Osmanlı'yı IMF'si batırmıştı
Tütün Kanunu Yasa tasarısı üzerinde yaşanan ve Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın istifası ile sonuçlanan siyasi kriz, Ulusalararası Para Fonu'nun (IMF) Osmanlı'daki siyasi ve ekonomik çözülmenin mimarı Düyun-ı Umumiye'yi (Genel Borçlar İdaresi) aratmadığı yönündeki tartışmaları yeniden gündeme getirdi.
Tartışmaların odağında IMF-Düyun-ı Umumiye benzerliği yer alırken, IMF'nin Türkiye'yi kriz zeminini kullanarak tamamen dışa bağımlı hale getirmeya çalıştığı tezi ileri sürülüyor. Bu tezi savunanlara göre, Düyun-ı Umumiye'nin (DU) ortaya koyduğu uygulamalar ile acilen çıkarılması istenen yasalar arasında önemli benzerlikler bulunuyor.
Araştırmacı yazar Ersal Yavi, Tütün Kanunu yasa tasarısı ile ilgili olarak, tütün ithalatına yeni düzenlemeler getiren maddeye Devlet Bakanı Yüksel Yalova'nın itirazı ve sonrasında yaşanan gelişmelerin, 115 yıl önce Düyun-ı Umumiye'nin kurduğu Tütün Reji İdaresi'nin yol açtığı siyasi ve ekonomik krizlerden pek farkı olmadığını söyledi. Yavi, Osmanlı'nın dış borçlarının tasfiyesi için kurulan Düyun-ı Umumiye'nin sanıldığı gibi mali yapıyı düzlüğe çıkarmadığını, aksine ülkenin en önemli gelir kaynaklarını fütursuzca sömürdüğünü vurgulayarak, bugün de IMF'nin Türkiye'yi bir dizi dayatmayla karşı karşıya bıraktığını kaydetti.
İşgal ekonomisi
DU'nun devletin en verimli iç ve dış gelir kaynaklarına el koyduğunu hatırlatan Ersal Yavi, en vahim uygulamanın da Tütün Reji İdaresi'nde yaşandığını dile getirdi. DU'nun devlet içinde devlete dönüştüğünü vurgulayan Yavi, şöyle devam etti: "DU, tütün konusuna el koymuş ve ülkede 5 bin silahlı jandarma ile tam bir işgal ekonomisi uygulamıştır. Rejinin kolcuları ile çıkan çatışmalarda 20 bine yakın köylü öldürülmüştür. Bütün bunlar borçlu bir ülkenin alacaklılar karşısında elinin kolunun nasıl bağlandığını gözler önüne seriyor. Bugün de farklı durumda değiliz.
Kriz tütünden mi?
Sırf yabancı sigara firmaları istiyor diye ekonomik krizle en son irtibatlandırılabilecek Tütün Kanunu çıkarmaya çalışıyoruz. Kriz tütünden dolayı mı çıktı? Şeker Kanunu çıkardık. Ekonomik göstergeler düzeldi mi? Ekonomideki kara delik, yolsuzluk ve hortumlar iken IMF'nin tarım ve tarıma dayalı sanayi konusunda çizdiği yol haritası samimiyetten uzaktır. Dün Tütün Reji İdaresi'nin yaptıklarının bugün kendi elimizle hazırladığımız kanunlarla tekrarlanması isteniyor."
Yatırımcı hilesi
Yavi, yabancı yatırımcıları teşvik etmek için çıkarıldığı belirtilen kanunların yerli üretimi baltalayacağını belirterek, "Borçların tasfiyesi için kurulan DU, 1890'dan 1914'e kadar başta demiryolları olmak üzere 74 milyon sterlin tutarında yatırım yapıyor. Bu nasıl borç tasfiyesidir? Gelirlerden alınan kesintiler borçlardan çok daha fazlaydı ve bu paralarla verimli alanlara yapılan yatırımlarla elde edilen kazanç Osmanlı'nın değil yabancıların kasasına gidiyordu. Bugün de aynı tavır mevcut. Yabancı sermaye, IMF vasıtası ile 'Bizim tütünümüzü, şekerimizi, nohutumuzu alacaksınız.' dedirtiyor. Dışarıdan hangi ürünü nereye kadar alabiliriz? Ekonomi dışa bağımlı haldeyken düzlüğe çıkabilir mi?" şeklinde konuştu.
