu kişi bağırarak geriye doğru kaçmaya çalıştı. Ancak boğuşma sırasında yine tanımadığım ve göremediğim bir kişi arkadan bana vurdu."

Gazeteciler Nevzat Turgay Esmer ve Bülent Hamdi Eşkinat, kongreyi izlemek üzere Atatürk Spor Salonu'na geldiklerinde bahçede Kartal Demirağ'ı nasıl gördüklerini şöyle anlatıyorlar:

Turgay Esmer: "İki kişinin, kongre salonuna girilmeyecek bir tarzda spor giyinerek geldiklerini ve bahçede durduklarını fark ettim. Bu kişilerden bir tanesi Sayın Turgut Özal'a ateş eden kişiydi."

Hamdi Eşkinat: "Bahçede, kongreye girmeyi bekleyen ve üzerlerinde kongreye gelinecek kıyafet olmayan iki kişiyi fark ettim. Bunlardan uzun boylusu, sonradan olay mahallinde olayı yapan kişiydi."

Demirağ'ı sağ kolundan vuran polis

Maliye Bakanı Ahmet Kurtcebe Alptemoçin'in koruma polisi Ziya Ayaz ise, Kartal Demirağ'ı sağ kolundan nasıl vurduğunu savcılara şöyle anlattı:

"Bir kişi konuşmakta olan Sayın Turgut Özal'a tabancasını çekerek ateş etmeye başladığı an onu durdurmak için o tarafa birkaç el ateş ettim. Benim bu müdahalemle sanık, tabancayı tuttuğu sağ kolundan yaralanarak yere düştü ve yuvarlanarak kaçmaya yeltendi. Sanık iki el ateş edip üçüncü defa ateş etmek üzereyken, tabancamı çekerek ateş ettim."

Diğer tanıkların anlatımına göre ise, Kartal Demirağ, Özal'a iki el ateş ettikten sonra nara atar gibi bağırdı. Sonra, tabancalı sağ eli havada olmak üzere geriye doğru yarım daire çizdi ve bağırmasına devam etti. Silah sesleri çoğalınca bu kez silahını atıp yerde yuvarlanarak çıkış istikametine doğru uzaklaşmaya çalıştı. Tutanaklara göre, Kartal Demirağ yaralı olarak yakalanıp hastaneye götürülürken, Turgut Özal'ın durumunu merak ediyordu. Polislere, "Başbakan'a bir şey oldu mu?" sorusunu yöneltti.

Suikastın hedefi, Özal'ın hangi özelliğiydi?

Nusret Demiral, Tevfik Hancılar ve Ülkü Coşkun'dan oluşan Ankara DGM'nin 3 savcısı, 3,5 ay süren soruşturmaları sonucunda hazırladıkları 30 Eylül 1988 tarihli 44 sayfalık Turgut Özal suikastı iddianamesinde, suikastın amacını şöyle anlattılar:

"1983 yılı içinde çıkarılan Siyasi Partiler Kanunu içinde yeni düşüncelere yer vermek ve devleti bundan sonra 12 Eylül 1980 öncesine sürükleyebilecek düşünceleri silmek veya bir tarafa bırakmak kayıt ve şartıyla yeni partiler kurulmuştur. Bu partiler içinde Anavatan Partisi seçmenlerin çoğunluk oyuyla iktidara gelmiş, seçimden itibaren Sayın Turgut Özal, Anavatan Partisi genel başkanı olarak Anayasa ve yasalar çerçevesi içinde başbakanlık görevini üstlenmiştir.

Anavatan Partisi ve diğer partilerin siyasi düşüncelerinin hangi çerçeve içinde olduğunu, iktidar partisi olarak Anavatan Partisi'nin 1983 yılından bu yana icraatının ne olduğunu, demokratik düzen içinde her aklı selim sahibi vatandaş bilmektedir.

Anavatan Partisi'nin bu iktidarı sırasında görülebilen önemli faaliyetlerden bir tanesi 12 Eylül 1980 tarihinden önce sıkıntısı duyulan bazı tüketim mallarındaki ferahlama ortamıdır.

Bugün için denilebilir ki, gayrimeşru ve yasadışı ortam içinde piyasada karaborsa olarak tanımlanan ortam mümkün olduğunca kaldırılmıştır. Bu yönüyle, bazı çıkar sahiplerinin iktidarda bulunan partinin genel başkanına elbette ki, sempati duymayacakları ve çok kısa zaman içinde her ne şekil ve şartta olursa olsun iktidardan uzaklaştırılması için faaliyete geçecekleri açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde başbakanlık görevini üstlenmiş bulunan Sayın İnönü'ye yapılan saldırı ile yine eski başbakanlardan Sayın Demirel'e yapılan tecavüz olayı, içeriği itibariyle politik bir amaca dayalıdır.

