Tarihî çelişki!
Bir insan veya bir toplum, kendisinden ve değerlerinden şüphe etmeye başladığı veya haricî güçlerin karşı konulamaz tazyiki altında kaldığı zaman, başka yerler ve başka değerlerde çözüm arar. İlk durumda taklide yönelir; ikinci durumda ise kendinden ciddi tavizler vermeye girişir.
Osmanlı Devleti, Küçük Kaynarca Anlaşması'yla biten 1774 Rus Savaşı'ndan sonra, sözünü ettiğimiz her iki durumla da karşı karşıya kaldı. Bu yıllar, Hindistan'ın İngilizler tarafından işgal edilip, Bengal kömürlerinin İngiltere'ye taşınmasıyla birlikte buharlı geminin icat edildiği ve Sanayi Devrimi'nin vuku bulduğu yıllardı. Avrupa, denizaşırı sömürgeciliğiyle gittikçe güçleniyor ve bir yandan da içerideki birtakım akımlarla adeta bir metamorfos yaşıyordu.
19. asır, Osmanlı Devleti'nin sürekli gerileme asrı ve ıslahatlar adı altında, kendi sistemini değiştirme arayışlarına girdiği asır oldu. 1839 Gülhane Hatt-ı Hümayunu, bugün AB'nin Türkiye'yi zorladığına benzer idarî ve sosyal reformlar ihtiva ediyor; meselâ, tebaya davranışta din-mezhep ayırımını kaldırıyor, başka din ve milliyetten olanlara eğitim serbestliği getiriyor, cezaevlerinin ıslahını öngörüyor, gayrimüslimlerin ve dinî müesseselerinin haklarını ciddi biçimde genişletiyordu. Tahtta Abdülmecid vardı; fakat ipler Mustafa Reşit Paşa'nın elindeydi. Padişah, Harem'in Mukaddes Emanetler'in bulunduğu odasında başını duvara vurup, ciddî İngiliz taraftarı olan Mustafa Reşit'i kastederek, "Ya Rasûlallah, kurtar beni bu adamdan!" diye sızlanırdı. Daha sonra 1850 Ticaret Anlaşması'yla Osmanlı Devleti ciddi borçlanma yoluna gitti. 1856 Islahat Fermanı ise, ferdî hakları ön plana çıkarıyor, bütün Osmanlı tebasını her bakımdan eşit hale getiriyor, iltizam, müsadere ve işkenceyi yasaklıyor ve yabancılara Osmanlı topraklarında önemli ayrıcalıklar ve işletme hakları tanıyordu. Bu fermanın mimarı olan Ali ve Fuad Paşalar, fermanı önce İngiliz, Fransız ve Avusturya büyükelçilerine arz etmiş ve onların imzalarını almışlardı.
Osmanlı dönemindeki ıslahat hareketleri, meşrutiyet arayışlarına kadar vardı. Abdülhamid, bütün bunların altındaki asıl niyeti ve bunların varacağı noktayı görerek, ıslahat hareketlerine ara verdi. Fakat onun döneminde de açılan mekteplerde, meselâ Tıbbıye ve Bahriye-i Hümayun'da yetişenler, büyük ölçüde dinsizleştiler ve birer Batı hayranı oldular. Hadiseler, önlenemez şekilde gelişti ve 31 Mart İhtilali'ni müteakip, İttihad Terakki'nin iktidarı ele geçirmesi ve I. Dünya Savaşı sonunda imparatorluğun tarihe karışmasıyla sonuçlandı.
Cumhuriyet, Batı'ya karşı verilen bir mücadelenin neticesinde kuruldu. Fakat, asırlardır Osmanlı Devleti'ni parçalamayı hedef almış olan Batı'nın en sömürgeci döneminde, ona tam teslimiyet noktasında ve tamamen zahire dayalı bir taklidi esas aldı. Osmanlı yönetimini, bütün değer ve müesseseleriyle birlikte bütün bütün ret ve mahkûm ederek, 19. asırdaki bütün ıslahat hareketlerini kutsadı. Kuruluşundan bu yana Cumhuriyet'in sahipliğini ve koruyuculuğunu üstlenen asker-sivil bürokrasisi, şimdi Avrupa'sı ve Amerika'sıyla Batı'dan, aynen 19. asırda Osmanlı Devleti'nin maruz kaldığı baskılara maruz kalıyor ve benzer 'ıslahat' hareketleriyle karşı karşıya bırakılıyor. Ne büyük tezattır ki, daha düne kadar, hattâ bugün de iş söze ve nutuk atmaya gelince, hâlâ Osmanlı idaresini bütünüyle reddeden, devletini Batı karşısında korumaya çalışmaktan başka suçu olmayan Abdülhamid'i hâlâ 'kızıl sultan' olarak görebilen ve Cumhuriyet'in Batı karşısındaki taklitçi ve teslimiyetçi tavrını, "O, o zamanki Batı'ya karşıydı." diyerek, kişileri kutsama adına gözlerini gerçeklere karşı kapamaktan çekinmeyenler, Batı'nın 19. asırdakiyle neredeyse tıpatıp aynı istekleri karşısında büyük direnç gösteriyorlar. Ama haklarını yemeyelim: Osmanlı dönemi ıslahat fermanlarıyla Saray, gayrimüslim tebaya Müslüman teba karşısında haklar tanısa da, devleti Batı karşısında korumaya çalışıyordu. Bugün devleti sahiplenen oligarşi ise, onu, büyük çoğunluğu Müslüman olan, bilhassa kendi 'teba'sına karşı korumaya çalışıyor.
Yazarımızın en son yazıları
23/
03/
2001...
Tina Jebahar
30/
03/
2001...
İç krizin bir başka önemli boyutu
06/
04/
2001...
Tarihin yorumu
12/
04/
2001...
Hükümete istifa mı?
13/
04/
2001...
Kader konuşuyor
20/
04/
2001...
"İll'Allah"tan önce "La İlâhe"
27/
04/
2001...
Bir büyük yanılma
04/
05/
2001...
Cumhuriyet Türkiyesi'nin en önemli çıkmazı
11/
05/
2001...
Bir hadis ve Türkiye'nin bağımsızlığı
18/
05/
2001...
Cebrî lütuflar
|