
Ayakkabının GiZLi DEVi
Ahmet Etem, kardeşi Ali Etem ve ortağı Ali Oruç ile birlikte yılmadan çalışarak ayakkabı sektöründe kendilerine özgü bir marka oldular. Etem ve Oruç soyadlarının bir araya geldiği Etor markası ile Gedikpaşa'da üretime başlayan firma, bugün yüz binleri aşan üretiminin tamamını yurtdışına ihraç ediyor. Üretimde belli bir kaliteyi yakalayan firma, şimdi markalarını yurtdışında oturtma peşinde. Sadece erkek ayakkabısı üreten ve İtalyan dizayner'lar ile çalışan Filanto Ayakkabı, üretiminin neredeyse tamamını Avrupa ülkeleri ve Rusya'ya ihraç ediyor. Şu anda Etor, Anto, Flanto, Filamento ve No Reindeer markaları ile üretim yapan Filanto Ayakkabı'nın 2001 sezonunda 900'ü aşkın farklı desen ve modeli var.
Ahmet Etem-Etor Ayakkabı
1958 yılında Şanlıurfa'da doğdu. 1969'da ailesiyle birlikte İstanbul'a taşındı ve Sultanahmet Teknik Lisesi'ni bitirdi. Babasının yanında marketçilik ile ticaret hayatına atılan Ahmet Etem, 1987 yılında ortağı Ali Oruç ile birlikte ayakkabı üretimine başladı. Ahmet Etem evli ve iki çocuk babası.
Şanlıurfa'dan İstanbul'a uzanan zorlu hayat macerası. Siz bu hikayeye nereden başlamak istersiniz?
Biz 1969 yılında ailemizle birlikte Şanlıurfa'dan kalkıp İstanbul Aksaray'a geldik. O dönemde Urfa'da kan davaları vardı. Babam ise Ceylanpınar Devlet Üretme Çiftliği'nde çalışıyordu. Biz bu tarım işlerimizi bir yana bırakıp İstanbul'a ailecek göç ettik. Ve Aksaray'da ilk mini marketi biz açtık. İlk önceleri Urfa'dan peynir, salça, acı biber, pirinç, nohut ve zeytin gibi ürünleri kamyonlarla İstanbul'a getirmeye başladık. Antep'ten şamfıstığı, çeşitli tahıl mahsulleri ve hatta kurutulmuş patlıcan, biber getirerek bunları lokantalara satıyorduk. Marketçilik genişledikçe bu sefer market zinciri oluşmaya başladı. Rahmetli babamın döneminde 15'in üzerinde şubemiz oldu, 20'ye yakın araba da servis yapıyordu. Ancak babam bu tempoya ve yorgunluğa dayanamayıp 1983 yılında vefat etti. Babamın ölümünden sonra biz market şubelerini çalıştıramadık. Sonuçta marketi amcamlara bıraktık.
Ayakkabıcılık macerası nasıl başladı?
Benim ortağım Ali Oruç, o dönemde bir ayakkabıcıda tezgahtar olarak çalışıyordu. Aslında Ali ile bizim 30 seneyi aşkın bir dostluğumuz vardır. Kendisi de bu işte çok başarılıydı. Birlikte ayakkabı dükkanı açmayı teklif etti. O dönemde de Aksaray civarına Araplar yoğun olarak alışverişe gelirdi. Biz de Gedikpaşa'da şu anda show-room'umuzun bulunduğu yerde 10 metrekarelik bir dükkanı satın aldık. Burası dolmuş duraklarının bulunduğu ve tren yoluna giden yol üzerindeydi. Bu yüzden dükkanın önünden her gün binlerce insan geçerdi. Üretim de yine aynı sokakta 10 kişinin çalıştığı küçük küçük atölyelerde yapılırdı. Biz o dönemde ürettiğimiz ayakkabıyı satmanın yanı sıra başkalarının ayakkabılarını da orada satardık. O dönemde Libya, Mısır ve İran'dan gelen turistlere binlerce ayakkabı sattık. Amacımız çok ayakkabı üretip az kârla, çok insana mal satmaktı. Bunda da başarılı olduk. O dönemde yine Ankara, Adana, Urfa, Antep başta olmak üzere adeta Türkiye'nin her yerine ayakkabı gönderdik.
İhracata ne zaman başladınız?