İşte sonuç itibariyle devlet büyüklerine yapılan saldırılardaki, diğer bir deyimle suikast girişimlerindeki kişi ve kişilerin amacı,

1. Demokratik düzen içinde seçim yoluyla elde edemeyecekleri politik çıkarlarını,

2. Ekonomik düzen içinde meşru yollar dışında elde etmeye çalıştıkları menfaatlerini sağlamaktır.

Bu bakımdan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Turgut Özal'a silahlı saldırıda bulunma olayı da, esas maksatların bu iki çerçeve içinde incelenmesi ve soruşturmanın o yönde geliştirilmesi düşünülerek her yönüyle araştırmaya tevessül edilmiş ve bu soruşturmada elde edilen bulgular da nazara alınarak 18 Haziran 1988 günü Ankara Kapalı Spor Salonu'nda meydana gelen olayda, yakalanan asli fail Kartal Demirağ hakkındaki soruşturmada, yukarıdaki iki tür amaç ele alınarak sürdürüldüğü ve soruşturmada öncelikle olayın cereyan tarzı ve genel açıklaması ile olay failinin özgeçmişi ve olaydaki hareketinin anlatımına yer verilmesi düşünülmüştür..." (Özal suikastı iddianamesi, sayfa 6—7).




'Özal ya sen öleceksin ya da ben'

Kartal Demirağ, 18 Haziran 1988 sabahı kaldığı otelden ayrılıp kongre salonuna geldiğinde yanında bir çanta vardı. Özal'a ateş ettiği sırada da bu çantayı boynuna çapraz olarak asmıştı. Acaba bu çantanın içinde ve ceplerinde neler çıkmıştı? Savcılık tutanakları işte bu sorunun da cevabını veriyor. Çantasından küçük bir Kur'an—ı Kerim çıkan Kartal Demirağ, o sabah Özal'a ateş etmeye gelirken bir takvim yaprağına şu sözleri yazıp cebine koymuştu:

"Özal ya sen öleceksin ya da ben. Sen ki Türklüğü ve İslam'ı öldürdün, hapishaneleri ortaçağ zindanlarına çevirdin. Kader kurbanlarına bir af dahi vermedin. Türk yurdunda senin sayende açlık, yokluk, zina, fuhuş ve imansızlık çoğaldı. Çağ atlıyoruz dedin, evet Türk yurdunda çağı atlattın; ama ileriye değil geriye çağı atlattın. Hep Türk yurdunda diyorum, Türkiye demiyorum neden? Çünkü İngilizcede Türkiye 'hindi' demekmiş. Biz ki, büyük Türk milleti, yüce Allah'ın askerleri, hiç hindi olabilir miyiz? Atatürk, Türkiye ismi verirken, Türkleri, acaba Türkiye'nin İngilizcede hindi olduğunu biliyor muydu? Ey Özal, sen ki hastalandığında soluğu hemen Amerika'da alıyorsun. Ya biz, hastalandığımız zaman soluğu nerede alıyoruz? SOLUK ALABİLİRSEK TABİİ. SANA OY VERENLER, SENİ SEVENLER ÖLMESİN, GEBERSİN. YA BEN ÖLECEĞİM YA DA SEN. Türk milletinin kurtuluşu ancak yüce Allah'ın kitabı Kur'an'a uymakla gerçekleşir. Bize yıllarca hiçbir işe yaramayan kitaplar okuttunuz ve günahkar olduk. Neden mi? Kur'an'ı okumadığım için, onun emirlerini bilmediğim için, yüce Allah'ın huzuruna varmaya utanıyorum. Ki O, merhamet edenlerin, bağışlayanların en ulusudur, en yücesidir. Kısacası, Türklük kanımız, İslam canımız dedik, çıktık yola. Bu dünyanın yaşantısı geçicidir, sizleri aldatmasın, her can ölümü tadıcıdır." (Yarın: Demirağ'ın Semra Özal'a gönderdiği iki mektup ve Kemal Horzum bağlantısı.)

(FARUK MERCAN)




Selzede yardım bekliyor

Hatay, hayatı altüst eden selin izlerini silmeye çalışıyor. Ev ve işyerlerini yeniden yaşanabilir hale getirmek için kolları sıvayan vatandaşlar yardım bekliyor.

