Yılanla tedavi
Yılanla tedavi yaptığını söyleyenler var. Televizyonlar önce bu tür haberleri yapıyor, arkasından da ahkam kesiyorlar. Kessinler hiç önemli değil. Nasıl olsa ahkam kesmenin fiziki bir maliyeti yok.
Vatandaş açlıktan kıvranıyor. Bu televizyoncular da 'ekmek bulamıyorsanız pasta yiyin!' der gibi, 'doktorlar varken, neden yılanla tedavi oluyorlar' diye eleştiri yapıyorlar. Muayene olup da ilaç parasını denkleştiremediği için tedavisi yarım kalanları da görmezden geliyorlar.
Bazı eylemlerin izahı yoktur. İntihar için köprüden atlayan adama: 'Keşke paraşüt taksaydı!' denilebilir mi?
Bütün bunlardan sonra şu söylenebilir: Yılanla tedavi saçma olabilir. Ancak bazı televizyon haber ve programları, yılanla tedaviden daha saçma!
Kumandalı ölüm
Teknoloji beraberinde tembelliği de getiriyor. Her tarafımız uzaktan kumanda oldu. Beğenmediğiniz bir program mı var, dokunun tuşa kanal değişsin. Müzik setinin sesi mi açılacak, dokunun volüm yükselsin. Bilgisayarların CD'leri, hatta araba radyoları bile artık uzaktan kumandalı. Ama bununla kalsa iyi. Daha beteri de var.
Çorum'da bir doktor hastasını uzaktan kumanda ile tedavi etmek istemiş. Sonuç facia. Bacak ağrısı çeken bir hasta, Devlet Hastanesi'ne başvurmuş. Hemşire doktora telefon açmış. Şikayeti telefonda öğrenen doktor reçeteyi de telefonla vermiş. Hemşire söylenilen ilacı hazırlamış, hastaya enjekte edip evine yollamış. Evine varan hasta ise 20 dakika sonra ölmüş. Kim diyordu, Teknoloji her zaman iyidir? diye. İşe yaramadığı yerler de varmış demek ki.
Döner ziyafeti
Gökçek, önümüzdeki günlerde Ankaralılara yeni bir döner ziyafeti veriyor. Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in, Emin Çölaşan'ın kendisine köşesinden ettiği hakaretler için dava açıp, kazandığı paralarla Ankaralılara döner ziyafeti çekmesi neredeyse gelenekselleşti.
Gökçek açtığı bir tazminat davasını daha kazandı ve yasal faiziyle birlikte Çölaşan'dan 3 milyarlık manevi tazminat alacak. Ankara döneri oldukça meşhurdur; ama şimdi ondan daha meşhuru var: Çölaşan döneri. Yanında da cacık iyi gider. Çünkü bu ziyafet işi cacık yüzünden çıktı.
Bırakın bu ayakları
Ziraat Bankası yönetimi, imaj devrimi yapmaya karar vermiş. Zannettik ki, görev zararı diye yutturulan batık kredileri toplayacaklar. Meğer, erkeklerin beyaz çorap giymesine yasak getirmişler. Demek ki, kafalar değişmeden ayak işleriyle uğraşmaktan vazgeçmeyecekler.
Üzümler elde kaldı
Tariş Üzüm Birliği, ihracat fiyatının düşük olması sebebiyle Tariş'in elinde 80 bin ton kuru üzümün kaldığını bildirdi.
Hiç mesele değil. Ya hemen, bir fan fini fon fin reklam filmi çevrilip, millet üzüm yemeye ikna edilir. Olmazsa, biraz çürütüp, okullara dağıtılır, öğrencilerin yemesi için.
Et-yemez
Deli dana hastalığı başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerinin korkulu rüyası haline geldi. Deli dana hastalığı birçok insanı vejetaryen yapıyor. Hatta hatta Polanya eski Cumhurbaşkanı Leh Walese (Nedense bu ismi her duyduğumuzda onun Türkiye'de yayınlanan ilk demecini 1988 yılında Zaman'dan Cebrail Çilesiz'e verdiği aklımıza gelir) da et yemeyi bırakıp vejetaryen olmuş.
Büyüklerimizle ne kadar övünsek azdır. Her ne kadar deli dana hastalığı ülkemizi pek etkilemediyse de ne olur ne olmaz diyerekten milletçe et–yemez olmamız için ellerinden geleni artlarına koymuyorlar.
YÖK deve!
Özellikle güreş ve yük taşımacılığında kullanılan develerin sahipleri, hayvanlarını sigorta ettirememekten şikayetçi. Sigortacılar bu işe yanaşmıyorlarmış; çünkü bünyelerinde deveden anlayan eksperleri yokmuş.
Yazık, hortumculara bir danışsalarmış. Onlar paraları 'deve' etmekte bir hayli uzmanlar.
Derviş dermiş
IMF'nin Türkiye'ye tahsil edilecek kaynak konusunda olumlu karar vermesinden sonra ekonomiden sorumlu Devlet Bakanımız Kemal Derviş, "Mutluyum!" demiş.
Eee ne olmuş, Türk halkı da her şeye rağmen hâlâ umutlu.
İlaç
İngiltere'de yayınlanan haftalık siyaset ve ekonomi dergisi The Economist, bu hafta Türkiye'nin IMF ile birlikte uyguladığı yeni ekonomik programa geniş yer ayırdı. Dergi, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkacağını; ancak bunun sosyal faturasının ağır olacağını ileri sürdü. Başlığı ise, "Acı ilaç"tı. İlacın acı olduğunu çok iyi biliyoruz, keşke acı da olsa bu ilaçla hastalığın tam olarak tedavi edilebileceğinden de emin olabilsek.
|