"Yöresel" müzikler
Yöresel müzik deyince genellikle belli bir yörede üretilip kalmış, o yörenin kültür evrenine hapsolmuş, o kültüre yabancı olanların pek muhatap olmadıkları, olsalar bile anlamayacakları, sevmeyecekleri müzikler kastediliyor.
Elhak, doğru bir tanım. Ama bir o kadar da anlamsız bir tanım. Çünkü yöreselliğin kıstası sadece yayılma olanağı bulamamış olmak ise, o zaman tüm yöresel ve yerel müzikler bir gün o konumlarından çıkabilirler. Yani her yöresel müziğin "yöreselliği" aslında pamuk ipliğine bağlıdır. Salt yöresellikten çıkıp yayılması ve başka müziklerden etkilenip onları etkilemesi an meselesi. Bu duruma örnekler çok. Başlangıçta ABD'nin güneyindeki zenci topluluklarının yerel müziği olan cazın kaderini hatırlayalım. Bir yüzyıl kadar önce Arjantin'de Buenos Aires'in aşağı mahallelerindeki batakhanelerin müziği olan tango da "yöresellikten" çıkışa iyi bir örnek. Başka örnekler mi? Flamenko, rai, salsa gibi "yerel" müzikler de var ibret–i âlem için.
Yok, yöresellik kavramına sadece coğrafi değil estetik bir değer de yüklenecekse, o zaman çelişkilerle karşı karşıya kalınır. Bu görüşe göre yöresel müzikler kendi "içsel" nitelikleri dolayısıyla yöresel kalır, yayılamazlar. O zaman şu soru sorulur: Yöresel müzik "iyi" ve "güzel" midir? Değilse niçin? Bu estetik değerlendirme çerçevesinde bizde nedense yöresellik hep evrensellik ile karşılaştırılmış, Batı kaynaklı müziğe de kompleksli bir yaklaşımla hep evrensel müzik yaftası yapıştırılıvermiş. Yani Türkiye'deki yerellik ve yöreselliklere her zaman olumsuz değer yargıları yüklenmiş. "Bunların evrensel olmaları için daha kırk fırın ekmek yemeleri gerek" denmiş. Açıkça denmese bile öyle düşünülmüş. Yerel müzikler Türkiye'de hep ihmal edilmiş. Yöresel renkler, Anadolu'daki çeşitli etnik, sosyal ve kültürel konumları ifade eden müzikler devlet desteklerinden mahrum kalmış, kendi haline bırakılmış.
Resmî kurumlarca ülkemizin çeşitli yörelerinden türkü derlemeleri yapıldığı zaman bile bunlara makbul sanılan sahte bir "evrensellik" verilerek çalınmış. Devletin radyo ve televizyonlarında yerel ağız ve icra özellikleri ortadan kaldırılarak çalınmış. Her türküye, bozlağa, zeybek havasına ya da horona yurt çapında geçerli olduğu sanılan sahte bir evrensellik, yani ulusallık yüklenerek icra edilmiş. Farklılıklar budanmış, törpülenmiş, bazen de neredeyse yok sayılmış.
Oysa, besbelli, tanımı gereği, doğası gereği mutlaka evrensel olması gereken müzik yok. Bütün müzikler şu ya da bu ölçüde yöreseldir aslında. Bu yöresel özellik de kendi içinde inkâr edilemez estetik değerler taşır. İçinde bulunduğumuz bu küreselleşme çağında ise müzikte bu yerellik kavramı apayrı bir önem taşımaya başlıyor. İkili bir süreç var burada. Bir yandan küresel düzeyde kültürel etkileşim süreçleri hızlanıyor. Dünya çapında kültürel alışverişler son on beş yılda inanılmaz bir hızda arttı. Herkes dünyanın her müziğini dinleyebilir hale geldiği için her müzik ister istemez bir diğerinden etkileniyor. Yani içine kapanık yöresel müzikler azalıp yok olma yolunu tutuyor, yöresel saflık tedricen ortadan kalkıyor. Saf ve öz yöresel müzikleri bulmak giderek daha zorlaşıyor, zorlaşacak. Diğer yandan ise iletişim hızlanıyor ve her yöresel, dolayısıyla dinleyici de icracısı da kısıtlı olan müzik türünü yaymak ve yaygınlaştırmak, dinleyici sayısını artırmak çok kolaylaşıyor. Bu sadece basit bir teknik sorun.
Bu ikili eğilimden yararlanıp ülkemizin müzikal çeşitliliğini gözler önüne sermek gerek. Bir ülke için "mozaik" olmak zayıflık değil zenginliktir, bunu artık anlamak ve özümsemek gerek. Türkiye'nin içerdiği zengin yöresel, yerel, etnik müzik hazinelerini toplamak ve yaymayı da devlet değil, aslında bu alanda devletin işlevlerini bazı özel kuruluşlar ve ticari prodüktörler üstlenmişler son yıllarda. Bunlardan ilk akla geleni Hasan Saltık ve Kalan Müzik. Türkiye'nin hem doğusundan, hem batısından, Karadeniz'den (ama etnik olarak Laz olan yöre ve kültürlerden) çok sayıda yöresel müziği derleyip albüm olarak yayınlamış ve bunlar çok sayıda dinleyiciye ulaşmış. Bunu "hizmet" olarak değil genel bir "kültür tanıklığı" olarak değerlendirmek gerek.
c.behar@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
02/
03/
2001...
Hâfız ve hâfıza
09/
03/
2001...
Merak ve seyahat
18/
03/
2001...
Ismarlama müzik
25/
03/
2001...
İmparatorluk müziği
01/
04/
2001...
Yabancı gözüyle
08/
04/
2001...
Geleneğin başlangıcı
15/
04/
2001...
Üslûplar da kaybolur
22/
04/
2001...
Sabit fikir: Sentez
29/
04/
2001...
Müzik ve Romanlar
06/
05/
2001...
Müziğimizde kadınlar
|