İki gün boyunca yağan sağanak yağışla cadde ve sokakları sel suları basan Hatay'da selin bilançosu ağır oldu. Zararın faturasının trilyonlarca lirayı bulduğu belirtiliyor. Dün sabahın erken saatlerinden itibaren işyerlerine gelen birçok esnaf kapıları açmakta zorlandı. Bazıları ise kurtarma çalışmalarının yetersiz kaldığı yerlerde kendi imkanları ile dükkanlarından suları tahliye etmeye çalıştılar. Belediye ekipleri de greyderlerle cadde ve sokaklarda selin etkisi ile oluşan yıkıntıları temizledi.

Altyapı çöktü

Felaket bölgesinde incelemelerde bulunan Devlet Bakanı Rüştü Kazım Yücelen, Antakya'nın altyapısının büyük ölçüde çökmüş durumda olduğunu ve Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'na çok büyük görev düştüğünü söyledi. Yücelen, "Böyle bir felaket ile yeniden karşılaşmamak için Reyhanlı Barajı, Amik Ovası drenaj sistemi ve altyapı çalışmalarının yeniden yapılması lazım." dedi.

Hatay'da Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'ndan 20 ayrı ekip konut ve işyerlerinde hasar tespit çalışmaları yapıyor. İlk tespitlere göre 2 bin dolayında ev ve işyeri çeşitli derecelerde hasar görmüş durumda. Çevre il ve ilçelerden gelen iş makineleri ile enkaz kaldırma ve temizleme çalışmaları yapılıyor. İskenderun Kaymakamı Günhan Sarıkaya, ilçede, şiddetli yağışlar ve yaşanan sel felaketi sonucunda 32 bin dönüm arazinin sular altında kaldığını, 5 ev ve ahırın yıkıldığını, 95 evin orta ve küçük ölçekli hasar gördüğünü, 50 balıkçı teknesinin parçalandığını, 9 adet büyükbaş hayvanın telef olduğunu açıkladı. İskenderun'un 6 köyüne elektrik verilemiyor.

Şırnak'ta ev yıkıldı

Şırnak'ta da sağanak yağış sebebiyle Emin Aşan'a ait 2 katlı bir ev dün sabah yıkıldı. Evin enkazı altında kalan Sevda Aşan (5) ve Sedat Aşan (3), Şırnak Belediyesi ekipleri ile polislerin çalışmaları sonucu kurtarıldı. Şanlıurfa'nın Viranşehir ilçesinde de dün sabah saatlerinde başlayan ve aralıklarla devam eden sağanak sonucu 100 evi su bastı.




300 bin hektar su altında

Hatay'da 250 bin, Osmaniye'de 50 bin dekar ekili ve dikili alan zarar gördü. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, hayvan kayıplarının karşılanması için 400 milyar, tohumluk için 15 trilyon lira kaynak istedi.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkililerinden alınan bilgiye göre, Hatay ve Osmaniye'de yaşanan sel felaketi sebebiyle, ilk aşamada Hatay'da 250 bin dekar, Osmaniye'de de 50 bin dekar ekili dikili alanın önemli düzeyde zarar gördüğü belirlendi. Hatay'da 110 köyde, yaklaşık 6 bin çiftçiye ait, tütün, hububat, narenciye ve pamuk üretimi yapıldığı 250 bin dekar ekili dikili alan tamamen sular altında kaldı. Osmaniye'de ise karpuz, fıstık, biber ve hububat ekili 50 bin dekar alanın sular altında kaldığı ortaya çıktı. İlk tespitlere göre, selden şimdilik çok az miktarda büyük ve küçükbaş hayvan kaybı bildirildi. Ancak, can ve mal güvenliğini tam olarak sağlayamayan vatandaşların, halen bu tür kayıplar konusunda harekete geçmediği belirtiliyor. Bakanlık, zarar gören çiftçilere yardımı düzenleyen kanunlar uyarınca, çiftçilerin hayvan kayıplarını ayni olarak karşılıyor. Ayrıca ekili dikili alanları ile mal varlıklarının yüzde 40'tan fazla zarar görmesi halinde de tohumluk ihtiyaçları karşılanıyor, ayrıca bu çiftçilerin kredi borçları faizsiz erteleniyor.

