'Haberler çok sakıncalı'
Başbakan Ecevit, hükümette yaşanan tartışmalarla ilgili haberleri sakıncalı buldu. Kritik bir dönemden geçildiğini hatırlatan Ecevit: Hükümet ne gitti, ne geldi. Yerinde duruyor.
Başbakan Bülent Ecevit, IMF'ye verilen iyi niyet mektubuyla ortaya çıkan Bahçeli– Derviş gerginliği konusunda yaşanan tartışmalara girmeyeceğini, bununla ilgili iddiaların ve haberlerin sakıncalı olduğunu söyledi.
Ecevit, kalıcı deprem konutlarının anahtar teslim törenine katılmak üzere, Sakarya'ya hareketinden önce gazetecilerin konuya ilişkin sorularını cevapladı. "Bu sıralarda hükümet ile ilgili tartışmalara girmeyi sakıncalı buluyorum." diyen Ecevit, Türkiye'nin kritik bir dönemden geçtiğinin altını çizdi. Ecevit, şöyle konuştu: "Hükümetle ilgili tartışmalar konusundaki iddialar ve haberler sakıncalı. Ekonomiyi düzeltmek için bir fırsat doğdu, bu fırsatı değerlendirmek için bu tartışmalara katkıda bulunmak istemiyorum.''
"Hükümette sorun yok"
Başbakan Ecevit, Sakarya Valiliği'nde aldığı brifingin ardından da gazetecilere açıklamalarda bulundu. Bir gazetecinin, ''Hükümet gitti geldi deniliyor, bu iddialar doğru mu?" sorusuna Ecevit, şu karşılığı verdi: "Hükümet ne gitti, ne geldi, olduğu yerde duruyor. Bir sorun yok. Tabii ki çok zor sorunlarla uğraşıyoruz. Böyle bir süreçte zaman zaman tartışmalar da olabilir. Tartışmalar demokrasinin bir gereğidir. Şu sıralarda hükümet içinde ciddi bir tartışma bile yoktur. Zaman zaman bazı konular gündeme geliyor, üzerinde görüşülüyor ve bir sonuca varılıyor."
'Hükümet içinde tam bir uyum var diyebilir miyiz?' şeklindeki bir soruyu ise, Ecevit, "Yeterince uyum var. Bu konu üzerinde fazla durmamak gerekir. Her gün hükümet bunalımı var mı, yok mu diye düşünülürse hiç gereksiz bir biçimde karamsarlık ortamı yaratılır. Hükümet görevinin başındadır." diye cevapladı. (Edip Ali Yavuz / ANKARA (Zaman))
MHP: Hükümet yerinde duruyor
Ulaştırma Bakanı Öksüz, "Hükümet yerinde duruyor nereye gitmiş?" derken, Grup Başkan Vekili Köse, 'MHP'nin Kemal Derviş ile hiçbir problemi bulunmadığını' söyledi.
Telekom'un özelleştirmesiyle ilgili tartışmalar sebebiyle 'hükümetten çekilmenin müzakere edildiği' haberlerine MHP karşı çıktı. Partisinin Kadın Kolları Başkanlığı tarafından düzenlenen, "Anneler Günü"ne katılan Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, bir gazetecinin, "Hükümet gitti mi, geldi mi?" şeklindeki sorusunu, "Hükümet yerinde duruyor, nereye gitmiş hükümet?" diye cevapladı.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Şevket Bülent Yahnici de, MHP'nin hükümette olduğunu ve partisinin tüm kadrolarıyla görevinin başında bulunduğunu kaydetti.
'Çekilmeyi tartışmadık'
MHP Grup Başkan Vekili İsmail Köse ise, TBMM Danışma Kurulu toplantısı öncesinde gazetecilerin soruları üzerine, partisinin Başkanlık Divanı'nda hükümetten çekilmenin tartışılmadığını bildirdi. "MHP'nin Sayın Kemal Derviş ile hiçbir problemi yoktur." diyen Köse, bir gazetecinin, 'Böyle bir sıkıntı yoksa, MHP, hükümetten çekilmeyi neden tartıştı?' sorusunu şöyle cevapladı: "MHP, hükümetten çekilmeyi tartışmadı. O da basına değişik şekilde intikal etti. Benim bildiğim kadarıyla Sayın Genel Başkan, Başkanlık Divanı'na son gelişmelerle ilgili bilgi vermiş, arkadaşlarımızın bilgilerini almıştır. Telekom'daki gelişmelerle ilgili bilgi alışverişinde bulunulmuştur. Yoksa hükümetten çekilme konusunda herhangi bir tartışma olduğunu zannetmiyorum."