Turizme yerli balta
Esnaf, turlar ve rehberler arasındaki rant kavgası turizme büyük darbe vuruyor. En büyük şikayet; halıcı, hanutçu ve turistin peşini bırakmayan işportacılardan.
Türkiye ekonomisi için can damarı olan turizm, esnaf ve şirketler arası çatışmalar nedeniyle darbe alıyor. Seyahat acentelerinin turistleri komisyon almak için belirli mağazalara yönlendirme çabalarına karşılık, esnafın turistleri kendilerine çekmek için rehberlerle giriştikleri mücadelenin sonucunda, olan Türkiye'nin imajına oluyor. Antalya'dan Efes'e, Kapadokya'dan Kapalıçarşı'ya kadar bütün turistik bölgelerde rehberlerle esnaf adeta köşe kapmaca oynuyor.
Bu çekişmenin en şiddetlisi İstanbul'daki Kapalıçarşı'da yaşanıyor. Çıkar çatışmasına turistlerin neredeyse yakalarından çekerek mal satmaya çalışan işportacılar ile mağazalarla komisyon karşılığı çalışan hanutçular da eklenince vahim bir durum ortaya çıkıyor.
Turistler rahatsız oluyor
Turizmdeki bu utanç tablosu internette farklı yansımalara sebep oluyor. İşte bu web sitelerinden bazı örnekler; www.talesmag.com "... Kapalıçarşı'dan alışveriş yok...", www.amcham.bg/travel "... İki önemli kural vardır Kapalıçarşı'da; pazarlık yap ve de hiçbir zaman cüzdanını elinden kaptırma...", www.burnsfigawill.com "... Çarşılarda pazarlık yapmak, çoğu Amerikalı için rahatsızlık verici bir durumdur...", women of.com "... Fiyatı yarıya indir ve şenliği seyret...", travel.excite.com "... Kapalıçarşı'yı anlatmak mümkün değil. Karşılaştığım her insana 'hayır teşekkür ederim' demekten migrenim tuttu..." (Hakan Yılmaz)
Rehber Koşağan: 20 dolarlık bastonu 900 dolara sattılar
Rehber Lale Koşağan, turizmi baltalayan olaylardan birini şöyle anlattı:
Yıl 1992. 35 kişilik Uzakdoğulu grubuma küçük bir yönlendirme turu yaptırdıktan sonra, serbest bıraktım Kapalıçarşı'da. Kafeye oturdum. Yandaki dükkana gelen bir Japon, Antep işi bastonlardan birini aldı. Evirdi, çevirdi fiyatını sordu: Satıcı 'bin dolar' dedi. Adamcağız biraz daha inceledi bastonu. Bu arada satıcı mütemadiyen konuşuyordu.
Sedeflerin gerçek olduğunu, sarı metal kısımların som altın olduğunu, ağacının gerçek abanoz olduğunu filan anlatıyordu. Japon müşteri kendi kültürlerinde pazarlık olgusu olmadığı için, ezile büzüle, 'Hiç indirim var mı?' diye sordu. Satıcı 'Size yüzde 10 indirim, 900 dolar olur beyim.' dedi. Adam, birkaç saniye daha düşündükten sonra, çıkartıp uzattı kredi kartını. Mutlu bir şekilde uzaklaştı oradan. Kalktım ve aynı bastonu alarak fiyatını sordum: 'Sana 20 dolar olur abla!', dedi aynı satıcı. Şimdi sorarım size, bu nasıl bir ticaret ahlakı anlayışı?
Turizmciler kapıştı
TÜRSAB'ın kasım ayında yapılacak olan yönetim kurulu seçiminin tartışmaları şimdiden başladı. TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ve Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel internette birbirine girdi.