Devlet depremzedeye borçlu

Afetlerden zarar gören çiftçilere yardım fonunun, halen Marmara depremi sırasında meydana gelen hayvan kayıplarının karşılanmasına yönelik, çiftçilere 400 milyar lira civarında borcu bulunuyor. Bakanlık, Maliye'den kaynak aktarımı istemesine karşın, çiftçilerin henüz bu kayıpları bile karşılanmadı. Yetkililer, Hatay ve Osmaniye'de selden zarar gören hububat ekili alanlarda şimdilik bir şey yapılamayacağını, ancak pamuk tarlalarının yeniden ekilebileceğini belirterek, bu nedenle acilen pamuk tohumu dağıtımı yapılması gerektiğine işaret ettiler. Hasar tespitlerinin tamamlanmasının ardından, ekim alanları yüzde 40'ın üzerinde zarar gören çiftçilere tohumluk yardımı yapılabilecek. Hububat tohumlukları ise ancak yeni ekim döneminde dağıtılabilecek. Bakanlık ayrıca, ekiliş ve mal varlıkları yüzde 40'ın üzerinde zarar gören çiftçilerin tarımsal kredi borçlarının 1 yılı faizsiz, 3 yılda 4 eşit taksitte ödenecek şekilde ödenmesi için kararname hazırlıyor. Ancak, 1 Mayıs 2001 itibariyle kamu bankalarına görev zararı oluşturacak görev verilmesi uygulamalarının sona erdirilmesine yönelik kararname sebebiyle, borçları taksitlendirecek kararnamenin çıkması zor görünüyor.




Gençlerin önünde bariyerler çekilmiş

Arı Hareketi ile Uluslararası Cumhuriyetçiler Enstitüsü (IRI) tarafından, 1,5 yıl önce başlatılan, 'Katıl ve Geleceğini Yarat' projesinin ikinci toplantısı hafta sonu İstanbul Princess Otel'de gerçekleştirilecek. 42 il ve 56 ayrı üniversitesinden 500 gencin katılacağı arama konferanslarında, gençlerin demokrasiye katılımı tartışılacak. Konferanslar öncesi yapılan tanıtım toplantısında konuşan isimler, gençlik ve toplumsal katılım problemini ele aldı. Genç Arı Başkanı Emre Ergun, arama konferansları öncesi bütün Türkiye'yi dolaştıklarını, temel tespitlerinin gençliğin okumaması olduğunu söyledi. Gençlerin bilgi donanımlarını sadece görsel ve işitsel yollardan temin ettiklerini belirten Ergun, en yaygın anlayışın, 'Bu ülkede hiçbir şey değişmez' zihniyeti olduğunu vurguladı. Ergun, "Bugüne kadar gençlere hep, 'sen okumana bak' denildi. Katılımları engellendi. Hep bireysel kurtuluş reçeteleri verildi. Fakat 2001'de bu bireysel kurtuluş planları çöktü. Okumuş gençler Yeni Zellanda ve Kanada konsolosluklarının önünde kuyruklar oluşturuyor. Gençlik özgüvenini kaybetti." dedi. Strateji–Mori Kamuoyu Araştırma Şirketi Başkanı Selim Oktar da, gençlerin toplumsal katılımının önünde çok önemli bariyerler olduğunu söyledi. Oktar bu bariyerin, aile–okul ve sistem sacayağında gerçekleştiğini de kaydetti. Türkiye'nin çok övündüğü aile yapısının olumlu özelliklerinin yanı sıra, insanların birey olarak var olmasını engelleyen bir yanı olduğunu vurgulayan Oktar, "Bireyin gelişimini engelleme ailede başlıyor, okulda devam ediyor. Sonunda iş sisteme gelip tıkanıyor. Katılımı engelleyen temel etken ise kurumlara güven duyulmaması." yorumunu yaptı. Arı Düşünce ve Toplumsal Gelişim Derneği Başkan Yardımcısı Damla Gürel ise özgüvenini yitiren gençliği yeniden kazanabilmek için temsili demokrasinin önündeki engellerin kaldırılmasını istedi.

Zafer Özcan / İSTANBUL (cha)




Çay üreticileri de sokağa iniyor

2001 yılı yaş çay kampanyası henüz 10 gün önce başlamasına karşılık, Çaykur tarafından dekar başına 30 kilogram kontenjan uygulamasına başlanmasına üreticiler büyük tepki gösterdiler. "Çayımızı devlete satamazsak kime satarız?" şeklinde tepkilerini dile getiren üreticiler, Rize'de yarın protesto mitingi yapacak.

