GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

20/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



POLİTİKA 


'Ülkeyi 5 yılda değiştiririz'

60 kişilik bir arkadaş grubuyla Abant'ta bir araya gelen Tayyip Erdoğan, iddialı konuştu. Türkiye'nin mevcut liderlerle bir yere varamayacağını belirten Erdoğan, "Türkiye'yi 5 yıl içinde değiştirir, 10 yıl içinde de bunun neticesini alırız. Kalbimizi, gönlümüzü bu yola koymalıyız. Şu anki siyasetçiler ben merkezcidir. Artık bu devir kapanmalıdır." dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi eski Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir grup arkadaşıyla önceki akşam Abant'ta yaptığı toplantıda ileriye dönük mesajlar verdi. Erdoğan'ın, "Türkiye'nin önünü açmak için yeni bir vizyon gerekiyor.

Bu vizyon Türkiye'yi 5 yıl içinde değiştirir, 10 yıl içinde de bunun neticesini alırız." dediği öğrenildi.

Alınan bilgiye göre, 60 kişilik bir arkadaş grubuyla Abant'ta bir araya gelen Erdoğan, Türkiye'nin mevcut liderlerle bir yere varamayacağını söyledi. Halktaki, siyasilere yönelik güvensizliğe atıf yapan Erdoğan, şöyle konuştu: "Bugünkü siyasette söz var, yerine getirmek yok. Artık mübalağa sanatını geride bırakacağız. Millet, verilen sözlerin yerine getirilmesini istiyor. Kalbimizi, gönlümüzü bu yola koymalıyız. Ortak düşüncenin tespit edildiği bir lider anlayışı olmalıdır. Şu anki siyasetçiler ben merkezcidir. Artık ben merkezcilik devri kapanmalıdır."

'Erdoğan lider olabilir'

Erdoğan'ın partinin kuruluş tarihi konusunda ise, haziran ayını doğrulayarak, "Ancak FP'nin kapatma davasına göre de hareket etmeliyiz." dediği belirtildi. FP Kayseri Milletvekili Abdullah Gül'ün ise, "Yeni bir oluşum kaçınılmaz olmuştur. Bunun gerçekleştirilmesi gerekir." değerlendirmesinde bulunduğu öğrenildi.

Erdoğan, toplantının ardından gazetecilerin siyaset yasağı konusundaki sorularını avukatı Hayati Yazıcı'ya yöneltti. Tayyip Erdoğan'ın genel başkan olmasında veya bir siyasi hareket içerisinde yer almasında hiçbir sakınca bulunmadığını anlatan Yazıcı, "İster genel başkan olur, ister parti kurucusu olur, buna bir engel yok. Kendisi ne isterse onu yapar." dedi. (Emine Dolmacı)




ANAYASA değişecek; ama...

Anayasa'da yapılacak değişikliklerle ilgili olarak Partilerarası Uzlaşma Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyon, Anayasa'nın 51 maddesinde değişiklik yapılması önerisinde bulundu.

Alt komisyon, değişmesini istediği; ancak içeriğinde mutabakat sağlanamayan çok sayıda maddede son sözü Uzlaşma Komisyonu'na bıraktı. Partiler, Anayasa'nın başlangıç bölümü, cumhurbaşkanının görev süresi, idam ve dokunulmazlık gibi konularda görüş ayrılığına düştüler.

Belirlenen maddelerde partilerin anlaşması durumunda 1982 Anayasası'nda, 6. kez değişikliğe gidilecek. Önümüzdeki günlerde, başkanlığını TBMM Başkan Vekili Nejat Arseven'in yaptığı Partilerarası Uzlaşma Komisyonu'nda ele alınacak olan değişiklik paketinde, Cumhurbaşkanı'nın yetkilerinin sınırlandırılması, görev süresinin 5 yıla indirilerek, 2 dönem seçilmesine imkan tanınıyor. Milletvekili dokunulmazlığını düzenleyen 83. madde de, anayasa değişikliği paketine girdi. Yapılan değişikliklerle sınırlamalar daraltılarak, hak ve özgürlüklerin alanının genişletilmesi üzerinde anlaşmaya varıldı. (Zekai Özçınar / ANKARA (Zaman))




Amerikalı taksiciler bizi konuşuyor

DYP lideri Tansu Çiller, yaklaşık 15 gündür bulunduğu ABD'den Türkiye'ye döndü. Dün, parti genel merkezinde Türkiye Genç İşadamları Derneği temsilcileri ile görüşen Çiller, Türkiye'nin yurtdışındaki resminin kendilerini üzdüğünü anlattı.

