Programın sosyal sonucu
Eğer kamu harcamaları denetim altına alınabilirse, önceki yıllarda cirolarının yaklaşık yüzde 90'ını devlete borç vererek paralarına para katan bankalar ve banka sahibi olan belli sayıdaki büyük iş adamının büyük ölçüde önü kesilmiş olacak. Bu durumda iş adamlarının reel ekonomiye, yani üretime ve istihdama dönmesi beklenebilir. Derviş'in 'ekonomik programı'nda öngörülen ilk önemli yapısal tedbirlerden biri budur.
Tabii ki Bankalar Yasası'nın amacı sadece bu değildir. Yasa, ilk görünüşte özel bankaların devlet bütçesini hortumlamalarının önüne engel koyuyor. Kamu bankalarının da görev zararlarına son veriyor. Tabii gözden kaçmayan husus, dünyada kendine güvenli kazanç alanı arayan uluslararası sermayenin belli avantajlarla iç piyasaya girmesinin de bu yasa ile sağlanmış olmasıdır.
Bunun Türkiye'ye 'getirisi'nin ne olacağını şimdiden kestirmek güç. Ancak yaşanmış deneyler bize bir fikir verebilir. Mesela, Türkiye gibi krizden geçen Meksika ve Endonezya bu tür yasaları çıkardıktan sonra mali piyasalardaki denetimlerini büyük ölçüde kaybettiler. Meksika'da yabancı bankaların para piyasalarındaki payları yüzde 65'e, Endonezya'da krizden önce yüzde 10 iken yüzde 90'a çıktı. Bunun muhtemel sonuçlarından biri, bundan sonra eğer devlet borç arayacaksa iç piyasada ona para veren yabancı bankalara başvuracak; ikincisi reel ekonomiye dönmüş bulunan iş adamları da aynı kaynaklardan kredi almaya başlayacak demektir. Bunun başlı başına kamu bütçesini ve ekonomiyi bir tür mali denetim altına almak olduğunu söylemeye gerek yok. Şu anki vaziyet de bundan farklı değil. Ekonomi IMF ve Dünya Bankası'nın 'bir tür denetimi' altında sayılıyor. Ancak reel ekonomide bir iyileşme sağlanmaz, yani üretim olmazsa bu sefer fabrikalar yabancı bankaların eline geçecek demektir.
Yine ilk bakışta, bugüne kadar devletin kaynaklarından beslenerek zengin olmuş iş dünyasının üretime ve üretimle iç ve dış piyasaya yönelmesi tabii ki olumlu bir şeydir. Dışarıya sermaye ihraç edecek parası olmayan Türkiye gibi bir ülkenin tek kurtuluş yolu, harcamalarını kısması ve üretim yapıp ihracata yönelmesidir.
Ama 'serbest piyasa kuralları'nın artık her sektörde kendini hissettirdiği bir dünyada koruma ve ithal ikamesiyle neredeyse tek tabanca çalışmaya alışmış sanayiciler, dış rekabete karşı varlık gösterebilecekler mi? İş dünyasında Ayşe Buğra'nın deyimiyle 'babaları gibi düşünmeyen çocuklar' devletle bağlarını kesip reel ekonomide rekabete dayalı bir performans gösterebileceklerini düşünüyor, kendilerinde böyle bir cesareti bulabiliyor; ama gerçek şu ki, Türk sermaye sınıfının ana gövdesi devletin serasında yetişmiş turfanda burjuvadır. 1929'dan beri 'bebek sanayi konsepti'yle devletin desteğinden toplumun beşeri, tabii ve ekonomik kaynaklarıyla beslenen bu sınıf -Batılı anlamda sınıf değil tabii-, şimdi 70 yaşına girmiş ve artık yattığı yerden kalkamayacak hale gelmiş yaşlı ve hantal bir fil gibidir. Bu filin 70 yıllık ömrü boyunca tek öğrendiği, bildiği ve yapabildiği şey hortumunu hazineye uzatıp devleti ve toplumu hortumlamaktır. Küresel modernlik ve bunun Türkiye için öngördüğü yeni toplum mühendisliği, bu hortumlamaya kesin olarak son vermek istiyor.
Türk sermaye sınıfı, ördeklerle timsahların serbestçe yüzdüğü uluslararası sularda (liberal piyasa) kendi ayaklarıyla ayakta duramadığı takdirde, bunun ilk gözlenebilir sonucu istihdam alanının daralması olacağından bugünkü işsizler ordusuna yeni bölükler katılacak demektir. Bu, bize ekonomik programın ilk toplumsal sonucu hakkında karamsar bir resim çizmektedir.
Ancak resmin kareleri bundan ibaret de değildir. Tarım yasası ile şekerden hububata ve tütüne kadar birçok alanda sübvansiyonları kaldırmasıyla ortaya çıkacak diğer bir sonuç, köyünde işsiz kalan insanların büyük şehirlere taşınmaya başlamasıdır. Çalışan nüfusun yüzde 45'i tarımda ve bu nüfustan ne kadarının şehirlerin yolunu tutacağını şimdiden hesaplamak güç. Acaba Derviş'in projesinde bu kaçınılmaz gelişmeyle ilgili bölüm var mı?
a.bulac@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
21/
04/
2001...
Diaspora ve hicret
24/
04/
2001...
Küresel pozisyonlar
26/
04/
2001...
Kent ve köyün dönüşümü
28/
04/
2001...
Modernliğin merkezine göç
01/
05/
2001...
Ahlakî boşluk
03/
05/
2001...
Yüzleşmeden kaçınmak
05/
05/
2001...
Tabiatın nefret ettiği boşluk
08/
05/
2001...
Yeni toplum mühendisliği
10/
05/
2001...
Az demokrasi
|