200 bin aileyi ilgilendiren çay sezonu yine sancılı başladı. 2001 yılı yaş çay kampanyasının henüz 10 gün önce açılmasına karşılık, Çaykur tarafından dekar başına konan 30 kilogramlık kontenjan uygulaması üreticinin tepkisine sebep oldu. Uygulanan kontenjan dolayısıyla üreticiler çay alım yerlerinde uzun kuyruklar oluşturuyor. 1 Mayıs'ta resmi olarak alımlara başlayan Çaykur, bu yıl 500 ile 550 bin ton arasında yaş çay almayı hedefliyor. Yaş çayda kısa bir süre içerisinde uygulamaya konan kontenjan uygulamasına tepki gösteren üreticiler, çayları satamamaktan dert yakındılar. Üreticiler, "30 kilo çayla bu iş biter mi? Daha ilk günlerden bizi mağdur etmeye başladılar. Alım yerlerinin önlerinde sefil oluyoruz," dediler. Çay sektöründe ve Çaykur'da yaşanan olumsuzlukları protesto etmek için üreticiler, Tek Gıda–İş Sendikası öncülüğünde 12 Mayıs'ta meydana inecek. Mitinge konuşmacı olarak Türk–İş Genel Başkanı Bayram Meral da katılacak. Fikri Şimşek / RİZE (cha)




İzgi'nin eşinin aracına sulu benzin koydular

İzgi'nin eşinin aracına sulu benzin koydular

TBMM Başkanı Ömer İzgi'nin eşi Aysel İzgi'yi taşıyan otomobil, güzergahından aldığı su karıştırılmış benzin yüzünden yolda kaldı. Ankara'dan İstanbul'a polis konvoyu eşliğinde giden İzgi'nin içinde bulunduğu Opel Vectra marka araç, İzmit'in Gebze ilçesi Dilovası beldesinde arızalandı. Bayan arkadaşı ile burada bir süre bekleyen Aysel İzgi, Kocaeli Emniyet Müdürlüğü'ne ait Renault marka bir otomobil ile yoluna devam etti. Bayan İzgi'in korumaları, Bolu'da bir benzin istasyonundan benzin aldıktan sonra aracın anormal hareket ettiğini ve büyük ihtimalle benzine su karıştırıldığı için aracın yolda kaldığını söylediler.

Mustafa Arslan - GEBZE (cha)




Sivas davasında 31 idama onay

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 33 kişi hakkındaki idam kararından 31'ini onadı, 2'si hakkındaki hükmü bozdu. Daire, 15 hapis cezasından 14'ünü onaylarken 1'ini bozdu.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin temyiz istemine ilişkin gerekçeli kararı, 23 sayfadan oluşuyor. Gerekçeli kararda, Sivas'ta meydana gelen olayların, TCK'nın 146. maddesinde belirtilen sonucu oluşturmaya elverişliliğini ve Aziz Nesin'in düşünce ve davranışlarının bahane edilmek suretiyle, anayasal düzenin en önemli ilkelerinden biri olan "cumhuriyetçilik" ve ''laiklik" ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koyduğu belirtildi. Gerekçeli kararda, mahkemenin sanıklar hakkında iyi hal nedeniyle indirimi öngören TCK'nın 59. maddesini uygulamamasında yasaya aykırı bir yön bulunmadığı bildirildi. Kararın usulden bozulmasını isteyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Daire'nin kararına itiraz hakkı var.

Davanın tarihçesi

Sivas'ta Madımak Oteli'nin yakılması ve 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylardan sonra 79'u tutuklu 124 sanığın yargılanmasına 21 Ekim 1993 tarihinde başlandı. Ankara 1 No'lu DGM, ilk kararında, sanıklardan 26'sını 15'er yıl, 60'ını 3'er yıl hapis cezalarına çarptırırken, 37 sanığın beraatini ve 1 sanığın dava dosyasının ayrılmasını kararlaştırdı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mahkemenin ilk kararını esastan bozdu. Davanın yeniden görülmesinin ardından, Ankara 1 No'lu DGM ikinci kararında, 99 sanıktan 33'ünü idam, 4'ünü 20'şer yıl, 1'ini 15 yıl, 27'sini 7 yıl 6'şar ay, 2'sini 5'er yıl, 1'ini ise 2 yıl ağır hapis cezalarına mahkum etti. Davanın temyiz edilmesi üzerine bu kararı da 50 sanık açısından, usul yönünden bozan Yargıtay, 49 sanık hakkındaki hükmü ise onadı. Ankara 1 No'lu DGM, davanın başlangıcından itibaren 6 yıl 7 ay 26 gün süren yargılama sonunda verdiği 3. kararında, 33 sanığı idam, 4 sanığı 20'şer yıl, 1 sanığı 15 yıl, 9 sanığı 7 yıl 6'şar ay, 1 sanığı ise 5 yıl ağır hapis cezasına çarptırırken, 2 sanığın dosyasını ayırdı.




