Süt anne ve biberon
İki hafta önce 'Din elden gidiyor mu?' başlıklı yazımda, İslam'da kadın hakları, günümüzdeki uygulamalar ve kadının sosyal hayata daha aktif katılımının gerekliliğini yazmıştım. Bir hafta sonra Kanal 7'de aynı konu tartışılınca gündem oluştu.
Anneler Günü öncesine denk gelen tartışmaların belki de en hassas bölümünü 'süt' polemiği oluşturuyor. 'Kadın çocuğa süt vermek zorunda bile değil. Erkeği süt anne tutmaya mecbur edebilir.' deniliyor.
Bu cümleyi ilahiyat ve sosyoloji açısından ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor. Dini bilimler açısından da olayın iki boyutu var. Bir; çocuğunu emzirmek bir hak olarak anneye sunulmuş. Hakkı ifade ederken, zorunluluk içerikli ifadelerin kullanılmamış olması doğaldır.(Bakınız Bakara 233) İki; çocuğun emzirilmesi vicdani bir sorumluluk/zorunluluk olarak anneye havale edilmiş. Bebeğin hayatı tehlikeye düşmedikten sonra, anneye hukuki bir yaptırım uygulanıp, emzirmeye zorlanamaz. Annenin hakkının gözetilip, savunmasız bebeğin ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi düşünülemez. Onun için yaptırım yok; ancak teşvik ve hatta psikolojik baskı var.
Anne baba olmak bir tercihtir. Çocuğu yaptıktan sonra 'Saldım çayıra, Mevlam kayıra' diyemezsiniz. Ebeveyn olarak, çocuğun bedensel, ruhsal ve zihinsel gelişimini sağlamakla yükümlüsünüz.
Bu tartışmalarda tarafların en önemli çelişkisi, sosyolojik gerçekleri ya görmezden gelmeleri; ya da istedikleri gibi değiştirebileceklerini zannetmeleri. Süt annelik, yüz yıllar öncesinde tarihe karışmış bir toplumsal kurum. Şehirli zengin aileler, havası temiz, suyu bol kırsal bölgelerdeki ailelerin yanına gönderdikleri çocukların bedensel gelişimlerinin yanında, dil eğitimini de amaçlamaktaydılar. Zira dil, kırsal kesimlerde aslına daha uygun konuşuluyordu.
Artık böyle bir uygulamada, bu yönde kurumsallaşmış bir yapı da yok. Bütün sosyolojik ve psikolojik faktörleri ıskalayarak plastik biberonla ortaya çıkacaklara verilecek cevabımız ise olamaz.
Kadının tek işlevinin çocuk doğurmak ve büyütmek olduğu düşüncesine karşı geliştirilen söylem, insan doğasına ve toplum örgüsüne uygun olmalı.
Eşitlik tartışması da bu çerçevede ele alınabilir. Kadınla erkek dini yükümlülükler bakımından, hak ve hürriyetler açısından eşittir. Fark, aile ve topluma karşı görev ve sorumluluklarındadır. Bu da bir denge ve denklik içerir. Evleneceklerin, eğitim, mali durum ve hatta beden güzelliği itibarıyla denk olması istenir. Taraflardan birinin göreceli üstünlüğünün bile aile hayatına olumsuz etki yapacağı düşünülür. Evin ihtiyaçları, riskler ve işler paylaşılır. Bu paylaşım, bugünün örfüne, yani toplumsal algılama biçimine göre yapılır.
Aslında bütün mesele, millet olarak 'toplum mühendisi' olmaya özenmemiz. Hayatın bizi götürdüğü yere gitmeyi beklemeden, doğal süreçleri takip etmeden her şeyi halletmek istiyoruz. Her şeyin içinde, bütün tanımları sıfırdan yapmak ve ilişkileri yeniden dizayn etmek var. Eşitlik kavgası veren kadınların toplumsal misyonunu tamamlayarak tarihe karışmış kurumları diriltme çabaları, bunun küçük; ama önemli bir örneği.
Toplumu emir komuta zinciri içinde dönüştürmeye çalışanlar ya da kadını bugün geldiği noktadan geri çevirmeyi düşünen erkekler de aynı kefede...
İslam'da, esaslara aykırı olmayan, temel hak ve ödevleri zedelemeyen örf, kanundur. Evrensel ve zaman üstü bir din olmasının sırrı da buradadır. Eskimo ile Kızılderili'yi aynı kalıba sokmaya çalışmaz. 'Halin değişmesiyle hüküm de değişir' kuralı ile özetlenen içtihad, sosyolojik hatta jeolojik farklara göre dini hükümler verir.
Mesela şehirlerde yaşayan, kadınla erkeğin daha çok bir arada bulunduğu Hanefilerde kadına dokununca abdest bozulmaz. Veya kırsal ve dağlık kesimlerde yaşayan Şafiilerde, vücuttan kan akması abdesti kaçırmaz.
Kısacası İslam, yaşanan çağa ve topluma cevap verecek dinamiklere sahip. Müslümanlar, sağırlar diyaloğunu terk etsinler yeter.
b.korucu@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
01/
01/
2001...
İnsan peygambere özlem
15/
01/
2001...
Demokrasi düğmesine kim basacak?
22/
01/
2001...
Sirk aynası gibi medya
24/
01/
2001...
Anayasa kapışmasında kim haksız?
19/
03/
2001...
Erzurum yeniden nasıl kurtulur?
02/
04/
2001...
Koltuk sevdası
09/
04/
2001...
Siyasal kriz senaryoları
23/
04/
2001...
Gündeme kısa değinmeler
30/
04/
2001...
Din elden gidiyor mu?
07/
05/
2001...
Denetleyemeyen parlamento
|