GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

13/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Melih ARAT

Hem annem hem insan

Sevgili anne, Bu dünyaya geleli epey uzun bir zaman oldu; öyle ki, senin varlığına uzunca bir süre önce alıştım. Bunu olumlu bir şey olduğu için söylemiyorum.

Sen hayatımda hep olduğun için artık senin farkına varmaz oldum. Şimdi çevremdeki bebeklere bakıyorum da, bebekler annelerinin kıymetini büyüklerden daha çok biliyorlar; ana kucağının güven duygusu, anne sütüyle karnının doyacağını bilmek. Çevremdeki çocuklara ve annelere bakıyorum, anneler çocukları için kendilerini perişan ediyorlar. Çocukların yemeleri, içmeleri, giyinmeleri ve onları türlü türlü tehlikelerden koruma çabaları... Çocuksa, tabii hepsi farklı farklı, annelerini sevseler de kendi dünyalarını yaşıyorlar; Paul Coelho’nun deyimiyle çocuklar nedensiz yere mutlu olabiliyorlar, her zaman meşgul olacak bir şey bulabiliyorlar ve elde etmek istedikleri bir şey için var güçleriyle çalışıyorlar. Bu arada annelerini de ıskalıyorlar. Şimdi anlıyorum ki, çocukken ben de seni çok ıskalamışım. Şimdi, ıskalamıyor muyum?

Geçenlerde bir yakınım bebeğine yemek yediriyordu. Bir de ben deneyeyim, dedim, nasıl oluyormuş diye. Ne zor işmiş, anne? Bebek yemiyor, huysuzluk ediyor, kafasını oynatıyor, kaşığı isabet ettiremiyorsun. Neyse, bebeğin burnu mama dolu kaşığa girince annesi biraz kızgın, biraz da eğlenerek bebeğini benden aldı. Kaç yıl boyunca günde üç öğün nasıl besledin beni öyle?

Çocukken bana gösterdiğin özeni, büyüdükten epey sonra başka annelerin çocuklarına gösterdiği yaklaşımlara bakınca anladım. Biz işletme yönetiminde müşteri odaklılık diye bir kavram kullanırız. Müşterilerimizin isteklerine odaklanmak ve o istekleri karşılamak kritiktir diye. Lider şirketler, müşterilerin sadece isteklerine değil, ihtiyaçlarına odaklanır. Örneğin, radyo olan devirde, müşteri sadece daha küçük ve daha iyi ses veren radyo ister. Müşterinin ihtiyacına odaklı lider şirketlerse, müşteri radyo istiyor; ama ihtiyaç duyduğu aslında televizyon der ve televizyon yapar. Anneler de, tıpkı böyle. Çocuk sadece oyun, oyuncak ve sevdiği yiyecekleri ister, elbette başka şeyler de ister. Ama çocuğun ihtiyacı, o istemese de korunma ve öğrenmedir aynı zamanda. Sadece anne değil, elbette, anne ve baba çocuğun isteklerinden öte, çocuğun söylemediği ihtiyaçlarına da odaklıdır. Peki, çocuk ne yapar bunun karşılığında... Radyo isteyen müşteri, televizyon icat edilip piyasaya sunulduğunda alır ve bir tomar da para öder. Peki, bir çocuk isteklerinden öte, ihtiyaçlarının karşılanması için kendini borçlu hisseder mi anne babasına? Üstelik anne babası, işletme—yönetim filan da okumadan müşteri odaklı davranır. Ben dahil, birçok insan, anne babasına olan borcunun farkında değil. Dereyi geçtikten sonra unutuyor insan her şeyi. İlahi adalet. Hepsi değil; ama birçoğu anne baba olup sonra masanın öte tarafına geçiyor.

Sevgili anne,

Sanırım ihtiyaç duyduğumuz şey, senin değerini kendimiz anne baba olmadan anlamak ve seninle ilgilenmek. Sanırım, bize göre yaşlandığın bugünlerde senin hem ihtiyacın hem de isteğin bu yönde. Şu sıralar bir yetişkin gibi hissediyorum kendimi. Yaptıklarımı sadece gelenekten ötürü değil, nedenini anlayarak yapmak istiyorum. Anneler Günü ya da Babalar Günü sanırım önemli değil. Hatta bir insanın anne ya da baba olup olmaması da önemli değil. Çünkü herkesin sonradan çocuğu da olmayabiliyor ya da anne babası çok önce kaybedilmiş olabiliyor. Yaşı, şimdi çocuğu bir yetişkin olmuş olabilecek her insanla ilgilenmek gerekli. Hele bir de yalnızlığı, hastalıkları başlamışsa.

Anneciğim, sen annem olmasaydın bile seni severdim. Seni sadece annem olarak değil, bir insan olarak seviyorum ve sana karşı tartışmasız bir sorumluluk duyuyorum, tıpkı ben küçükken senin bana duyduğun gibi...

Not: Tatvan Anadolu Lisesi ikinci sınıf öğrencisi Ünal Ekinci, okullarındaki kütüphanenin yetersizliğini bildirmiş. Evdeki okumadığınız kitapları göndermeye ne dersiniz?

Adres: Tatvan Anadolu Lisesi / Tatvan


m.arat@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

25/ 02/ 2001... Kuralları seven ve onlardan nefret eden adam
04/ 03/ 2001... Kaç günümüz kaldı geriye?
11/ 03/ 2001... Emre'ye yardım edebilmek
18/ 03/ 2001... Bu çocukta potansiyel var mı?
25/ 03/ 2001... Mono-manyaklar
01/ 04/ 2001... Öğrenmek mi boşverin ya...
08/ 04/ 2001... Dünyayı değiştiren kitaplar
22/ 04/ 2001... Çok kitap okumanın sırrı
29/ 04/ 2001... Kitap Önerileri
06/ 05/ 2001... Derinliklerin ve sığ suların insanları


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.