Avrasya tartışılıyor

''Avrasya'da ekonomik geçiş süreci ve jeopolitik dengeler'' konulu uluslararası konferans Fatih Üniversitesi'nde başladı.

Fatih Üniversitesi ile Indiana Üniversitesi'nin ortaklaşa düzenlediği "Avrasya'da ekonomik geçiş süreci ve jeopolitik dengeler" konulu uluslararası konferans başladı. Konferansta Orta Asya'da bağımsızlıklarının 10. yılını kutlayan cumhuriyetlerin içeride ve uluslararası sahada karşılaştıkları zorlukları ele alınıyor. Fatih Üniversitesi Konferans Salonu'nda başlayan konferansın açılış konuşmasını Fatih Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Turgut Balkaş yaptı. Rektör Prof. Dr. Balkaş, konferansın bilgi ve fikirleri paylaşıma açarak yeni imkanlar sağlayacağını belirtti. Balkaş, şunları söyledi: "Konferansımızda bağımsızlığını kazanan Avrasya'daki ülkelerin Türkiye ve dünyanın diğer ülkeleri için ne gibi imkanlar barındırdığını görmüş olacağız. Orta Asya ülkeleri arasındaki işbirliği ve anlayışın artmasına katkıda bulanacağız." Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Jamil Brownson ise konferansta ele alınacak konularla ilgili bilgi verdi. Brownson, Avrasya bölgesindeki 7 zorluğa işaret etti. Brownson, bölgedeki ülkelerin iletişim ve ulaşım olarak birbirine bağlı olması, sert iklim koşulları, Sovyet döneminde gelen parçalı etnik yapılar, jeopolitik engeller, eski dönemden kalan verimsiz ekonomi gibi konulardaki görüşlerini açıkladı.

Rusya-Çin arası

Brownson şunları söyledi: "Bu bölge Rus ile Çin arasında. Türkiye ve İran'ın doğusunda. ABD İran aleyhine olan her şeyi destekliyor. Türkiye ise ABD'nin en yakın müttefiki. NAFTA'nın bir parçası olan ABD, Avrupa Birliği ile ilişkilerini düzeltmek istiyor. Fransızlar ise petrol ve gazın İran kanalıyla dışarıya ulaştırılmasını istiyor. İngiltere ise bu yolun Körfez'den geçmesini istiyor. Ayrıca İngiltere'nin Çin ve Rusya üzerinde emperyalist amaçları var. Orta Asya'ya tamamen menfaatleri gözüyle bakıyorlar. Konferansta bütün bu zorlukları ele alıp, yeni fikirler geliştireceğiz."

Toplantının siyasi tek konuğu ANAP İstanbul Milletvekili Ahat Andican'dı. Aynı zamanda akademisyen olan Andican, Avrasya'daki güvenlik problemi başta olmak üzere bölge ile ilgili geniş bir değerlendirme yaparak yaşanan zorlukların bölgenin kaderini belirleyeceğini ifade etti.

Bağımsızlığını kazanan Avrasya ülkelerinin hiçbirinin nüfusunun bölgesel ve kendi kendine yeterli bir güç olmaya yetmeyeceğini vurgulayan Andican, bu ülkelerin sahip oldukları zenginlikleri doğu-batı koridoru doğrultusunda dünyaya açmalarının gerektiğine dikkat çekti. Bakü-Ceyhan Petrol Boru Hattı'nın gerçekleşmesi halinde Türkiye'ye yılda en fazla 200 milyon dolar getireceğini belirten Andican, hattın öneminin Orta Asya ülkelerini doğu-batı koridoru doğrultusunda bağlaması olduğunu kaydetti. Gün içinde Avrasya ekonomi politiğine ilişkin güncel meseleler, iktisadi ilişkiler, uluslararası politika konularında üç ayrı oturum yapıldı.