Tam olarak 1990 yılında başladık diyebilirim. Rahmetli Özal'ın, "Türkiye'yi ve milletini en çok seven, yurtdışına mal satıp karşılığında ülkemize 1 dolar dahi olsa getiren vatandaşımızdır." derdi. Onun sayesinde biz de yurtdışına açıldık. Şu anda Moskova'da pek çok yerde Etor ürünleri satılıyor. Kızıl Meydan'da bile reklam panolarında ismimiz yazılıyor. Kardeşim Ali Etem de şu anda Moskova'da toptancı firmalarla görüşmeler yapıyor. Rusya'nın 50'ye yakın şehrinde bayilerimiz var. Türklerin yoğun olarak bulunduğu Almanya'ya önemli ölçüde ihracat gerçekleştiriyoruz. Şu anda 6-7 ülkeye Etor markalı yüz binlerce ayakkabı ihraç ediyoruz. İç piyasaya ise biz mal vermiyoruz. Bütün firmaları da ihracat yapmaya davet ediyoruz.
Şu anda yurtdışına kaç marka ile üretim yapıyorsunuz?
Halen Etor, Anto, Flanto, Filamento ve No Reindeer markaları ile üretim yapıyoruz. Dünyanın hemen hemen her yerine ise Etor markası ile üretim yapıyoruz. Bu ismin pek çok ülkede isim hakkını da aldık. Etor ise bizlerin yani Etem ve Oruç soyadlarının kısaltılmışı.
Üretimde daha çok ne tür malzemeler kullanıyorsunuz?
Biz en kaliteli ayakkabıyı üretebilmek için yurtdışından özellikle İtalya ve İspanya'dan Buffalo derisi ithal ediyoruz. Türkiye'de ise hayvancılığın zayıflaması ile birlikte deri üretimi azaldı. Ayakkabı tabanlarını da yine çoğunlukla İtalya'da yaptırıyoruz.
Filanto markasını nasıl aldınız?
Biz Filanto'yu 1993'te İtalya'dan ithal ettik. Çünkü bu marka oldukça oturmuş ve güzel bir markaydı. Bu ayakkabının Türkiye, Romanya ve Bulgaristan'da üretim ve satım hakkını yani patentini tümüyle biz aldık. Ancak bu o kadar kolay olmadı. İtalya'ya gidene kadar bile çok zorluklar çıktı karşımıza. Neredeyse Fırat'ı geçmek daha kolay diyebilirim. İtalya'da ellerimizde fotoğraf makineleri ile mağazalardaki ayakkabıların resimlerini çektik. Bazen de ayakkabı alma bahanesi ile dükkanlara girer tüm ürünleri tek tek incelerdik. Ülkemize dönerken ise yanımızda en azından 15-20 çift ayakkabı olurdu. Atölyeye bu ayakkabıları getirir, masaya koyar ve parçalarını tek tek incelerdik. Ben ise ayakkabılara kıyamaz, bırakın bunları ben giyeyim derdim!.. İtalya'daki ayakkabı fuarlarını ise kaçırmazdık. Binlerce ayakkabı firmasının yer aldığı bu fuarları 4 günde dolaşamazsın. Bu fuarlarda 4 gün boyunca akşama kadar gezdik ayaklarımız kan topladı. Türkiye'ye döndüğümüzde ise yaptıklarımız bize kötü gelmeye başladı. Ve İtalya'dan yeni makine getirtmeye karar verdik.
Siz makinelerle beraber İtalya'dan bir de genel müdür getirmişsiniz.
Evet, 1997 yılında Enrico Motto isimli bir İtalyan mühendisi firmamıza transfer ettik. O olay da şöyle gelişti. Gidomax isimli firmadan en son model ayakkabı makinelerini sipariş ederken biz onlara dedik ki: "Bu makineleri alırız; ama bize bunları kullanmamız için mutlaka bir de mühendis gönderin." Böylece ülkemize ilk robotlu ayakkabı sistemlerini getirtmiş olduk. Bu makineleri bize öğretmek için de şu anki İtalyan genel müdürümüz geldi. Biz bu gelen arkadaşımızı ülkemizde kalmaya ikna ettik ve onun sayesinde Türk ustaları bu bilgisayarlı makineleri kullanmayı öğrendiler. Biz de onun geldiği dönemde üretimde ve ihracatta önemli başarılara imza attık.
Siz şirkette yönetimi küçük kardeşinize vermişsiniz. Neden?
