GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

13/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Abdullah AYMAZ

Göze Takılanlar

İslamiyet söndürülemez; o yenilmez bir güce sahiptir

Bediüzzaman Hazretleri 1900’ün başında şarktaki aşiretler içinde dolaşıp onları, içtimaî mevzular dahil birçok meselede irşad etmek için gayret göstermiştir.

Karmaşık içtimaî ve siyasi meselelerden bunalan insanlar, netice itibariyle esas istek ve arzularını şöyle dile getirmişlerdir: “Dine zarar olmasın, ne olursa olsun!”

Bilhassa onların ve herkesin anlayacağı bir şekilde en başta hiç kimsenin, İslamiyet’e tehlike arz edecek bir zarar veremeyeceğini şöyle ifade etmiştir: “İslamiyet güneş gibidir, üflemekle sönmez. Gündüz gibidir; göz yummakla gece olmaz. Gözünü kapayan yalnız kendine gece yapar.” Çünkü bu hususta kesin olarak “İslam, vahiy ve fıtrat gibi iki metin esasa hem istinad etmiştir, hem bu kadar asırlarda nâfizane hükümrân. Köklü esasları ile, bâhir eserleriyle kürenin yarasıyla iltiham peyda etmiş, fıtrî bir ruh olmuş.(...) Kur’an, kendi kendini himaye edip hakimiyetini devam ettirir.” (Lemaat) şeklinde isabetli kanaata sahip olduğu için şunları ileri sürdü:

“Evet, evet... Sivrisinek tantanasını kesse, bal arısı demdemesini bozsa, sizin şevkiniz hiç bozulmasın, hiç teessüf etmeyiniz. Zira kainatı nağmeleriyle raksa getiren hakikatların sırlarını ihtizaza verip titreştiren İlahi musîka hiç durmuyor; mütemadiyen güm güm eder. Padişahların padişahı olan Sultan–i Ezelî, Kur’an denilen musîka–i İlahiyesi ile umum âlemi doldurarak gök kubbede şiddetli ses getirmekle, sedeften bir mağaraya benzeyen ulemanın beyinlerine, mürşid ve şeyhlerin kalblerine, hatiplerin de ağızlarına vurarak aksi sedası onların dillerinden çıkıp seyir ve seyelan ederek, çeşit çeşit sedalarla dünyayı güm güm ile ihtizaza getirmektedirler. Yankılanan o sedanın intibaı ile, bütün İslami kitapları bir tanbur ve kanunun bir teli ve bir şeridi hükmüne getirmiş, her bir tel de, bir nevi ile onu ilan ederek semavi ve ruhani bir sada olmuştur.”

Bediüzzaman Hazretleri, dinin bilhassa İslamiyet’in yenilmez gücüne de şöyle işaret etmektedir: “Fenn–i hikmetle takarrur etmiştir ki; din hissi, bilhassa fıtri, hak dinin (olan İslamiyet’in) verdiği his daha nâfiz (geçerli), hükmü daha âlî, tesiri daha şedittir.”

Bu hususta, işi hükümete ve memurlara bırakmanın yanlış olduğunu, herkesin kendisinin İslamiyet’e sahip çıkması gerektiğini misalleriyle anlatır. Neticede de çeşitli yerlerde dine sahip çıkanların öbek öbek parıltılar halinden daha sonra nurani bir sütun halinde birleşeceklerini açıkça ifade etmektedir:

“Yağmurun damlaları, nurun parıltıları dağınık ve yayılmış kaldıkça çabuk kurur, çabuk söner. Fakat sönmemek ve mahvolmamak için, Cenab–ı Feyyaz–ı Mutlak bize ‘Ayrılığa düşmeyin.’ (Şurâ/13) ve ‘Ümidinizi kesmeyin.’ (Zümer/53) ikazı ile ezel tarafından nidâ ediyor. Evet, altı cihetten ‘Ümitsizliğe düşmeyiniz!’ nağmesi, hurûş eyler...”

“Evet zaruret, incizab, temayül, tecrübeler, davetlere karşılıklı kulak verip sorulara karşılıklı cevap vermeler ve tevatür, o damlaları ve parıltıları musafaha ettirerek, ortalarındaki mesafeyi atlatıp bir ab–ı hayat havuzunu ve dünyayı ışıklandıracak nur saçan bir elektriği oluşturacaktır. Zira kemâlin cemâli dindir. Hem din saadetin ziyası, hissin ulviyeti, vicdanın selametidir.”

Bediüzzaman Hazretleri bu gerçekleri 1911’de Münazarat isimli eserinde yazdığı gibi 1920’de yazdığı Lemaat’ın başında bir imza gibi şunları yazmıştır:

“Yakînim var ki, istikbal semâvâtı, zemin–i Asya Bâhem olur teslim yed–i beyzâ–i İslama.

Zira yemîn–i yûmn–i îmandır,

Verir emn ü emân ile enâma...”

Merhum Ahmet Feyzi Kul, ehl–i tahkik ve müdakkik bir insandı. Birinci ve ikinci mısranın şöyle olması gerektiğini söylerdi: “Yâkînin var ki, istikbal, semâvat ü zemini âsîyâbâ / Hem olur teslim yed–i beyza–i İslâm’a” Yani sadece Asya değil; gelecekte yer ve gök İslamiyet’in yed–i beyzasına teslim olacak, İslamiyet nuruyla nurlanacak.


a.aymaz@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

08/ 04/ 2001... Dananın nüfus cüzdanı
14/ 04/ 2001... İnsanlığın üç meselesi
15/ 04/ 2001... İki çocuğu Müslüman olan Sir Richard Scott
21/ 04/ 2001... Gözler sürûru seherler
22/ 04/ 2001... Herkesin mazhar olduğu isim veya esma
28/ 04/ 2001... Baba! Ben beyaz gemide kaybolan çocuk!
29/ 04/ 2001... Perdeli ve nursuz ateşlerin elektrik kazanı
05/ 05/ 2001... Kur'an mucizeliğini zevk edenler
06/ 05/ 2001... Göz manen nasıl kör edilir?
12/ 05/ 2001... Gerçekten elhamdülillah diyebilmek


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.