Danıştay'ın 133. yıldönümü, Sezer konuşmadı

Danıştay'ın kuruluşunun 133. yıldönümü sebebiyle bir tören düzenlendi. Danıştay'daki törene katılan Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer, konuşma yapmadı. Törende, Cumhurbaşkanı Sezer'in Danıştay Başkanı Nuri Alan'a gönderdiği mesaj okundu. Törende konuşan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Eralp Özgen, Türkiye Barolar Birliği'nin kurulduğu günden beri DGM'lere karşı olduğunu ifade etti. Bunların bir uzmanlık mahkemesi olmadığını, özel mahkeme niteliği bulunduğunu ileri süren Özgen, adli yargının görev alanındaki birçok suçun DGM'lerin görev alanına alınmasını üzüntüyle izlediklerini belirtti.

'İdam kaldırılmalı'

DGM'lerde farklı yöntemlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu kaydeden Özgen, "Türkiye'de ölüm cezasının kaldırılmasını ve Türkiye'nin bu cezayı hala koruyan tek Avrupa ülkesi olma ayıbından kurtulmasını dilediğini" bildirdi.

Özgen, Anayasa'nın değiştirilmesine yönelik çalışmalar yapan iki komisyon kurduklarını, bu çalışmalar tamamlandığında taslağı tartışmaya açacaklarını da kaydetti. Danıştay Başkanı Nuri Alan ise askeri yönetim altında iki anayasa yapıldığını hatırlatarak, "Dileğimiz toplumun tüm kesimlerinin yapımına katıldığı ve içeriğini tartışabildiği, hukukun üstünlüğünü ve çağdaş demokrasi düzeyini amaçlayan ve bunu gerçekleştirecek kuralları içeren bir anayasa yapılabilmesidir." dedi.

ANKARA (Zaman)




Kurye kıza 6 yıl hapis

İzmir Adnan Menderes Hava Limanı'ndan Türkiye'ye giriş yaptığı sırada 3 kilo 150 gram eroinle yakalanan 18 yaşındaki Alman Andres Rohloffhonz, 6 yıl 3 ay hapis, 190 milyon TL para cezasına çarptırıldı. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi'ndeki davada kararını açıklayan DGM Başkanı Galip Dinçer Cengiz, Andrea'nın suçunun teşekkül halinde uyuşturucu kaçakçılığı kapsamında değerlendirildiğini belirttti. Beraatini isteyen ve son savunmasında, "Evime dönmek istiyorum." diyen Andrea, karar açıklanınca gözyaşlarını tutamadı.

Mahkeme heyeti, Andrea Rohloff'a, önce yurt dışına 3 kilo 150 gram eroin ve saflaştırılmış morfin çıkarmaya çalışmaktan 10 yıl ağır hapis cezası verdi. Eyleminin teşekkül oluşturarak uyuşturucu kaçırma fiiline uymasından dolayı cezayı 15 yıla çıkardı. Andrea Rohloff'un yakalandıktan sonra diğer sanıkların isimlerini vermesini, gerçeğin ortaya çıkarılmasına yardımcı olmasını, mahkemedeki iyi halini ve pişman olduğunu belirtmesini göz önünde bulunduran mahkeme heyeti, cezayı 6 yıl 3 aya indirdi. Kurye kızın avukatı Ülkü Caner, "Müvekkilim cezaevinde kaldığı süreler ve infaz yasasının uygulanmasıyla birlikte yaklaşık 2 yıl hapis yatacak." dedi. İZMİR(Zaman)




Mercedes'te yetkisizlik kararı

Ankara Tüketici Mahkemesi, Mercedes aleyhinde açılan davada yetkisizlik kararı verdi. Tüketici Hakları Derneği, dava dilekçesinde, hatalı yapıldığını iddia ettiği 0 403 SHD otobüslerinin imalat ve satışının durdurulmasını istemişti.

Yargıç Turgut Kotan, sözkonusu otobüsler İstanbul'da üretildiği için yetkisizlik kararı verdiklerini ifade etti.




Anne Işıkgöz aniden fenalaştı

Şanlıurfa'da Kızılay kanından AIDS'e yakalanan Müzeyyen Işıkgöz, fenalaştı. Eşi Sedat Işıkgöz tarafından Devlet Hastanesi'ne getirilen Işıkgöz, burada yeşil kartı olmadığı gerekçesiyle bir süre bekletildi.

Eşinin yaralar içinde kaldığını söyleyen Sedat Işıkgöz, kazandıkları tazminatı aldığı zaman eşini Ankara'ya götüreceğini söyledi. Ahmet Altıntaş




Talim Terbiye’ye 'çete' suçlaması

Öğrencilere okutulan tüm ders kitaplarının incelendiği Talim ve Terbiye Kurulu, yeni iddialarla çalkalanıyor. Kurul, bu kez DGM'ye şikayet edildi.

