GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

12/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Abdullah AYMAZ

Göze Takılanlar

Gerçekten elhamdülillah diyebilmek

Her türlü bilim ve sanatta eşsiz ilerlemeler kaydetmiş, pek büyük bir hükümrânın, makamını yükseltmek istediği kabiliyetli birisine, bakımını görümünü yapması, hem de daha sonra vereceği "gözlerin görmediği, kulakların işitmediği ve kalplere hayali bile düşmemiş büyük ve müthiş ikramlar" için onu sınamak üzere emaneten verdiği kendi tasarımı ve el sanatı olan muhteşem bir gemi düşünelim. Bu harika gemi okyanusları aşacak mükemmellikte. Dünyanın bütün limanlarına uğrayacak ve bütün büyük merkezlerle irtibata geçecek şekilde.

Bunun için de, haberleşme için gerekli her türlü cihaza sahip. Bütün televizyonlardan ve radyo istasyonlarından anında haberleri alabilecek en son donanımları üzerinde toplamış vaziyette. İçinde her türlü konfor mevcut. Rengarenk ışıklarla donatılmış olduğu için bilhassa geceleri, karanlık içinde bir nur deryası gibi ışıl ışıl parlayan süslü lambalarından dışarıya yansıyan aydınlık, onun pırıl pırıl ışıklarını hariçten seyredenler için doyumsuz bir zevk kaynağı teşkil ediyor. İşte cihandaki güzelliklerin numunesi gibi olan ve her yerle irtibatlı bulunan bu geminin eğer elektrik irtibatı kesilirse, bir anda karanlığa gömülebilir. Bakımı yapılmazsa o parlak cihazları paslanıp kullanılmaz hale gelebilir. Pencereleri, lambaları, kıymetli eşyalar silinip temizlenmezse yani günü gününe bakım ve görümden geçmezse çirkin birer suret alabilir. Hatta çöplerle dolu iğrenç bir mezbeleye dönebilir. Hele bakımsızlıktan alttan su almaya başlamışsa, zamanla batarak deniz diplerinde balıkların yuvası olabilir.

Böyle bir temsille yazıma başlamamın sebebi şu: Fâtiha'nın tefsirini, İşârât'ülİ'caz'dan takip ediyordum. "Elhamdülillah" kelimesine gelince dört nükte ile karşılaştım: Birincisi, Kur'an-ı Kerim'in sûreleri, ayetleri, cümleleri hatta kelimeleri arasında hatta inci gibi dizilişlerinde bile çok ince bir mantıkî münasebet mevcuttur ki, buna "mühefhef mantık" denilir. İşte burada da, "Elhamdü" kelimesini kendisinden önce geçen besmelenin, Rahman ve Rahim isimlerine bağlayan münasebet ciheti o iki ismin delalet ettikleri nimetlerin, hamd ve şükür ile karşılanması lüzumuna işarettir. İkincisi, Elhamdülillah cümlesi, Kur'an'ın dört sûresinde (En'am, Kehf, Sebe, Fâtır) tekrarlanmıştır. Bu durum esas nimetlerden dördüne işarettir: İlk yaratılış, bu yaratılışta bekâ, öldükten sonra ikinci yaratılış ve bunda bekâ... Üçüncüsü, eğer Elhamdülillah ifadesinin Kur'an-ı Hakim'in başlangıcı olan Fatiha suresine başlangıç yani Fatiha'nın Fatihası olması hikmeti üzerinde durulacak olursa, "Ben cinleri ve insanları ancak Bana ibadet etsinler diye yarattım." (Zâriyat/56) ayetine göre insanların yaratılmasından gaye Allah'a ibadettir. Hamd ise ibadetin icmali bir sureti ve küçük bir nüshasıdır. İşte Elhamdülillah'ın bu makamda zikri, yaratılışın gayesini düşünmeye işarettir. Dördüncüsü, hamdin en meşhur manası, kemal sıfatlari izhar etmektir. Şöyle ki: Cenab-ı Hak, insanı kainatı içine alacak bir nüsha ve onsekiz bin âlemi ihtiva eden şu büyük âlemin kitabına bir fihrist olarak yaratmıştır. Esma-i Hüsna'dan yani Cenab-ı Hakk'ın Güzel İsimlerinden her birisinin tecelli yeri olan her bir âlemden bir örnek, bir numune, insanın cevherinde emanet bırakmıştır. Eğer insan, maddi ve manevi her bir uzvunu Allah'ın emrettiği yere sarf etmekle, İslamiyet'in emrine uyarsa, insanın cevherinde emanet bırakılan o örneklerin herbirisi, kendi âlemine bir pencere olur. İnsan, o pencereden o âleme bakar. Ve, o âleme tecelli eden İlahi sıfat ile, o âlemden tezahür eden güzel isme bir ayna olur. O vakit insan, ruhuyla cismiyle, görünen (şehadet) âlemine ve görünmeyen (gayb) âlemine bir hülasa olur. Her iki âleme tecelli eden, ihsana da tecelli eder. İşte bu cihetle, insan Allah'ın kemal sıfatlarına hem mazhar olur, hem de onları kendisinde izhar eder. Yani gerçek hamdi yapan büyüklerde ve müşriklerde bu güzelliklerin ışıltı ve pırıltıları fark edilir. Zaten insan onların yanında, manyetik bir alana girmişçesine ruh ve vicdanlarının derinliklerinde pek çok fevkaladelikleri fark ederler.

Ama pas-çözen istiğfar ve tevbeden uzak yaşayanlar, ibadet ve zikirle o cihazları cilalamayanlar, onları oksitlenip paslanan çürük demir parçalarına çeviriverirler. Evet bu emanetin kıymetini bilmeyenler "Yapmaya alıştıkları kötü işler kalplerini paslandırdı." (Mutaffifin/14) ayetinin tokadını yemekten kendilerini kurtaramazlar. Bu durum ise, her iki cihan saadetini mahveder.


a.aymaz@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

08/ 04/ 2001... Dananın nüfus cüzdanı
14/ 04/ 2001... İnsanlığın üç meselesi
15/ 04/ 2001... İki çocuğu Müslüman olan Sir Richard Scott
21/ 04/ 2001... Gözler sürûru seherler
22/ 04/ 2001... Herkesin mazhar olduğu isim veya esma
28/ 04/ 2001... Baba! Ben beyaz gemide kaybolan çocuk!
29/ 04/ 2001... Perdeli ve nursuz ateşlerin elektrik kazanı
05/ 05/ 2001... Kur'an mucizeliğini zevk edenler
06/ 05/ 2001... Göz manen nasıl kör edilir?


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.