GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

11/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Ali ÜNAL

Bizim Kubbe

Bir hadis ve Türkiye'nin bağımsızlığı

Komünizm, hiçbir manevi değer ve gerçeği kabul etmeyen bir sistemdi; tabii ki, Âhiret inancı gibi bir inanca sahip olması hiç düşünülemezdi. İnsan bir makine idi; behimi arzuların, ekonomik dürtülerin çalıştırdığı bir makine. Buna rağmen, Âhiret inancı olmayan ve hayatı dünya hayatından ibaret gören insanların, böyle bir ideoloji uğruna nasıl ölüme gidebildiği, üzerinde durulması gereken bir konudur.

Bunun başka sebepleri dışında, kanaatimce en önemli bir sebebi, insan vicdanındaki adalet ve hakkaniyet duygusudur. Zulüm, yalan ve gerçeğe saygısızlık, insan vicdanını oldukça rahatsız eder. Son zamanlarda, vicdanımı en çok rahatsız eden hususlardan biri, 28 Şubat alkışçılarının, onu Türkiye'nin bir bağımsızlık ve sanki emperyalizmden yeni bir kurtuluş mücadelesi gibi takdim etmeleridir.

Bir ülkenin bağımsızlığı, kendisi için, onu her zaman ileriye dönük hale getirecek bir hedefin varlığına, iyi bir ekonomiye ve gerek devlet-millet, gerekse ferdler arasındaki münasebetlerde karşılıklı güvene ve dolayısıyla güçlü ahlâkî-manevî değer ve müeyyidelerin varlığına bağlıdır. Bir hadis-i şerif, bunu mucizevi bir tarzda ifade eder: "Aranızda îne alışverişine (yani spekülatif ticarî münasebetlere) daldığınız, ziraatla iktifa ettiğiniz ve cihadı bıraktığınız zaman Allah başınıza öyle musibetler verir ki, ancak dininize yeniden dönmekle bunlardan kurtulabilirsiniz."

Spekülatif ticari münasebet, ziraatla iktifa ve cihadı terk etmek, şüphesiz dinden çıkıp, imansız hale gelmek demek değildir. Fakat bu üç unsur, hem iyi mü'min ve Müslüman, hem de sağlam bir toplum olmanın ve bu şekilde devam edebilmenin gereği ve müeyyidesidir. Ticari hayatta veya ekonomide spekülasyon; karşılıklı münasebetlerde güvensizlik, aldatma, yolsuzluk, çalışmayıp kolaydan kazanç yolu arama ve böyle bir ekonomiye sahip olan toplum da, esasen içten çökmüş demektir. Ziraatla iktifa, içe kapanmayı, gayret ve hedef düşüklüğü demek olan mevcutla yetinmeyi, miskinleşmeyi ve tabii ki, ticaret ve sanayii başkalarına bırakmayı beraberinde getirir. Cihad ise, sürekli ileriye dönük uğraşma, içte bütünleşip, iç problemleri çözme, toplum ve devlet olarak büyük ve daima geleceğe ait hedefleri olma ve bu hedefler peşinde çalışıp didinme demektir. Bu, hem ferdi, hem toplumu, hem devleti sürekli ayakta ve uyanık tutar, devlet-millet bütünlüğünü sağlar; ferdleri, toplumu ve devleti basit ve bilhassa iç meselelerle meşgul olmaktan korur. Buna karşılık, cihadı terk etme, hedefsizlik demektir. Dışa dönük hedefi olmayan ferd de, toplum da, devlet de içten çürür; insanın fıtratında bulunan mücadelecilik içe döner ve iç fitnelerin, anarşinin, dahilî fesadın kaynağı haline gelir. Dolayısıyla, bu üç öldürücü illete maruz bir toplum, içten de dıştan da büyük felâketlere maruz kalmaktan kurtulamaz ve artık böyle bir toplumda din de, ya tamamen mistik duygulardan ibaret bir miskinlik kaynağı, ya da tamamen şekilden ibaret bir folklor, ruhtan yoksun bir ceset veya manâsız kurallar mecmuasına dönüşür. İçte bu durumdan kurtulmanın yolu yeniden dine dönmektir; yani dini bir defa daha keşfetmek ve şirke başkaldırma ve Tevhid temelli bir imanın dirilticiliğinde hayata bir bahar veya şafak tazeliğinde yeniden uyanmaktır.

Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihine baktığımızda, acaba bu üç önemli illetin yakamızı bırakmadığı bir dönemi görebiliyor muyuz? Ne zaman dışa dönük, bırakın dışa dönük olmayı, içte bile hangi tür bir geleceğe yönelik hedefimiz oldu? Ekonomimiz ne zaman spekülatif münasebetlerden, yolsuzluklardan, hile ve aldatmadan kurtuldu? İnsanımız ne zaman sanayie, üretime ve dünya çapında ve ciddi bir ticarete yönlendirildi; evet ne zaman? Bu üç noktada Cumhuriyet tarihinin en dehşetli çöküntüsünü yaşadığımız şu son 4 yıl mı bağımsızlık mücadelesi yılları oluyor? Evet belli; artık kararların doğrudan doğruya ABD'nin dikte etmesinden belli. Zaten son 90 küsur yıldır sürekli yalan söyleyip, gerçekleri ters yüz etmede üstümüze var mı?

Bir de, elde hiç delil yokken ve kimsenin inanmayacağı bir iddia olarak, Türkiye'nin önünde Fethullah Gülen'i CIA ajanlığıyla suçlayan devletin güvenliğinden sorumlu zatlar, acaba özelleştirme yasalarının bile ABD'den dikte edilmesi karşısında, buna sebep olanlar hakkında soruşturma açmayı düşünürler mi, doğrusu merak ediyorum!



Yazarımızın en son yazıları

09/ 03/ 2001... Aynı sistemin ağları veya örgü ipleri
16/ 03/ 2001... 28 Şubat, kurban, medya ve Kemal Derviş hadisesi
23/ 03/ 2001... Tina Jebahar
30/ 03/ 2001... İç krizin bir başka önemli boyutu
06/ 04/ 2001... Tarihin yorumu
12/ 04/ 2001... Hükümete istifa mı?
13/ 04/ 2001... Kader konuşuyor
20/ 04/ 2001... "İll'Allah"tan önce "La İlâhe"
27/ 04/ 2001... Bir büyük yanılma
04/ 05/ 2001... Cumhuriyet Türkiyesi'nin en önemli çıkmazı


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.