Her şey, Turizm eski Bakanı Bahattin Yücel'in 'TÜRSAB yönetimi; TÜRSAV Vakfı aracılığıyla bazı hisseleri toplamaya başladı.' şeklindeki haberi kendisine ait internet sitesinde yayınlamasıyla gelişti. Bahattin Yücel'in iddialarına göre, vakfın yönetimini de elinde tutan Ulusoy, hisseleri on binlerce dolar karşılığı satın aldırdı. Ulusoy, bu satın alma işlemiyle, vakıf yönetimine muhalefet eden Hami Fidanoğlu'nu, pasifize etmeyi amaçladı. Başaran Ulusoy ayrıca Kare Tur'dan alacaklarını, bu satış sonucunda tahsil etti.
Yücel'in bu iddialarına çok geçmeden Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği'nin (TÜRSAB) internetteki sitesinden cevap geldi. Ulusoy, buradaki yazısında, Yücel'i gerçekleri saptırmakla suçladı. UKTAŞ hisselerini satın alması için kendisine yetki veren imzalardan birisinin de Bahattin Yücel'e ait olduğunu vurgulayan Ulusoy, şunları kaydetti: "6 ay önce imza atacaksınız, sonra da bunu yok sayarak insanları karalama yollarına gideceksiniz. Size tavsiyem, 16 ay sabrettiniz, 6 ay daha beklemenizdir."
Ulusoy yazısını şöyle tamamlıyordu: "Emir Turizm'in sahibi Ahmet Demircan ile ortak iş yaptığımı iddia ediyorsunuz. Bu mümkün değildir. Zira ben, İstanbul Hava Yolları ve Air Alfa Hava Yolları bileti satmıyorum. Bununla ilgili iddiaların hepsi, Turizm Bakanlığı'na bilgi vererek ve TÜRSAB'ın denetiminden geçerek çürütülmüştür."
Hakan Yılmaz / İSTANBUL (Zaman)
Kim ne diyor?
Rehber Lale Aran:
Halı mağazalarının birçok acentenin sponsoru olması sorunun kaynağını teşkil ediyor. Halı mağazaları bu acentelerin bazen konaklamalarını, bazen otobüslerini temin ederek kaynak aktarıyorlar. Dolayısıyla acenteler bu mağazalara müşterilerini götürerek çarkın dönmesini sağlamak zorunda. Çekişmeden dolayı bazı rehber arkadaşlar turistlerin önünde esnaftan dayak bile yiyorlar.
Kapalıçarşı ve Sultanahmet civarında dolaşıp geçimini halıcılara turist getirerek satılan maldan aldığı komisyonlarla geçinen hanutçular var. Bu hanutçular, ikna etmeyi başardıkları turistleri dükkanlara sokarak fahiş fiyatlarla halı veya kuyum satmaya çalışıyor.
Kapalıçarşı Esnafları Derneği Genel Sekreteri Atilla Özkay:
Çarşı içindeki hanutçulardan kurtulamadık. Şimdi hanutçuların sayısını artırmamak için çaba sarf ediyoruz. Acenteler ile mağazalar arasında dönen çok yüksek miktarlarda komisyonlar var. Bu yüzden rehberler turistleri Kapalıçarşı'ya getirmemek için her yolu deniyor. Rehberler arasında 'Kapalıçarşı'da can güvenliğiniz yok, burada her an bomba patlayabilir.' diyenler bile çıkıyor.
Kapalıçarşı, Türkiye'nin en ucuz ve çeşitli malın bulunduğu bir yerdir.
Turizm Bakanlığı Müsteşarı Savaş Yüce:
İşin temelinde turistin yönlendirilmesi var. Sıkıntı sadece Kapalıçarşı'da yok bütün turistik yerlerde var. Aynı olaylar Efes'te de yaşanıyor. İnsanların alışveriş için serbest bırakılması gerekir.
