GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

24/05/2001

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Haber İndeksi

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportajlar

Medya Analiz

Bilişim

Eğitim

Akademi

Hayat

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim / Künye

ENGLISH



Hasan ÜNAL

Analiz

Sorun paradigmada

Kıbrıs meselesinin saatli bombaya dönüştüğü yönünde bir süreden beri bu köşede yazıyoruz. Bu görüşlere paralel düşünceler son zamanlarda yerli ve yabancı basın tarafından da dile getirilmeye başlandı.

Çözüm konusunda bizim tekliflerimizle taban tabana zıt görüşler ortaya atanlarla da ortak bir yönümüz oluştu. Kıbrıs meselesinin mevcut gidişat devam ettiği takdirde, AB içerisinde bir saatli bomba olacağı yönünde ortak bir noktada buluştuğumuz söylenebilir.

Yeterince anlamadıkları globalleşme adına AB ve Yunanistan lehine lobi yapan çevreler bu saatli bombanın çözüm yolunun, Türkiye'nin geri adım atmasıyla mümkün olacağı görüşünü dile getiriyorlar. Kısaca özetlemek gerekirse, bu çevrelere göre Kıbrıs meselesi Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin önündeki en önemli engeldir. Çözülmesinin yolu da AB'nin dediklerini (daha doğrusu Atina'nın dediklerini) yapmaktan geçer.

Son yıllarda ortaya attığımız konfederasyon tezinden vazgeçeceğiz. Sonra Rum tarafının gerçekte var olmayan 'Kıbrıs Cumhuriyeti' adına AB'ye yapmış bulunduğu üyelik başvurusunu meşru kabul ederek, Kıbrıs Türklerini Rumların yönetiminde AB ile müzakere etmeye teşvik edeceğiz. Bunun sonunda Rumların hakimiyeti altına sokulmuş olan Kıbrıs'ta Türklere birtakım azınlık hakları verilir ve bu haklar da AB garantisi altına alınır.

Dolayısıyla bu işi uzatmanın fazla bir anlamı yoktur; üstelik de Türkiye açısından tehlikelidir. Zira biz Kuzey Kıbrıs'ın Güney ile eşitliğinin tanınmasında ısrar edersek, Rumlar zaten AB'ye tek taraflı girerler ve bizim AB'ye tam üyeliğimiz gayri mümkün hale gelir. Kıbrıs bizim AB'ye girememe sebebimiz olmuş olur. Bu gidişatı durdurmak için hemen Denktaş'ı zorlayıp görüşme masasına oturmaya ve AB tezlerini (daha doğrusu Rum-Yunan tezlerini) kabul etmeye zorlamalıyız.

Bu görüşler kendi içinde tutarlı gibi görünse de, üzerinde oturduğu temel kökten yanlış; çünkü, Türkiye'nin AB'ye gireceği ihtimali üzerine inşa edilmiş. Oysa dikkatle incelenirse, Türkiye'nin AB'ye girmesi ihtimali kısa ve orta vadede (yaklaşık yirmi veya yirmi beş senede) yani görünebilir ve üzerine siyaset yapılabilir gelecek itibariyle hemen hemen sıfırdır. Bunun sebebi de Türkiye'nin üye olmak için üzerine düşenleri yapamaması falan değildir. Sebep, Türkiye konusunda AB'nin bir zihniyet transformasyonundan geçmemiş olmasıdır. Bu konuda The Economist dergisinin son sayısında çıkan 'Avrupa'nın Sınırları' başlıklı kapsamlı analiz oldukça manidar bölümler içeriyor.

'AB'dekilerin çoğu, Türklerin, Kürt azınlığının haklarına saygı gösterilmesi ve ordunun siyasi rolünün sona erdirilmesi gibi yapılması istenen önemli siyasi değişiklikleri gerçekleştirmelerinin onlarca yıl alacağını düşünüyor. Ancak, Türkiye'nin en nihayetinde üyelik için belirlenen siyasi kriterleri gerçekleştirmesi halinde dahi, AB içerisindeki önemli bir hizip grubun Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkacağı açıkça belli. Türkiye, Almanya dışındaki herhangi bir AB ülkesinden daha büyük bir nüfusa sahip ve tahminlere göre, bir kuşak sonrasında Almanya'nın nüfusunu da geçebilir.

Türkiye'nin, AB içerisinde en fazla nüfusa sahip ülke konumunda olması ve dolayısıyla Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamentosu'nda oy ağırlığının olacak olması bazılarının hoşuna gitmiyor. Alman Konseyi'nde AB Araştırma Bölüm Başkanı Ulrike Guerot, ''AB'de en büyük ağırlığa sahip bir ülkenin aynı zamanda en yoksul, coğrafi açıdan Avrupa'nın dış sınır çizgisinde olan, Avrupa Birliği'nin kurucu üyesi olmayan ve Avrupa ile entegre tarihçesi bulunmayan bir ülke olması kabul edilemez'' dedi.'

Kısacası Kıbrıs'ı Rumlara verme tezinin üzerine inşa edildiği temel çürük. Dolayısıyla tezin kendisinin hiçbir anlamı yok. Doğru siyaset bu gerçekleri anlayıp, AB ile yeni ve gerçekçi bir paradigma oluşturmaktan geçer.


h.unal@zaman.com.tr


@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @



Yazarımızın en son yazıları

30/ 04/ 2001... Kemal Derviş ve Amerika
03/ 05/ 2001... Derviş ve Amerika: Muhtemel Senaryolar
04/ 05/ 2001... Gariplikler
07/ 05/ 2001... Makedonya'da tehlikeli gidişat
10/ 05/ 2001... Kıbrıs'ta zemin altımızdan kayıyor mu?
11/ 05/ 2001... Ankara'nın Kıbrıs politikasının çıkmazları
14/ 05/ 2001... Telekom'u da alırlar, Kıbrıs'ı da...
17/ 05/ 2001... AİHM'nin Kıbrıs kararı
18/ 05/ 2001... Kosova seçimleri
21/ 05/ 2001... Kıbrıs ve AB'nin genişleme süreci


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Haber İndeksi | Hodri Meydan |

Copyright© 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21 34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.