"Altın kural" ihlalleri
Usulün yanlış olması, amacın doğru ve sonucun haklı olmasıyla güzelleşir! Böyle bir şey söylenebilir mi? Hayır, demokrasilerde ve meşru hukuk sistemlerinde böyle bir kural geçerli olamaz. Usul, son derece önemlidir. Usul, bütün temel hukuk ilkelerinin sağlıklı uygulanabilme teminatıdır. "Usule aykırılık" asla tecviz edilemez.
Usul hatasının bazı hallerde caiz olabileceğini savunmak üç türlü zararlıdır: 1) Zannınız yanlış çıkabilir, sonuçtan büyük haksızlıklar doğar. 2) Sonuç yüzde yüz haklı ve isabetli de olsa, yapılan usul hataları sonucu şaibeli kılar ve hükmün müessiriyetini ortadan kaldırır. 3) Cevazlı örnekler "yol" olur, savunulan esasların, ilkelerin, değerlerin ve aslî ölçülerin yara alması önlenemez.
"En değerli ilkeler bile hiçbir aykırı vasıtayı meşru kılamaz." Bu bir altın kuraldır. Her türlü ideolojik, fikrî, siyasî, hukukî, manevî sapmalar, bu "altın kural" sayesinde önlenir.
Ama biz sevmeyiz bu altın kuralı! Günlük hayatta zaman zaman öfkeleniriz ve "Canım o hak etmişti, oh oldu ona" deyiveririz. Bu ne kadar sık ve ne kadar yaygın biçimde söyleniyorsa, demokrasinin yaşama şansı o kadar zayıftır bir ülkede.
"Gayeler her türlü vasıtayı meşru kılar" zihniyeti, tarih boyunca her türlü şerrin anası olmuştur. Gayri meşru bir vasıtayı meşru kılan bütün zihniyetler, inançlar, felsefeler bizatihi gayri meşrudur. Bu ölçü, fikir hürriyetini sınırlamanın da esasını belirler.
Yassıada Davası'nı kasetlerden izleyin, radyo bantlarından dinleyin. Dehşete düşersiniz... Ama o davayı ve de sonuçlarını sempatiyle, sevinçle karşılayan halim-selim insanlar gördüm ben. Ve asıl kahredici olan da buydu. Sayıları hiç de az değildi, üstelik bugün dahi bazıları "hak etmişlerdi onlar" diyebilmektedir.
Bu zaafımızın üzerinde derin derin düşünmeliyiz.
Kavramları bilmek, o kavramlarla düşünmeyi bilmektir. Bizim basın, hukukî kavramları bilmiyor; "haydi bastır!" üslubuyla rüzgar estirmeyi biliyor sadece. Bilmezlikten geliyor değil, bilmiyor da. Sayın Oltan Sungurlu ile sayın (emekli) Yargıtay üyesini dinlerken bunu bir defa daha müşahade ettim.
Montesquieu'dan bir söz nakletti sayın üye: "Anormal yetkilerin (kötüye kullanılmak) mahiyetinde bizatihî mündemiçtir."
Demokrasi, bu anormalliği önlemenin yoludur. Anormal yetkilerin istendiği yerde, "altın kural ihlali" hevesleri var demektir, demokrasi samimiyetle istenmiyor demektir. Şunu da ekleyelim: Normal olup olmama keyfiyeti, sorumlulukla dengelenmiş olup olmamasıyla tanınır ve tanımlanır.
... Günlerdir her kanalda saatlerce futbol ve futbol kulüpleri tartışılıyor. Tartışmaların özü şudur: "Bana caizdir, sana değildir; sen müstehaksın, ben değilim!" Bu türlü tartışmaların hak-hukukla değil, sadece nefsaniyetle ilgisi var. Meşruiyet'ten hakkaniyet, adalet, hukuk doğar; nefsaniyetten zulüm. Kendi kendine zulüm, başkasına zulüm. Zulmün çeşitleri çok.
... Bir başka tespite geçelim:
Siyaseti ve siyasetçiyi kötülemek kolay. Kolay olduğu için anketlerde siyasetçi dibe vuruyor. Sen istediğin kadar "gizlidir, söylenmeyecektir" deyip dur, vatandaş muhataralı bölgeye girmez. Yeni bir şey değil ki bu. Basının her gün yaptığını, günlük hayatımızda hepimiz uyguluyoruz. Maalesef... Fiîli cesarette üstümüze yoktur; atlarız, hoplarız, kafalarımızı kırarız. Ama "fikrî-medenî cesaret" bahsinde, bırakınız görüşleri-kurumları, tuttuğumuz futbol takımımıza karşı bile ayaklarımız titrer. Dokundurmayız, nefsimizle ilgili her şeyin dokunulmazlığı vardır!
..."Altın kural" ihlalleri nasıl durur, ne zaman durur? Kendimizi, insanı, hayatı, hakikatin bütünlüğünü anladığımız zaman. Batı'da her şey kalıplar, kategoriler halinde savrulup çalkalandı ve şimdiki yapıları ortaya çıktı. Demokrasi kültürü, Batı toplumlarında insan merkezli bir eğitimle gelmiş gelişmiş değildir. Ama bizde öyle olmak zorundadır; çünkü hem bizde lehimize işleyecek kalıplar, kategoriler yoktur, hem de biz onların Batı'daki gibi asırlarca çalkalanmasını bekleyecek halde değiliz.
... "Altın kural"ın kıymetini bilmek zorundayız yani!
a.selim@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
29/
04/
2001...
Ekonomi ve hayat
01/
05/
2001...
Rakamları ve dönemleri yorumlamak
03/
05/
2001...
Ölçü buhranı
06/
05/
2001...
Çok üzüldüm
08/
05/
2001...
Kavramları aydınlatmak (1)
10/
05/
2001...
Kavramları aydınlatmak (2)
13/
05/
2001...
Kavramları aydınlatmak (3)
15/
05/
2001...
Çok sevindim
17/
05/
2001...
Kriz ve düşünce
20/
05/
2001...
Modacı dogmatizm
|