Derviş, gece Meclis'te, gündüz teniste Ucu ucuna kazandı
Hükümetin özellikle MHP kanadıyla sıkıntılı günler geçiren Devlet Bakanı Kemal Derviş, hem Meclis'te hem de tenis kortunda ter attı.
Bankalar Yasası'nda değişiklik öngören kanun tasarısının, TBMM Genel Kurulu'ndaki görüşmeleri için önceki gece 24.00'e kadar Meclis'te çalışan Derviş, yasanın kabul edilmesinden sonra gazetecilerin sorusu üzerine, "Yorgunum, uzun ve yararlı bir çalışma oldu." dedi. Derviş, bu çalışmalar sırasında yaşadığı stresi dün tenis oynayarak attı. Dün, güne Ankara Tenis Kulübü'nde başlayan Derviş, yaklaşık iki saat tenis oynadı. Derviş, maç sonrası basın mensuplarına, "Maçı ucu ucuna aldık. Zor oldu; ama son dakikada... İnşaallah program da öyle olur." açıklamasında bulundu. ANKARA
MHP'li Bakan Öksüz, eleştirileri cevapladı: Cahiller içinde alimim
Telekom Tasarısı'na direndiği için hedef haline gelen Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz, eleştirilere özlü sözlerle karşılık verdi.
Öksüz, Zaman'a yaptığı açıklamada, haksız eleştirilere maruz kaldığını savundu. Öksüz, "Anlatıyorum; ama anlamak istemiyorlar. Bu durumda, Ahmet Yesevi'nin (Cahiller arasında kalan, alimlere acırım) sözünü hatırlıyorum. Ben alim yerine, biraz aklı erenleri kullanıyorum." dedi. Öksüz, istifasına ilişkin iddiaları da yalanlarken, şöyle bir benzetme yaptı: "Ayının biri, (Bu sene çok bal olacak) demiş. Bunu nereden bildiği sorulunca da (Canım öyle istiyor.) karşılığını vermiş. Demek ki, birileri öyle istiyor." Zekai Özçınar/ ANKARA (Zaman)
BBP, siyaset liginin Antep'i
Şampiyonluk peşinde
BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, partisinin, siyaset liginin 'Gaziantepspor'u olduğunu söyledi. Yazıcıoğlu, "Artık biraz da Anadolu takımları birinci lige çıkmalıdır. Artık bu değişecek ve BBP birinci lige yükselecek." dedi.
BBP lideri Yazıcıoğlu, önceki akşam gazetecilerle sohbet etti. Partisini, Türkiye 1. Futbol Ligi'nde Fenerbahçe ve Galatasaray'la şampiyonluk mücadelesi yapan Gaziantepspor'a benzeten Yazıcıoğlu, ülkeyi yönetmeye talip olduklarını kaydetti. Türkiye'nin içinde bulunduğu durum için karamsar olunmamasını isteyen Yazıcıoğlu, ülkede iyi yetişmiş, dünyayı tanıyan genç—dinamik bir kadro bulunduğunu vurguladı. Yazıcıoğlu, şöyle konuştu: "Yaşanan kötü tablodan bir çıkış yolu vardır. 'Yoktur.' dersek psikolojik harpte yenilmiş oluruz. O zaman da bize başka yaptırımlar uygulanır. Türkiye'nin kadro imkanı ve kaynakları vardır, bunları harekete geçirmek gerekir. Temel sorun güven bunalımıdır. Bu da ekonomik değil, siyasidir."
Emine Dolmacı / ANKARA (Zaman)
Jandarma çiftliğini aradı
Yurtdışında yakalanarak Türkiye'ye getirilen ve Aydın Cezaevi'nde yatan Haydar Mengi'nin ifadesi doğrultusunda, DYP lideri Tansu Çiller ve eşi Özer Uçuran Çiller'in Kuşadası'ndaki çiftliğinde, Kuşadası Marinası adına alınan jetski ve bazı malzemeler arandı.
