GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

14/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Hasan ÜNAL

Analiz

Telekom'u da alırlar, Kıbrıs'ı da...

Türkiye dünyadaki örnekleri arasında en 'mükemmeller' arasında yer aldığına şüphe olmayan bir yolsuzluk ekonomisi ve kötü yönetimi oluşturduğundan beri kriz üstüne kriz yaşıyor.

Bu defa yaşadığımız ekonomik kriz ve problemler daha öncekilerle mukayese edilmeyecek boyutlarda ve böyle giderse Türkiye 'değişim ve küreselleşme' adına bir daha içinden çıkması çok zor bir cendereye hapsedilmiş olacak.

Basına yansıyan son Telekom tartışmaları bir gerçeği ortaya çıkardı: İflas etmiş Türkiye'nin aslında kıymetli nesi varsa 'özelleştirme' adı altında elinden alınacak. Nasıl ki, işlerini iyi yönetmeyip, hovardalık sonucu batan tüccarın malları on misli ucuza başkaları tarafından kapatılırsa, bizde de aynısı oluyor. Bunu garip görmemiz aslında garipliğin ta kendisi. Türkiye'ye on milyar dolar borç veren güçler hem verdikleri parayı faiziyle geri alacak hem de bu arada sadece Telekom üzerinden on milyar dolardan fazla kâr edecekler.

Nasıl mı ? Basit... Telekom'un para etmediğini söyleyerek. Piyasası olmadığını söyleyerek. Sonra da piyasası olmayan dev bir Telekom'u satmaya zorlayarak. Sonra da o dev kuruluşu kendi şirketlerine ortalama on misli ucuza aldırtarak. Bu kadar basit. Uluslararası ilişkilerde hak-hukuk olmayacağına göre buna şaşırmamak lazım. Mesele bu haksızlıktan yakınmak yerine, bu tür haksızlıkları başkalarına yapabilecek konuma gelmeye çalışmaktır. Uluslararası ilişkilerde çifte standarta maruz kalmaktan yakınmak yerine, çifte standart uygulayabilecek bir konuma gelmek marifettir.

Türkiye 1950'den bu yana sadece üç dönem doğru dürüst yönetildi. 1950'den 1957'ye kadar olan dönem bunlardan biriydi. 1965-1969 arasında yüzde yedilik ortalama kalkınma hızını yüzde beş enflasyonla yapabildi. 1983-1987 arasında kabuk değiştirdi. Yani toplam elli bir yıllık demokratik rejim yönetiminde sadece on beş yıllık iyi denilebilecek bir yönetim dönemi var. Geriye kalan otuz altı yıl kelimenin tam anlamıyla kötü yönetim ve kötü yönetimin ayrılmaz parçası olan yolsuzluk ekonomisi.

Biz böyle yapınca ABD, Türkiye'ye vereceği on milyar dolara karşı elimizden üç kuruş karşılığında Telekom'u Derviş vasıtasıyla tabii ki almak isteyecektir. Yunanistan gibi basit bir ülkenin telekom şirketi (OTE) bile bu yağmalamadan acaba birkaç kemik parçası bana da düşer mi diye kafa yoracaktır ve yoruyor. Ülke içindeki gayri milli güçler de bu projeleri gayet normalmiş gibi pazarlıyor. Eğer Türkiye son elli yılının büyükçe bir bölümünde anlamsız ideolojik tartışmalar ve çeteleşme üzerine kafa yormak yerine sadece kalkınma ve para kazanma üzerinde bir toplumsal mutabakat yapmış ve uygulamış olsaydı, şu anda kişi başına milli geliri yirmi ila yirmi beş bin dolarlar civarında bir ülke olurduk. Ve şimdi biz başkalarının telekomlarını en ucuza kapatmanın yollarını arardık.

Bütün bu durumdan şikayet etmek yerine, artık küreselleşme olgusundan en fazla nasıl faydalanabileceğimiz üzerine milli nitelikli programlar yapmalıyız. Küreselleşmeye karşı çıkmak sadece boş laftır. Devlete hem sahip çıkmak hem de aynı devleti yeniden yapılandırmak zorundayız. Bu nüansları öğrenmeye mecburuz. IMF'ye, ABD'ye ve onun Türkiye'deki uzantısı gibi faaliyet gösteren Derviş'e kızıp küreselleşme aleyhtarı olmak bir fayda getirmez.

Küreselleşmeyi olgu olarak kabul edip, bundan en fazla nasıl fayda temin edebileceğimize dair milli programlar üretebilmemiz için ise devleti yeniden yapılandırmak zorundayız. Bunu yapmadığımız zaman önümüze konulan gayri milli nitelikli değişim programlarına mecburuz. Şu anda bize dikte edilen de budur. Böyle giderse sadece Telekom değil dış politikayı da kaybederiz. Kıbrıs gidişatı böyle bir tehlikeyi haber veriyor. Bu hengamede Allah sonumuzu hayır getirsin demekten başka çare yok gibi. Kıbrıs'taki tehlikeyi bir sonraki yazıda ele almak üzere...


h.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

20/ 04/ 2001... Karadağ seçimleri ve muhtemel senaryolar
23/ 04/ 2001... Batı dünyası ve Balkanlar
26/ 04/ 2001... Karadağ'da orta yol olur mu?
27/ 04/ 2001... Yolsuzluk ekonomisi ve dış politika çıkarları
30/ 04/ 2001... Kemal Derviş ve Amerika
03/ 05/ 2001... Derviş ve Amerika: Muhtemel Senaryolar
04/ 05/ 2001... Gariplikler
07/ 05/ 2001... Makedonya'da tehlikeli gidişat
10/ 05/ 2001... Kıbrıs'ta zemin altımızdan kayıyor mu?
11/ 05/ 2001... Ankara'nın Kıbrıs politikasının çıkmazları


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.