Sanık bilirkişi oldu
İÜ Rektörü Kemal Alemdaroğlu hakkında "görevi suiistimal, rüşvet, irtikap ve ihtilas" suçlamalarıyla yapılan suç duyurusu, incelenmek üzere Alemdaroğlu'na gönderildi.
Hukuk çevrelerini şaşırtan uygulama şöyle gelişti: İstanbul Üniversitesi Göz Hastalıkları Araştırma Merkezi eski Müdürü Prof. Dr. Celal Erçıkan, üniversite bünyesindeki vakıflarda yapılan yolsuzluklarla ilgili olarak Maliye Bakanlığı, Sayıştay, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve TBMM YÖK Araştırma Komisyonu'na, suç delillerini içeren 50'ye yakın dosya ile ihbarlarda bulundu. İddiaları araştıran müfettişlerce, Erçıkan'ın iddialarını destekleyen çok sayıda rapor hazırlandı.
Prof. Dr. Erçıkan, 11 Mayıs 2001 tarihinde tüm bu suç delilleri ile birlikte Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Hazırlık evrakını inceleyen görevli savcı, raporunda "Hukuken var olmayan Dr. Ziya Gün Enstitüsü kurup mesai saatleri içerisinde hasta kabul edip döner sermayeye gitmesi gereken paranın özel bir kuruluşta topladıkları böylece görevlerini suiistimal ettikleri iddia edildiğinden" diyerek görevsizlik kararı verdi ve dosyayı İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne gönderdi.
Bu arada Prof. Dr. Celal Erçıkan, sanıklardan vakıf yöneticisi olmaları yönüyle şikayetçi olduğunu, bu nedenle sanıkların, YÖK Kanunu'na göre değil, vakıflarda yapılan yolsuzluk nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesi'ne sevk edilmeleri gerektiğini ileri sürdü. Erçıkan, şunları söyledi: "Yapılan adli bir skandaldır. Bu evrakların İstanbul Üniversitesi'ne gönderilmesi hukuk tarihine geçecek bir hadise. Sanıkların kendi hakkında karar vermesi isteniyor. Benim suç duyurusunda bulunduğum olay örgütlü suçlara girer. Suçu işleyen kişiler devlet memuru sıfatıyla değil, vakıf yöneticisi olarak suç işliyorlar. Buna rağmen dosya İstanbul Üniversitesi'ne gönderiliyor. Zimmet, ihtilas, irtikap suçlamaları var." (Gürhan Savgı / İSTANBUL(Zaman) )
Muhalefet olmak zor...
TESK Başkanı Derviş Günday'ın Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası başkanı iken 18 bin 394 kişinin kaydını sildiği ortaya çıktı.
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ahmet Kenan Tanrıkulu, FP Konya Milletvekili Hüseyin Arı'nın, "TESK ve TŞOF Başkanı Derviş Günday, 1995 yılında başkanı olduğu Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası'nda, kendisine muhalif olan üyelerden kaçının kaydını yasalara aykırı olarak silmiştir?" soru önergesini cevapladı.
Tanrıkulu, Ankara Umum Otomobilciler ve Şoförler Odası'nda yapılan denetim sonucunda, odaya kayıtlı oldukları halde olağanüstü genel kurul talebinde bulundukları için 2 bin 708 kişinin, kayıt yenileme ve çeşitli sebeplerle 15 bin 686 kişi olmak üzere toplam 18 bin 394 kişinin kaydının silindiğini ifade etti. Konuyla ilgili mevzuatın gerektirdiği bütün işlemlerin yürütüldüğünü kaydeden Tanrıkulu, oda yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmaları yönünde herhangi bir çalışma bulunmadığına işaret etti.
Kayıtlar yakın takipte
Tanrıkulu, kayıtları silinen kişilerin durumlarının araştırılarak odaya kaydedilmesi, usulsüz kaydedilenlerin ise kayıtlarının silinmesi konusunda gerekli talimatların verildiğini belirtti. Oda yöneticilerinin usulsüz kayıt ve kayıt silme işlemleri nedeniyle Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu bildiren Tanrıkulu, ancak bu aşamada kayyım tayininin mümkün olmadığına dikkati çekti. Bakan Tanrıkulu, oda yönetiminin usulsüz kayıt, muhaliflerin kayıtlarının silinmesi, kaydedilmesi gereken kişilerin kaydından kaçınması ve işlemlerin verilen talimat doğrultusunda sonuçlanmasının beklendiğini belirterek, "Durum, gelişmelere göre değerlendirilecektir." dedi.