Kuşadası'ndaki çiftliğe on kadar araçla yüzü aşkın jandarmanın gözetiminde getirilen Haydar Mengi, Aydın Cumhuriyet Başsavcısı'na yer gösterimi ve anlatımda bulundu. Çiftliğin bulunduğu yol ve çiftlik çevresinde geniş güvenlik önlemleri alan jandarma, kimsenin çiftliğe yaklaşmasına izin vermedi. Basın mensuplarına görüntü alma ve fotoğraf çekme izni de verilmedi. Haydar Mengi hakkında, Kuşadası Marina Müdürlüğü yaptığı dönemde Çiller ailesi adına alındığı iddia edilen jetski, faks ve çeşitli malzemenin parasının kuruma ödetildiği ve kurumun 84 bin 566 mark zarara uğratıldığı iddiasıyla dava açılmıştı. Aydın Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen bu davada Haydar Mengi için 15 yıl, Özer Uçuran Çiller için ise 12 yıl hapis cezası isteniyor. Yaklaşık iki saat süren yer gösterme ve bilgi verme işleminin ardından Mengi, yoğun güvenlik önlemleri arasında kaldığı Aydın Cezaevi'ne götürüldü. Jetski ve öteki malzemelerin çiftlikte bulunup bulunmadığı ile ilgili jandarma ve savcılık tarafından basına bir açıklama yapılmadı. KUŞADASI
MHP, vekile 'ti'yi Köşk'e taşıyacak
MHP Afyon milletvekilleri, Müjdat Kayayerli'yi 'ti'ye alan Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şan Özalp'i Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'e şikayet edecekler.
YÖK Başkanlığı'na yapılan başvurudan bir netice çıkmaması üzerine MHP'liler konuyu Köşk'e taşımaya karar verdiler. Rektörü kınadıklarını açıklayan MHP Afyon milletvekilleri Mehmet Telek, Abdülkadir Akcan ve Müjdat Kayayerli, konuyu Cumhurbaşkanı ve Meclis Başkanı'na götüreceklerini söylediler. Rektör tarafından 'ti'ye alınan Kayayerli şunları kaydetti: "Rektör bu özelliklerinden vazgeçmelidir. Her şeyden önce bilim adamı bilim adamlığını yapmalıdır. 'Üniversiteyi daha nasıl verimli hale getirebilirim?' diye çalışmalı, siyasetçiyle uğraşmamalıdır. Üniversiteye elimden gelen yardımı yapmaya devam edeceğim. Çünkü üniversite Afyonlularındır."
'Olay 'ti'ye alma olayıdır'
Konuyu YÖK Başkanı'na ilettiğini belirten Mehmet Telek ise ulusal basında çıkan haberlerle rektörün alaylı mektubunu Cumhurbaşkanı'na ileteceklerini vurguladı.
Olayın tamamen milletvekilini "ti"ye alma olayı olduğunu ifade eden Abdülkadir Akcan da, "Hiçbir milletvekiliyle hiç kimse dalga geçemez, saygısızlık edemez. Bunun bilim adamlığıyla bağdaşır bir tarafı yoktur. Meclis Başkanı'na ve Cumhurbaşkanı'na olayı ileteceğiz." dedi. (Mesut Mercan / AFYON (Zaman)
Nayır, nolamaz vekilim
Türk sinemasında en çok iki şeyden nefret etti. Biri açık saçık filmler, diğeri 'nayır, nolamaz'lı seslendirmeler. Bazen küçük çocukların 'nayır Ediz abi' demelerine çok üzülüyor. Yeşilçam'ın yakışıklı jönü, ANAP'ın çevreci vekili, Ediz Hun... Sanatın edebiyle yapılmasını isteyen Ediz Hun, açık saçık film dönemi başlayınca Türkiye'yi terk edip 6 yıl Norveç'te yaşamış.
Türk sinemasının temiz yüzlü aktörü olarak tanıdık onu. Başrol oynadığı 130 filmin hiçbirinde kötü adam olmadı. ANAP'ın çevreci milletvekili Ediz Hun, sinemada en çok 'nayır, nolamaz'dan çekti. Bu iki laf yüzünden sinemanın ciddiyetten uzaklaştırıldığını düşünen Ediz Hun, küçük çocukların, kendisini görünce kullandığı, 'nayır Ediz abi.' sözlerine de üzülüyor.
Ediz Hun, 70'li yıllarda Yeşilçam'ı saran 'açık saçık' film furyası başlayınca Norveç'e gitmiş. 6 yıl sonra bilim adamı olarak dönmüş. Yeşilçam'dan Meclis'e gelen Ediz Hun'un en çok duyduğu sözlerden biri ise, "Dün Tv'de filminizi izledik sayın milletvekilim." Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ı ziyaretinde de benzer bir olayla karşılaşmış: ''Bir gün odasına gittim. Beni, 'Ediz Bey, biraz önce sizin filminiz oynuyordu.' diye karşıladı.''