Çiller şöyle konuştu: ''Yurtdışındaki taksi şoförleri dahi, 'Biz vergimizi veriyoruz. Sizin gibi ülkeler alıyor. Nereye gidiyor?' diye soruyorlar. Ülkeyi yönetenler diyet ödemeli.'' Ahmet Bıyık / ANKARA (Zaman)




Kantocu tartışması sürüyor

Turizm Bakanı Erkan Mumcu'nun milliyetçilikten 'sıra hastalığı' şeklinde bahsetmesine bir tepki de MHP Isparta Milletvekili Mustafa Zorlu'dan geldi.

Isparta'da yerel bir gazeteye verdiği demeçte, Türk milletini sevmenin milliyetçiliğin özü olduğunu belirten Zorlu, Bakan Mumcu'ya şu göndermelerde bulundu: "Hem Türk milletini seviyorum diyeceksin, hem de milliyetçilikten bir hastalık olarak söz edeceksin. Demek ki hastalık milliyetçilikte değil, bunları söyleyen beyinlerde." Mumcu'nun, "Milliyetçilik her toplumun geçirdiği bir sıra hastalığıdır." şeklindeki sözlerine, MHP Isparta Milletvekili Osman Gazi Aksoy, ''Görev aldığın kumpanyada, varyeteye devam et, kantocu güzeli.'' diye cevap vermişti. (Uğur Sığındık / ISPARTA (Zaman))




Hükümet ömür uzatıyor

BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, hükümetin, dışarıdan gelen her türlü dayatma ve baskılara boyun eğerek ömrünü uzatmaya çalıştığını savundu.

Yazıcıoğlu, Samsun'da, partisinin Genel Yönetim Kurulu (GYK) toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, hükümetin halkın güvenini kaybettiğini söyledi. İktidara, 'Damat Ferit Paşa Hükümeti' benzetmesi yapan Yazıcıoğlu, şöyle konuştu: "Dışarıdan dayatılmış olan her türlü iktisadi ve siyasi oldubittiye boyun eğen bir hükümetle karşı karşıyayız. Türkiye, tam bir duvara dayanma noktasına getirilmiştir. Hükümet, dışarıdan gelen her türlü dayatma ve baskılara boyun eğerek ömrünü uzatmaya çalışıyor. Kurtuluşu, milletin var olan sağduyusunda ve iç dinamiklerinde görmek yerine, dışarıdan empoze edilen çözümlerde arıyor. Bugünkü çıkmaz, milletin kaderi değildir. Türkiye'de çıkış yolunu bulacak kadrolar vardır. Bunu gerçekleştirecek olan siyasi irade, BBP'dir. Ülkenin yeni bir milli mücadele ruhuna ihtiyacı vardır." SAMSUN

 


Ya elektrik çarparsa

Devlet Bakanı Mirzaoğlu, öğretmen okulunda ampulün altından yıllarca neden geçmediğini, 'İnsanlara garip gelebilir ama biz köy çocuğuyuz.' diyerek özetliyor ve ekliyor: "Aman ha... Sakın yaklaşmayın yoksa çarpar, dediler. Biz de inandık... Bırak yaklaşmayı elimizi sürmeyi, altından bile geçmedik."

MHP'li Devlet Bakanı Ramazan Mirzaoğlu, 'hayatım film' olurdu diyenlere taş çıkartacak yıllar geçirmiş. Yokluktan, 'soğuk kuyu lastik' ayakkabılardan, bakanlık koltuğuna kadar yükselişini anlatırken, başından geçen nice ilginçlikleri şimdi gülümseyerek aktarıyor. Bir tanesi var ki, o da bunu okuyanların çok garipseyeceğini biliyor:

''Ben elektriği ilk defa öğretmen okulunda gördüm. Okulun yatakhanesinde ışık var, bildiğiniz ampul. Bize öyle anlattılar ki; 'aman ha, sakın yaklaşmayın çarpar.' Biz de bir türlü ampule yaklaşmaz, elimizi bile uzatmazdık. Bırak elimizi uzatmayı altından bile geçmezdik. Ödümüz kopardı. Bu anlattıklarım insanlara ilginç gelebilir; ancak biz köy çocuğuyuz."

Işıklar sönecek...

Sinemaya da ilk defa o yıllarda giden Mirzaoğlu'nun ilk izlediği film; "Ham meyvayı kopardılar dalından." Tabii buna izlemek denirse...

Mirzaoğlu'nun sinemaya gitmek istemesi, film seyretmek için değil, kendisine daha önce anlatılan, 'ışıklar sönüyor, artisleri görüyorsun' uydurmasından dolayı. Mirzaoğlu, "Işık sönünce, o karanlıkta artisleri nasıl göreceğiz?" merakıyla sinemanın yolunu tutuyor. Ama umduğunu bulamıyor.