Ortağım Ali Oruç'la beraber baştan itibaren ortak bir karar aldık ve kardeşim Ali Etem'i şirketin başına getirdik. Bütün para konularını ona bıraktık. Çünkü o işletme, ekonomi eğitimi almıştı. İngilizce, Arapça ve Rusça biliyordu. Biz de aldığımız ortak kararla firmamızda en yüksek maaş alan kim ise onun kadar firmadan para almaya başladık.
Merter'deki bu atölyelere hangi tarihte geldiniz?
Merter'e 1995 yılında geldik. Bu atölyenin dışında 3 ayrı yerde daha üretimimiz devam ediyor. Gedikpaşa'da ilk başladığımız yerdeki atölyemiz de hâlâ duruyor ve çalışıyor. Bugün, 400'e yakın personel ile birlikte çalışıyoruz. İkitelli'de 6 bin metrekarelik yeni bir fabrika inşaatımız ise sürüyor. Yeni aldığımız makineleri oraya monte edeceğiz. Hedefimiz ise günde 3 bin ayakkabı üretebilmek. Tabii ki bunun için çok çalışmak gerekiyor; ama buna bazen vücut dayanmıyor. Geçen hafta rahatsızlanarak doktora gittim. Doktor bana "Biraz çalışma dinlen." diyor. Ben de doktora, "Çalışmayayım da bu kadar insan işsiz mi kalsın doktor bey?" diyorum.
Bu yıl yurtdışında hangi fuarlara katıldınız?
Ben geçen hafta İtalya'da düzenlenen dünyanın en büyük ayakkabı fuarına katıldım. Almanya ve Rusya'daki fuarları da her yıl kaçırmayız. Moskova'daki Esco Center Fuarı'na ise geniş bir stant ile her sene katılırız. Bu yıl bir de Dubai Fuarı'na gittim.
Önümüzdeki sene erkek ayakkabı modası nasıl?
Ayakkabılarda en önemli değişiklik küt burunlar. Bir de daha geniş, daha rahat ayakkabılar moda. Tırnak başları kesinlikle ayakkabının ucuna değmeyecek. Ayak stiline uygun olacak. Eskiden yumurta topuk vardı, şimdi ise sağlığa verilen önem ile beraber rahatlık ön planda.
Ahmet Bey, siyasetçiler ve işadamları ile de oldukça yakınlığınız var. Bu ünlü isimlerden Etor ayakkabılarını giyenler var mı?
Başta Sakıp Sabancı olmak üzere pek çok işadamı ayakkabılarımızı giyiyor. Bunlar arasında; işadamı Enver Ören, milletvekili Mehmet Gül, Tv programcısı Uğur Dündar, sanatçı Serdar Ortaç ve Erhan Yazıcıoğlu'nu sayabiliriz. Şampiyonluğu kutlamak içinse Fenerbahçe yönetimindeki arkadaşlarımıza özel lacivert renkte ayakkabılar üretiyorum.
Bundan 10-15 sene önce ayakkabı sektörüne sıfırdan başladınız. Bugün ise ihracatta aranan bir marka haline geldiniz. Bu işe başlarken hedefiniz neydi, o noktaya ulaşabildiniz mi?
Biz, başlangıçta bu noktalara geleceğimizi hayal dahi etmiyorduk. Ancak elbette daha iyi ve ileri noktaları da hedefliyoruz. Özellikle Türkiye ekonomisi biraz düzlüğe çıkarsa biz Türkleri dünyada kimse tutamaz. Eğer piyasalarda rahmetli Özal dönemindeki hareketlilik devam etseydi bugün benim binin üzerinde işçim olurdu.
Siz memleketiniz Şanlıurfa'dan yıllar önce İstanbul'a geldiniz. Ancak bildiğim kadarıyla Urfa'dan da bir türlü kopamadınız.
Ben Şanlıurfa'dan bir türlü kopamadım, hafta sonu da yine oradayım. Benim çocuklarıma sorarsan onlar dahi 'Şanlıurfalıyım' derler. Peygamberler şehri olan memleketimizi unutmak mümkün değil. İşyerimizde de her yerde Balıklı Göl resimleri vardır. Biz de kendi çapımızda yöremizin kültürünü ve geleneğini çocuklarımıza aktarmaya ve onlarla yaşatmaya çalışıyoruz.
|