130 rolde iyi adam
Ediz Hun'un ilk filmi Türkan Şoray ve Hülya Koçyiğit'in ilk ve son kez birlikte oynadığı 'Genç Kızlar.' Bunu hiç beğenmemiş. Sinemaya devam etme isteği kırılmış. Arka arkaya gelen filmler çok beğenilince ve gittiği yerlerde halkın ilgisi, onu sinemaya bağlamış. En fazla filmi Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit ve Filiz Akın'la çevirmiş. Ediz Hun, 34 yaşına kadar 130 filmde başrol oynamış. Güleryüzlü, beyefendi, şehirli yüzüyle bir döneme damgasını vuran isimlerden Ediz Hun, hiç kötü adam rolünde oynamamış. Sebebini ise şöyle açıklıyor: "Halk sizi nasıl kabulleniyorsa o imajı değiştirmek zor. O kadar iyi rollerden sonra kötü adam olmam inandırıcı gelmezdi. Bazı rolleri kabullenemezsiniz; bir siluetiniz var. Benim filmlerimde rahatsızlık verici hiçbir konu yoktur.''
Norveç'e kaçış
Ediz Hun, 'açık saçık film furyası' başlayınca Yeşilçam'la vedalaşarak çizgisini korumuş. İki yaşındaki kızı Bengü ve eşiyle birlikte Norveç'e göç etmiş. "Tv yaygınlaşınca filmciler açıklık üzerinde durdular. Bu sahnelere tahammül edemezdim. Allah insanı yaratmış, sanat da o gelişmeyle ortaya çıkmıştır. Sanatı edebiyle yapmalı. Edebin dışına çıkınca sanat yozlaşır. 'Sanat sanat içindir.' ifadesine itibar etmem. İnsana hitap edecek sanat."
Ellerim kelepçeli
Türk sinemasının kısıtlı imkanları içerisinde dublör kullanmadan çalışan Ediz Hun'un, başından ilginç olaylar da geçmiş: ''Bir filmde, ellerim kelepçeli biçimde arabalı vapurdan Kartal—Yalova arasında denize atladım. Kayıkçılar tarafından kurtarıldım. Bir gün de, Ekrem Bora ve Filiz Akın'la Şile'deki kayalıklarda film çekiyoruz. Rejisör Filiz'in o dönemdeki eşi Türker İnanoğlu. Yumruk ata ata kayalıklardan aşağı iniyoruz. 'Şu sahne olmamış' denilince baştan alıyoruz. Ama, yüzümüz çizilmiş, üstümüz yırtılmış vaziyette. Elbiseler dikiliyor, tekrar kavga başlıyor."
'Hülya kollarımda'
Filmler sanatçının hayatını nasıl etkiliyor? Kendilerini rolle bütünleştirdikleri oluyor mu? "Çok dramatik filmler çektik. Hıçkırık filminde Hülya Koçyiğit veremden ölüyordu. Güneş batarken, kollarımda taşırken vefat ediyordu. Günlerce rolün etkisinde kalıp, kendime gelemedim. Tabii, 25 yaşında genç bir insan olarak bu sahnelerden etkileniyorsunuz."
'Nayır filmi vurdu'
Ediz Hun, bir dönemle simgeleşen "nayır, nolamaz" seslendirmelerine çok kızıyor: "Bunların bizimle ilgisi yok. En büyük hatamız dublajı kendimizin yapmaması oldu. Abdurrahman Palay ve Hayri Esen vardı. 'Nayır ve nolamaz'ları söyleyen onlardı. Sadece Sadri Alışık kendisini konuşurdu. Bizler seslendirmeye girmezdik. Bir filmden, diğerine geçerdik. 'Nayır, nolamaz'la iş ciddiyetten uzaklaştırıldı. Ben de esef duydum. Bunu yapanlar Türk sinemasına kötülük etmişlerdir. Hiçbir zaman söylemedim. Bir iki filmimde geçiyor."
Boşa atılan yumruk
Ediz Hun, "beyefendi"liğini setlerde de göstererek kimseye gerçek yumruk atmamış. Yumruğunu boşa sallamanın faturasını ise ağır ödemiş: "Yumruğu boşa attığımız zaman vücutta, omurgada bazı aksaklıklar oluyor. Hepimizde vardır bu arıza. Cüneyt Arkın'da daha fazladır." (Ömer Şahin / ANKARA)
Doğarken ölüyordu
Ediz Hun, mühendis bir baba ve felsefeci bir annenin tek çocuğu olarak 1940'ta dünyaya geldi. Çok zor geçen doğum sonrası gözlerini dünyaya açtığında oksijensiz kaldığı için mosmordu.