Eşi hapisten kurtardı

Mirzaoğlu'nun hayatını 3 önemli olay şekillendirmiş. Birincisi babasının yatılı okul sınavını kazanması için yazdırdığı hazırlık kursu. İkincisi 12 Mart 1971 muhtırası. Mirzaoğlu, o günü, "Eğer muhtıra olmasaydı kesinlikle okuluma devam edemeyecektim. Belki de bu günleri göremeyecektim." diye yorumluyor. Üçüncü ise, 11 Eylül 1980... "O gün yurt dışına çıktım. Allah'ın takdiri işte. Finlandiya'dan burs kazanmıştım. Ancak o sıralar gitmeyi düşünmüyordum. Çünkü biri üç yaşında biri daha üç aylık 2 kızım vardı. O nedenle günleri uzatıyordum. Eşim ısrar edince biletimi aldım ve 11 Eylül 1980 günü Almanya aktarmalı Helsinki'ye uçtum. Ertesi gün öğrendim ki Türkiye'de ihtilal olmuş. 11 Eylül, bu bakımdan benim hayatımın dönüm noktalarından biridir. Eğer bir gün daha kalmış olsaydım, büyük ihtimal ülkü ocakları kurucusu ve Gençlik Kolları Genel Başkanlığı yaptığım için tutuklanacaktım."

Kurt puslu havayı sever

Üniversiteyi bitirince, mezuniyet defterine sol görüşlü öğrenciler tarafından Mirzaoğlu için düşülen not da çok ilginç: "Derslere arada sırada gelir. Bilir kişi üyesi olarak derslere katılır. Profesörün hatasını düzeltir. Arada sırada geldiği zamanlarda havalar hep dumanlı olur. Çünkü kendisi bir kurttur. Kurt da dumanlı havayı sever!"




Attan düştüm, Meclis'e...

Ramazan Mirzaoğlu, milletvekili olacağını seçimlerden 5 ay önce attan düşünce anlamış:

"1998'in Kasım ayında, seçimlere 5 ay var. Konya Selcuk Üniversitesi'nde ata biniyordum. Bütün engelleri atladık. Daha büyük bir engele gelince, 4 nala giden at aniden durdu. At engeli atlamadı; ama beni engelin üzerinden 5 metre ileriye fırlatmayı başardı. Bunu arkadaşlarımızla yorumladık. 'Bu sefer at engele takılacak, kast edilen (DYP), MHP ise engelleri bu sefer aşacak' şeklinde yorumlar yapıldı. 19 Nisan günü başımdan geçen bu ilginç olayı hatırladıkça attan düştüğüme şükrettim."




Doğum gününü bilmeyen bakan

1945 yılında Kırşehir'in Hacımirza köyünde doğan Ramazan Mirzaoğlu, evli ve üç çocuk babası.

Eşi Lütfiye, en büyük kızı Umay Mariye (23) evli, oğlu İlteriş (20), küçük kızı Gülbike (8). Mirzaoğlu, çok iyi bir yüzücü. Boş vakitlerinde ata binmenin yanında bol bol yüzüyor ve fırsat buldukça kayak sporu ile ilgileniyor. Askerliğini İskenderun'da deniz subayı olarak yapmış. Kendi ifadesiyle, 'Denizcilikten sorumlu bakan olacağı o yıllarda belliymiş.'

Kırşehir'in bir dağ köyü olan Hacımirza'da, annesinin tabiri ile, 'sıcakların ortalığı kavurduğu, hasadın bitmesine bir hafta kala, doktorsuz ebesiz, Gülizar kadının elinde' 1945 yılında doğmuş. Doğum gününü, 'Temmuzun son haftası veya ağustosun ilk haftası' olarak tahmin eden Ramazan Mirzaoğlu, 'aslan burcu' olduğuna kanaat getiriyor. 'Bu yüzden hiç doğum günü kutlamadım; ancak unutamadığım bir doğum günü hatıram var.' diyerek söze başlayan Mirzaoğlu, doktora için gittiği Finlandiya yıllarını hatırlıyor:

''1980'de gittim. Bir yıl Finlandiya'da kaldım. Benim çalışma grubumdaki arkadaşlar günü geldiğinde doğum günlerini kutluyorlardı. Bir türlü bana sıra gelmiyordu. Bunu fark eden Finli mesai arkadaşlarım, 'Sen ne zaman doğdun?' diye sordular. Ben de annemin bana yaptığı tarifi yaptım. Ortalık kahkahadan yıkıldı, şaka yaptığımı zannettiler. Israrla olayın doğru olduğunu anlattım. Günlerce espri konusu oldu."