Polis Akademisi İstanbul'a
İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde bulunan Polis Akademisi'ni İstanbul'a taşımayı düşünüyor.
Üniversite statüsüne geçecek Polis Akademisi'nin Avrupa standartlarında inşa edilen Kilyos'taki Adile Sadullah Mermerci Polis Okulu'na taşınması planlanıyor. Tantan'ın akademiyi İstanbul'a taşımak istemesinin ardında ise Adile Sadullah Mermerci Polis Okulu'nun altyapı ve teknik donanımının kusursuz olması yatıyor. Akademinin İstanbul'a taşınmasıyla ihtiyaç duyulan eğitici kadrosunun İstanbul'daki üniversitelerden temin edilmesi hedefleniyor. Sedat Güneç / Ankara (Zaman)
Dayakçı ebeveyn tutuklandı
İstanbul Bahçelievler'de 7 yaşındaki H.C.'yi döverek hastanelik ettikleri gerekçesiyle Bakırköy Adliyesi'ne sevk edilen Hazal Köksal ile eşi Harun Köksal, mahkemece tutuklanarak cezaevine konuldular.
Kocasinan Karakolu'nda ifadeleri alınarak, Bakırköy Adliyesi'ne gönderilen Hazal ve Harun Köksal, nöbetçi Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadeleri alınarak tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edildiler. Nöbetçi mahkemece tekrar sorgulanan Hazal ve Harun Kösal, "aile efradına fena muamelede bulunmak" suçundan tutuklandılar. Hazal Köksal Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi'ne, eşi Harun Köksal da Metris Cezaevi'ne gönderildi. İstanbul
Üniversiteler paralı oluyor
Üniversite öğrencilerinin harç olarak ödediği öğrenci katkı payı önemli ölçüde artacak. Zam oranı 8 Haziran'da kararlaştırılacak.
YÖK Başkanı Kemal Gürüz'ün sık sık dile getirdiği, 'üniversitelerin paralı olması' isteği, son rektörler toplantısında da hükümetten talep edilince, öğrenci harçlarının önemli ölçüde artması gündeme geldi.
Zamlar belli oluyor
YÖK Genel Kurulu, 8 Haziran'da yapacağı toplantıda öğrenci harçlarına yapacağı zammı belirleyecek. YÖK'ün kararı Milli Eğitim Bakanlığı'na iletilecek. Maliye Bakanlığı ile yapılacak görüşmeler sonrasında zam oranı Bakanlar Kurulu'na sunulacak. Son kararı Bakanlar Kurulu verecek. Geçen sene YÖK'ün yüzde 25 ve 30 şeklindeki iki teklifinden Bakanlar Kurulu, yüzde 25 olanı kabul etmiş ve harçlar yüzde 25 oranında artmıştı.
Fakülte harçları
2000-2001 öğretim yılında fakültelerdeki öğrenci harçları şöyleydi: Tıp fakültesi ve devlet konservatuvarı 148 milyon, diş hekimliği ve eczacılık fakülteleri 123 milyon, veterinerlik fakültesi 84 milyon, mühendislik-mimarlık 96 milyon, hukuk, iktisat, işletme, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler 76 milyon, eğitim bilimleri, fen, fen-edebiyat, ilahiyat, eğitim, iletişim 70 milyon, Açıköğretim Fakültesi 15 milyon lira.
Harçlara geçen seneki gibi yüzde 25 zam yapılması durumunda tıp 185, diş hekimliği 153, veterinerlik 105, mühendislik 120, hukuk 95, eğitim 87,5 milyon lira olacak. Bu sene hükümetten de olumlu görüş almaları nedeniyle YÖK'ün harçlara yüzde 50 zam yapması durumunda ise harçlar yarı yarıya artacak.