Avusturya Lisesi'ni bitiren Ediz Hun, diş hekimliği eğitimi için gittiği Almanya'dan, rahatsızlanan babasının, "Artık gel oğlum." çağrılarına kulak vererek Türkiye'ye döndü.
Askerlik için gittiği Ağrı'da edindiği bir arkadaşının sinemacı olması, ona Yeşilçam'ın yolunu açacaktı. Ses Dergisi'nin açtığı yarışmaya katıldı. Finalde Ajda Pekkan, Hülya Koçyiğit ve Süleyman Turan'la yarışacaktı. Yarışı erkeklerden kendisi, kızlardan ise Ajda Pekkan kazanmıştı. Film teklifleri böylece başladı. Ediz Hun, Almanca, İngilizce, Norveççe bilen, Yeşilçam'dan Parlamento'ya gelen ilk isim. TBMM Çevre Komisyonu başkanı...
Bar-pavyon bilmem
Ediz Hun, Televolelik yaşam tarzını hiçbir zaman benimsememiş. Genç bir yıldızken bile mütevazı yaşayıp, skandallara bulaşmamış.
Arkadaş toplantısında tanıştığı eşi ile 28 yıllık mutlu bir evliliği var. Ev hanımı eşi ve iki çocuğuyla sade bir hayat süren Hun, babasının yaptırdığı Büyükada'daki evini çok seviyor: "Mütevazı hayat yaşarım. Barın pavyonun yerini bilmem. Bu hep böyleydi. Bekarlığımda bile mazbut yaşadım. Çekimler olacağı zaman 21.30'da yatardım. Uyumasam bile yatakta dönerdim. Dedikodulara girmem. Hiçbir zaman da hayatımda lüksüm olmadı; yüzme havuzlu ev, Mercedes düşüncelerine kapılmadım."
Sinemaya dönebilirim
Ediz Hun, Hollywood'a gitmeyi istedi mi? Bu soruya, "Teklif almadım. Teklif almak için de orada yaşamak gerekiyor. Ayhan Işık ve Muzaffer Tema gittiler." cevabını veren Ediz Hun'un yurtdışı tecrübeleri olmuş.
Yunanistan ve İtalya'da filmler çekmiş. 1985 yılında çevirdiği "Acımak" dizisi Rusya ve Avustralya'da gösterilmiş. Hun, sinemaya tekrar dönebileceğini söyleyerek hayranlarına müjde veriyor: "Sanatta emeklilik olmaz. Picasso, Mimar Sinan en güzel eserlerini son dönemlerinde verdiler. Bundan sonra da çalışacaksam yine, ancak başrol kabul ederim. Bu başrol mutlaka halkın beğenisini kazanacak rol olmalı."
Oğul; sabret, sev, affet
Ediz Hun, babasını 1984'te, annesini ise 1990'da kaybetti. "Onları kaybedince kolum kanadım kırıldı." diyen Hun, annesinin ölümünden önce büyük acılar yaşadığını şöyle anlatıyor:
"Annem kahvaltı yaptıktan sonra düşerek kalça kemiğini kırmıştı. Haberi alınca koşup gittim. Hastaneye götürdüm. Dalgınlıktan Ada'daki evimde baktığım kedileri içerde unutmuşum. O sırada, 'matbaa yanıyor' haberi geldi. Hem Ada'ya, hem matbaaya hem anneme koşuyorum. Allah kimseye vermesin. İnsanın cebinde parası olduğu zaman bile aciz olabiliyor. Yaradan'ın çizdiği kadere müdahale edilemeyeceğini anlıyor insan."
Ediz Hun, hayat felsefesini, 'Oğlum sabret, sev ve affet.' sözleriyle annesinden miras aldığını söylerken, bunu hayatının tılsımı olarak görüyor: "Hayatın bir mesajı, her insanın bir görevi olduğuna inanıyorum. Allah hiçbir zaman bana sefahat, aşırı eğlence vermesin. Sefahat dejenere eder, yozlaştırır. Çekilen acılar ise olgunlaştırır. Annem bana hayatın belli amaçlar uğruna kullanılması gerektiğini, bunun da sevgi, saygı, hoşgörü olduğunu öğretti. 'Sabır, soğukkanlılık, sükunet.' En büyük tılsım budur.''
|