9 yaşında İlkokul

Mirzaoğlu, ilkokula 9 yaşında kaydolabilmiş. Köylerinde ilkokul olmadığı için, 3. sınıfa kadar eğitmen tarafından tek derslikli bir okulda okumuş. O zamanlar eğitmenler tarafından 3. sınıfa gelen bir kişi; ancak ilkokula kayıt yaptırabiliyormuş. Mirzaoğlu da 3. sınıfa gelince, komşu köydeki Akpınar İlkokulu'na yazılmış. Ancak okul, evlerine 3 km uzaklıktaymış. Kış aylarında okula gitmek onun için tam bir işkence olmuş.

Mirzaoğlu o yılları hatırladığında önce bir iç çekiyor, sonra anlatmaya başlıyor: "O zamanlar kar çok yağardı. Ayaklarımda soğuk kuyu lastik. Bunlar, o kadar soğuk tutardı ki ayakları... Karlara gömüle gömüle okula giderdik. Bazen babam beni atla götürür ve geri getirirdi. O gün benim bayramım olurdu. O günleri düşününce içim bir başka oluyor. Çok farklı bir duygu. Yaşamayan anlayamaz."

Toplama bilmiyordu

Yatılı öğretmen okulunu kazanması için, babasının kendisini Köşker kasabasındaki hazırlık kursuna kaydettirmesini, hayatının ilk dönüm noktası olarak görüyor Mirzaoğlu... Kursa ilk geldiği gün, 'En iyisi benim.' diye düşünüyor. Ama gerçekler sonradan karşısına çıkıyor. Mirzaoğlu, bayağı kesirin toplama ve çıkarmasını bilmiyor. Dilbilgisinden de zayıf. Bu duruma çok içerleyen Mirzaoğlu, sıkı bir çalışmayla 20 gün sonra sınıfın en iyileri arasında yer alamayı başarıyor. Öğrenme hırsı Mirzaoğlu'nu her geçen gün kamçılar. Hocasını sorularıyla bunaltır. Problemler üzerinde hocasıyla tartışmaya girer. Öğretmeni, Mirzaoğlu'nun bu çıkışlarını, Türk siyasetinde doğru bildiğini her yerde söylemesi ile ün yapan Osman Bölükbaşı'na benzetir, "Sen bu sınıfın Bölükbaşı'sısın." dermiş.

Mirzaoğlu hocasının kendisine neden 'Bölükbaşı' dediğini o zamanlar anlayamazmış. 'Herhalde iyi bir şey' diye düşünürmüş. Ta ki; Ankara Samanpazarı'nda Osman Bölükbaşı'nın mitingini dinleyene kadar...

"İyi ki devlet var"

"Allah devlete zeval vermesin." diyen Mirzaoğlu, yatılı okulun kendisi için çok önemli bir yere sahip olduğunun altını çiziyor: "Eğer yatılı öğretmen okulu olmasaydı, hayatımın seyri başka olacaktı. Ortaokulu okumak istiyordum; ama ortaokul şehirde olduğu için ve şehirde evimiz olmadığı için belki düzgün okuyamayacaktım. Yatılı devlet okulu, bu sorunların hepsini çözdü.''




Emret Başbuğ'um...

Ramazan Mirzaoğlu, 1965 yılında Ankara Fen Fakültesi'ne başladığı sırada Türkeş adını sık sık duymaya başlar.

1969'da Adana'da yapılan ve Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi'nden (CKMP) MHP'ye geçiş kongresinde de salondaki yerini alır. Dev–Sol'a karşı Ankara Ülkü Ocakları'nı kurarlar. Mirzaoğlu 2. başkan olarak görev yapar. Daha sonra Türkiye Ülkü Ocakları'nın kurucuları arasında yer alır. Öğrenci olaylarının şiddetlenmesinin ardından 12 Mart muhtırası ile birlikte bütün dernekler kapatılır. Alparslan Türkeş'in talimatıyla Ramazan Mirzaoğlu, Gençlik Kolları Genel Başkanlığı'na getirilir. Mirzaoğlu o günleri şöyle anlatıyor:

"Bu fiilen Ülkü Ocakları genel başkanı olmam demekti. Bu, benim için çok büyük bir payeydi. Türk dünyasının lideri, beni gençlik kolları başkanlığına getirmişti. O anki duygularımı anlatamam. O zaman şunu hissederdik; Ülkü Ocakları olmasa, Türk milliyetçileri olmasa, ülke çökecekti. Milliyetçi gençlik Türkiye'yi ayakta tutuyordu. 1972'de Maden Tetkik Arama'da göreve başladığım için gençlik kollarını bırakmak zorunda kaldım."

