GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

11/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Hasan ÜNAL

Analiz

Ankara'nın Kıbrıs politikasının çıkmazları

Türkiye'nin Kıbrıs politikasında birbiriyle uyumlu olmayan pek çok unsur son zamanlarda bir araya geldi. Bu şekilde gidilmesi halinde iki temel tehlike ile karşılaşacağız demektir. Birinci tehlike Kıbrıs tezlerimize karşı gelenlerin yanlış yönde cesaretlendirilmesi, ikincisi de, bu tutarsızlıkların sonucunda maksadın hasıl edilmemesi.

Türkiye haklı olarak Kıbrıs meselesinin Ada'da yaşayan iki halkın arasındaki bir sorun olduğunu söylüyordu ve resmi ağızlardan yapılan açıklamalara bakılırsa, bu politikada bir değişiklik yok. Ancak, Kıbrıs meselesinin son zamanlarda AB ile Türkiye arasında bir sorun haline getirildiği de ortada. Bilhassa Helsinki zirvesi kararlarıyla bu yolda ciddi bir gidişat başladı. Katılım Ortaklığı Belgesi'yle Türkiye'nin Kıbrıs tezleri açısından hiç hoş olmayan unsurlar içeren Helsinki metninin de gerisine gidildi.

Türkiye, Helsinki belgesini Kıbrıs konusunu atlayarak kabul ettiğini açıklamıştı; ancak Katılım Ortaklığı Belgesi'ni aynen kabul etmek zorunda kaldı. Her ne kadar Türkiye, Katılım Ortaklığı Belgesi'ne binaen hazırladığı Ulusal Program'ında Kıbrıs meselesine AB'nin istediği tarzda yer vermediyse de, Kıbrıs konusunun Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde öncelikli bir kriter haline geldiğine artık hiç şüphe yok.

Yani biz istesek de istemesek de mevcut politikalarımız Kıbrıs konusunu Türkiye'nin AB ile ilişkilerinin ayrılmaz bir parçası haline getirdi. Bu durumda ne yapmamız gerektiğini bir manada AB ile ilişkilerimizin gidişatı belirleyecek. Ancak burada da ciddi bir kafa karışıklığı olduğu göze çarpıyor. Mesela, orta vadede AB'ye gireceğimizin garanti olduğunu düşünüyorsak o zaman şu anda Kıbrıs görüşmelerinden neden çekildiğimizi ve Kıbrıs konusunda neden ayak sürüyen taraf rolünü oynadığımızı izah edemeyiz.

Yok eğer, AB'ye orta ve hatta uzun vadede dahi giremeyeceğimizi düşünüyorsak - ki, bu daha gerçekçi bir analiz olur - o zaman Yunanistan'ın Kıbrıs politikalarının AB tarafından bize ve Kıbrıs Türklerine empoze edilmesine sebep olan mevcut politikada neden ısrar ediyoruz? Eğer bu analiz üzerine bir siyaset inşa edilmişse, AB ile ilişkilerimizde önümüzü görmeyi engelleyen ve Türkiye'nin sosyal barışı için giderek tehlikeli olmaya başlayan mevcut oyunu neden oynuyoruz? Daha açık bir ifadeyle olmayan ve olmayacak bir üyelik için neden Ulusal Program hazırlayıp, bu programı bir dünya tartışıyoruz ve tartışma aşamalarında toplumda gerginlik yaratan unsurları ön plana çıkarıyoruz?

Pek çok benzeri soru sormak mümkün. Ancak mesele gelip aynı noktada düğümleniyor. Türkiye, Kıbrıs siyasetini hangi AB analizi üzerine kuruyor? Eğer bizlerin bilmediği bazı gerekçelerle AB'ye 2005 veya 2006'da üye olabileceğini düşünüyorsa, o takdirde, Kıbrıs meselesinde daha yumuşak ve daha esnek olmak gerekir. Belki o zaman federasyon fikrine tekrar dönüp ve bu dönüşü de Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde yaşadığını iddia edeceğimiz ilerlemelere atfedip, federasyon tartışmalarında biraz gevşek olanını karşı tarafa kabul ettirmeye çalışmak daha gerçekçi bir taktik olabilir.

AB'ye üye olamayacağımız senaryosu üzerine bir siyaset belirlemişsek, o zaman da AB ile özel ilişki tarzında bir yapılanmaya gidip, AB'yi Türk-Yunan ilişkilerinin dışına çıkarmak gerekir. Bu sütunun okurları bu ikinci senaryonun daha gerçekçi ve Türkiye'nin çıkarlarına daha uygun olduğunu savunduğumuzu bileceklerdir. Böyle bir senaryoda da Kuzey Kıbrıs'a uygulanan ambargonun her manada etkisiz hale getirilmesi ve Kuzey Kıbrıs'ın kalkındırılması için çok daha aktif olmak zorundayız; çünkü KKTC Güney'e karşı mücadele verdiğimiz bir vitrin ve bu mücadelenin vitrin bölümünden Türkiye'deki krizi bahane ederek çekilmeye hakkımız yok.


h.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

19/ 04/ 2001... Kıbrıs
20/ 04/ 2001... Karadağ seçimleri ve muhtemel senaryolar
23/ 04/ 2001... Batı dünyası ve Balkanlar
26/ 04/ 2001... Karadağ'da orta yol olur mu?
27/ 04/ 2001... Yolsuzluk ekonomisi ve dış politika çıkarları
30/ 04/ 2001... Kemal Derviş ve Amerika
03/ 05/ 2001... Derviş ve Amerika: Muhtemel Senaryolar
04/ 05/ 2001... Gariplikler
07/ 05/ 2001... Makedonya'da tehlikeli gidişat
10/ 05/ 2001... Kıbrıs'ta zemin altımızdan kayıyor mu?


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.