Rektörlerin isteği
Rektörler, örgün öğretimdeki öğrenci başına bütçe ödeneğinin dünya ortalaması olan 3 bin 370 dolara yükseltilmesini, 2005 yılı yükseköğretim bütçesinin 5 bin 421 milyar dolara yani bugünkünün yaklaşık dört katı olmasını istiyor. Öğrencilerin ödeyeceği reel öğrenim ücretinin bütçe ödeneklerine olan oranının bugünkü yüzde 2'den yüzde 10'a yükseltilmesini talep eden rektörler, bugün 160 dolar civarında olan ortalama katkı payının 650 dolara yükselmesini öneriyor. (İbrahim Asalıoğlu / ANKARA (Zaman))
Caydırıcı değil ÖLDÜRÜCÜ
Oktay Ekşi: Radyo ve televizyonlarla ilgili tasarıda bulunan para cezalarını bu haliye savunmak mümkün değildir.
Basın Konseyi Başkanı Oktay Ekşi, yeni RTÜK yasasının caydırıcı değil öldürücü olduğunu söyledi.
Basın Konseyi tarafından Tarabya Hakimevi'nde düzenlenen basın toplantısında konuşan Oktay Ekşi, radyo ve televizyonların bugünkü şekliyle yasaklanmaya devam edilmesi durumunda yerel bazda yayın yapan radyo ve televizyonların seslerinin kesileceğini söyledi. Uygulanan cezaların caydırıcı olmaktan öte öldürücü olduğunu belirten Ekşi; "Radyo ve televizyonlarla ilgili tasarıda bulunan para cezalarını bu haliyle savunmak mümkün değildir. Demokratik bir toplumda bunlar savunulamaz. İletişim özgürlüğü yönünden Avrupa Birliği ülkelerinden maalesef çok geride olduğumuz yetmiyormuş gibi yeni yasalarla bu özgürlük daha da kısıtlanıyor." dedi.
Basın Konseyi Sözleşmesi'nde yaptıkları değişiklikle artık Basın Konseyi'ne üye olan derneklerin kendi görev alanlarıyla ilgili başvuruları kabul etme yetkisi verildiğini belirten Ekşi, artık konseye üye yerel basın derneklerinin de şikayetlerini kabul edebileceğini kaydetti. Basınla ilgili mevzuatın Avrupa Birliği ile uyumlu hale getirilmeye çalışıldığı bir dönemde, basın organlarının aldıkları resmi ilanların o gazetenin içeriği kamu görevlisinin hoşuna gitmedi diye kesilemeyeceğini belirten Ekşi, "Böyle bir uygulama o gazete üzerinde baskı uygulandığı anlamına gelir." şeklinde konuştu.
Murat Uçar / İSTANBUL (cha)
PMD yeni RTÜK'e karşı
Parlamento Muhabirleri Derneği (PMD) Genel Kurulu'nca yayınlanan bildiride, 212 sayılı yasa ve Basın Yasası'nda yer alan ve basın çalışanlarının haklarını kısıtlayan, basın özgürlüğüne aykırı uygulama ve maddelerin ayıklanması için bir komisyon kurulması önerildi.
Bildiride, "RTÜK Yasası'nda değişiklik tasarısının medyaya yönelik 'intikamcı' anlayışla ağır cezai-parasal yaptırımlar öngördüğü" savunularak, kınandı. Bildiride, "tasarıda, sanal ortamda yayın yapan medyayı antidemokratik zihniyetle (zincire vurmayı) öngören hükümleri de şiddetle kınar." denildi.
Yeni yönetim
Anadolu Ajansı konferans salonunda yapılan PMD'nin 24. Genel Kurulu, Yönetim Kurulu üyeliklerine, Kemal Saydamer, Tülay Ağaoğlu, Haydar Öztürk, Şükrü Küçükşahin, Mehmet Deniz, Hıdır Göktaş ve Zekai Özçınar seçildi. Ankara (Zaman)
|