Önceki yıllarda "usulsüz kitap tavsiyelerinin yapıldığı", "bazı üyelerinin yayınevlerinden para aldığı" yönündeki iddialarla gündeme gelen Talim ve Terbiye Kurulu, bu sefer de Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığı'na şikayet edildi. Talim ve Terbiye Kurulu Kitap İnceleme Komisyonu'nda görevli iken, 'çok kısa sürede burada yapılan iş ve işlemlerin bir çıkar ilişkisi içinde sürdürüldüğünü' ileri süren edebiyat öğretmeni Mührübe Akyol, Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne suç duyurusunda bulundu. Akyol, dilekçesinde Talim ve Terbiye Kurulu Yayın ve Kültür Dairesi Başkanı Osman Nuri Demirel hakkında "bu ilişkilerde pervasızca hareket ettiği, menfaat karşılığında yayınevleriyle ikili para ilişkisine girdiği, hatalarla dolu kitapları komisyonda görevli öğretmenlere baskı yaparak tavsiyeye uygun hale getirdiği, uymayanların ise kurul başkanının onayıyla tekrar istekleri dışında başka okullara verilerek mağdur edildiğini gördüğü" şeklinde iddialara yer verdi.

"Taciz" iddiası

DGM'ye verdiği şikayet dilekçesinde Talim ve Terbiye Kurulu'ndaki bazı yetkililer arasında "organize dayanışma" olduğunu ve bunların istedikleri kişileri çeşitli baskılarla çıkarlarına alet ettiğini öne süren Akyol, dilekçesinde "bu ilişkilerin konusu genellikle görevli öğretmenleri cinsel tacize zorlama ya da baskıya alet etme, ders kitaplarını veya yardımcı kitapları yayınevlerinin isteği doğrultusunda tavsiyeye uygun hale getirme karşılığı belli bir meblağı temin etme şeklinde" iddiasında bulundu.

Bakanlık soruşturma açtı

Şikayet dilekçesinde haksızlığa prim vermediğinin ve Atatürkçü bir öğretmen olduğunun altını çizen Akyol, 'Osman Nuri Demirel'in kitap, yayınevi ilişkilerini ve rantını sevk ve idare ettiğini, soruşturma sonrasında müfettişlerinin hakkında yöneticilik görevinin üzerinden alınmasını teklif ettiğini' kaydetti. DGM'nin konu ile ilgili soruşturma başlattığını ifade eden Akyol, Bakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı'na da ayrıca suç duyurusunda bulundu.

Bu arada konu ile ilgili görüşlerini almak istediğimiz Osman Nuri Demirel ile tüm çabalarımıza rağmen görüşmemiz mümkün olmadı. ANKARA (Zaman)




Türkiye'ye 110 Mavi Bayrak

Avrupa Çevre Eğitim Vakfı koordinasyonunda oluşturulan Avrupa Jürisi, 2001 yılı için Mavi Bayrak Ödülü'ne hak kazananları açıkladı. Bu yıl Türkiye'den, 99 plaj ve 11 marina "Mavi Bayrak"a layık görüldü.

Türkiye Çevre Eğitim Vakfı Genel Müdürü Erol Güngör, Mavi Bayrak Projesi'nin merkezi Kopenhag'da bulunan Avrupa Çevre Eğitim Vakfı koordinasyonunda 22 ülkede, Türkiye'de ise Türkiye Çevre Eğitim Vakfı tarafından yürütüldüğünü anlattı. Güngör, Avrupa Birliği Çevre Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, Birleşmiş Milletler Çevre Programı ile Avrupa Çevre Eğitim Vakfı'nın temsilcilerinden oluşan Avrupa Jürisi'nin bu yıl 2 bin 38 plaj ve 708 marina olmak üzere toplam 2 bin 746 Mavi Bayrak Ödülü verdiğini kaydetti. Avrupa Jürisi'nin bu yıl Türkiye'den 99 plaj ve 11 marinayı Mavi Bayrak Ödülü'ne layık gördüğünü bildiren Güngör, Akdeniz çanağının kuzeyinde Türkiye'nin de içinde yer aldığı 6 ülkede ise bin 404 plaj ve 240 marinanın Mavi Bayrak taşıyacağını kaydetti.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.