GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

24/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Etyen MAHÇUPYAN

Depolitik küreselleşme

Küreselleşmenin yarar ve zararları bir yana, açık olan şu ki, küreselleşme yeni bir siyasallaşmanın, yeni bir siyasi bilincin de taşıyıcısı. Türkiye bu açıdan genel atmosferin dışında duran, garip bir ülke görünümünde.

Ülke burjuvazisi ve intelijensiyası bırakın küresel meseleleri, yanıbaşımızda duran ve sözde girmeyi düşündüğümüz Avrupa Birliği'nin meselelerine bile uzak. Merkez siyasetin taşıyıcısı olması gereken laik kesimde küreselleşmenin yaptığı tek çağrışım, bireysel iş ve yaşam düzenindeki yeni olanakların kullanımından ibaret. Küreselleşme zaten ellerini iç siyasetten yıkamış bulunan 'elit' vatandaşların, bu çekingenliklerini meşru kılma aracı olarak kullanılıyor. Karşılarındaki bireysel dünya büyüdükçe, laik kesimin bireylerinin siyaset gibi toplumsal işlevlerden uzaklaşmaları da daha 'anlaşılır' oluyor.

Dolayısıyla Türkiye'de merkez siyasetin sivil öznelerden boşaldığı bir süreç yaşıyoruz. Cumhuriyetin sulayıp büyüttüğü 'milli burjuvazi'nin geçmişte milliliği o denli önemli sayılmıştı ki, bu çabalardan gerçek bir burjuvazi doğamamıştı. Bugün ise bu burjuvazi kendisini yüzeysel bir modernleşmenin içinde erittikçe, ülke siyasetini 'milli' olana terk edip seyirci pozisyonuna indirgeniyor.

Söz konusu sürecin son 20 yılda belirginleşip hızlandığı öne sürülebilir. Bu dönemde beklentilerimiz hızla yükseldi ve çok daha bireysel terimlerle ifade bulmaya başladı. Türkiye'yi sadece geçmişiyle değil, diğer ülkelerin performanslarıyla mukayese etmeyi öğrendik; ve yüksek sesle ifade edilemeyen büyük bir hayal kırıklığıyla dolduk. Bu durum en fazla laik kesimi etkiledi; çünkü onların giderek içe kapanan, imkanları azalan bir Türkiye'de yaşamayı hazmetmeleri son derece güçtü.

Böylece bir 'dünya vatandaşı' söylemi doğdu. Laik kesimin insanları kendilerini dünya vatandaşı olarak tanımlayarak, başarısızlığın manevi yükünden kurtuldular. Onlar gelişmiş, rasyonel, modern insanlardı; eğer bir başarısızlık varsa, muhakkak ki bunun nedeni onlar olamazdı... Ne var ki dünya vatandaşlığı gerçek bir zihniyet farklılaşmasını gerektiriyordu ve bizler henüz bu farklılığı kavram düzeyinde bile algılamış değildik. Tablo toplayan işadamlarımız bollaştı; ama Türkiye'yi anlama ve fikir üretme konusunda epeyce bir fakirlik sergilendi.

Sonuçta laik kesimde kendi toplumundan kopuk, tüketim temelli bir hayat anlayışı gelişmeye başladı. Toplumsaldan uzaklaşma ahlakî temelleri de sarsarken, hayatın kendisi magazinleşti. Siyaset fikirden arınarak salt aktörsel bir dünyaya indirgendi. Laik kesim giderek iç siyasete yabancılaştı. 'Büyük burjuvazimiz' ise kendisini daha rahat hissettiği bir alanda, yani dış siyasette birkaç dostluk teşebbüsünden ileriye gidemedi. Üstelik bu alandaki 'milli' engellemeler karşısında ezik kaldı.

Bu garip cesaretsizliği anlamak için, laik kesimin içinde olduğu paradoksa bakmak gerekiyor: Bizzat laik kesimin kendisi ve bir ideoloji olarak laiklik, 'milli' unsurların iradesiyle oluşmuş ve onların korumasında olan olgular. Diğer bir deyişle eğer 'milli' bir öğe siyasetin hakimi olmasaydı, laik kesimin yaşam alanının garantisi de belki olamayacaktı. Dolayısıyla bugün burjuvazinin asker karşısında gıkı çıkmıyor.

Milliyetçilik ve laiklik Türkiye'de iç siyasi hiyerarşinin de tanımını yapıyor; resmi ideolojinin sahibinin siyasetin de gerçek sahibi olduğunu empoze ediyor. Bu durumda işler esas sahibine emanet edildiği ölçüde laik kesimin depolitizasyon süreci meşrulaşıyor. Ancak aynı zamanda, laik kesimin siyasete yabancılaşması bizzat otoriter bir yönetim anlayışının yaygınlaşmasını olanaklı hale getiriyor.

Türkiye'de merkezin boşalması ile boşaltılması aynı ideolojik temel üzerinde birbirini besleyerek gelişiyor.


e.mahcupyan@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

17/ 05/ 2001... Zamanın ruhu
20/ 05/ 2001... Merkezdeki özne buharlaşırken
21/ 05/ 2001... Modernlik ve siyasi atalet


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.