İnönü ile Sunay'ı karşı karşıya getirdi

Mirzaoğlu, 1969'da öğrenciyken 5 arkadaşı ile birlikte devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ı ziyaret ederek, fakültelerin ve öğrenci yurtlarının Dev—Sol'un elinde olduğunu iletir:

"Bizim bu girişimimiz üzerine, Cumhurbaşkanı Sunay, parti liderlerini toplayarak, okul ve öğrenci yurtlarının işgal altında olduğunu, bunun bir an önce düzeltilmesini istedi. Dönemin CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'nün, 'Solcular var; ama ülkücüler de var. Onlar da işgalci.' demesi üzerine, Sunay tarihi bir çıkış yaparak, 'Ülkücüler vatansever, milliyetçi gençlerdir. Terörist değildir.' sözünü söyledi. Unutamam."

Konya Selçuk Üniversitesi'nde Fen Edebiyat Fakültesi dekanlığı yaptığı 1991 yılında, Mirzaoğlu'na hiç beklemediği bir telefon gelir. Kendisini arayan kişi, MHP lideri Alparslan Türkeş'tir. Türkeş hal hatır sorduktan sonra, kendisinin Kırşehir adayları olduğunu bildirir. Hiç beklemediği bir teklifle karşılaşan Mirzaoğlu, bir an şaşırır ve kısık bir sesle, "Efendim, hizmetime üniversitede devam etmek isterdim." der. Bu cevaba çok sinirlenen Türkeş, birden hiddetlenir ve sert bir ses tonuyla, "Mirza oğlum aday olmanı istedik!" der. Bunun üzerine Mirzaoğlu 'Başüstüne' der ve telefonu kapatır. Üniversitedeki görevini bırakıp, 1991 seçimlerinde aday olur. O seçimlerde MHP'nin tek profesör adayı olan Mirzaoğlu, yüzde 25 olan il barajını yarım puanlık bir farkla kaçırır. 1995'te tekrar aday olur. Bu sefer de parti Türkiye barajına takılır. 1999 yılında 3. defa seçimlere katılan Mirzaoğlu, bu kez partisiyle birlikte barajı aşıp devlet bakanlığı koltuğuna oturur.




'Yusuf Miroğlu akrabamdır'

Ramazan Mirzaoğlu'nun, biri üvey olmak üzere, 3'ü erkek, 3'ü kız toplam 6 kardeşi var.

Bunlar arasında sadece kendisinin soyadı Mirzaoğlu... Kardeşleri ise 'Ceylan' soyadını taşıyor. Bu farkı sormadan edemiyoruz.

Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki nüfus memurları, sülale isimlerini soyadı olarak vermek istemezlermiş. Hacımirza köyüne gelen nüfus memuru da, kimisine 'kuş', kimisine 'kartal', kimisine de 'ceylan' soyadını takmış. Mirzaoğulları'na da 'ceylan' demiş. Ramazan Mirzaoğlu, 1983 yılında mahkemeye başvurarak, sülale ismi olan 'Mirzaoğlu' soyadını yeniden almış. Bunun üzerine diğer kardeşleri de aynı yolu denemişler; ama muvaffak olamamışlar. Bu sebeple Ramazan Mirzaoğlu'nun dışında diğer kardeşlerinin soyadı 'ceylan' olarak kalmış.

"Deli Yürek dizisinin yakışıklı aktörü Yusuf Miroğlu... Pardon, Kenan İmirzalıoğlu da bizim koldandır." diyen Bakan Mirzaoğlu, akrabalık öyküsünü şöyle açıklıyor: "Kenan Bey benimle akraba olduğunu bile bilmez. Biz, Uzunyayla'dan Kırşehir tarafına gelirken bir kol Bala tarafına gitmiş, dedelerimiz onlarla akraba olduğumuzu söylerler. Türkiye'nin değişik yerlerinde Mirzaoğlu köyü var. Erzincan'da, Adana Ceyhan'da, Hatay'da; hatta Van ve Ağrı tarafında da var. Sülalemiz dağılmış durumda."




Dans etmeyi bilmez; ama folklorda iyi...

Mirzaoğlu, bugüne kadar hiç dans etmemiş, kendi düğünü dahil çocuklarının düğününde bile dans etmeyi denememiş.

Eğlence yönündeki tercihini halk oyunlarından yana kullanmış. (Selim Kuvel ) ()



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.