Askerî yargıda sivil izleyiciler
Daha önce 'düşünce suçundan' hüküm giymiş metinleri "Düşünceye Özgürlük 2000" adı altında kitaplaştıran 18 yayımcının Genelkurmay Başkanlığı'nda yargılanmasıyla ilgili bugün gene bir detay aktarmakla yetineceğim.
Dün sözünü ettiğim gibi, İstanbul'dan gelen üç beş izleyici 'yerimiz yok' gerekçesiyle mahkeme salonuna alınmamış; ve 'sadece akrabalara izin var' denmişti. Tek akraba ise Yavuz Önen'in eşiydi ve salona girdi. Onun dışında bir de gazeteci bu imtiyaza layık görüldü.
Ne var ki izleyici koltuklarında hiç kimsenin tanımadığı 3 kişi daha vardı. Son derece dakik olarak yerlerini aldılar ve pür ciddiyet davayı izlediler. İlginç bir not: Girişte bizlerin ve avukatlarımızın cep telefonları alınmıştı; ancak bu 3 kişi cep telefonlarını aleni olarak taşımaktaydı ve verilen her arada da kullanmaktan çekinmediler. Hatta bazılarımız onların bu deneyimsizlikleri yüzünden biraz sonra asker tarafından dışarı atılacaklarını tahmin ettiler; ama böyle bir şey olmadı.
Zaman geçtikçe bizde psikolojik bir rahatsızlık başladı; çünkü davalı olanlar biz olmamıza karşın bu 3 kişi olayı bizden daha fazla önemsiyor gibiydiler. Sanki bizler için üzülüyor, bizler için kafa yoruyor gibi bir halleri vardı. Bu nedenle Yavuz Önen onların belki de bizlerden bazılarının henüz tanımadığımız uzak akrabaları olduğuna hükmetti ve yanlarına giderek kimin akrabaları olduğunu sordu. (Yanlarına giderek lafını yabana atmayın, çünkü onlar daima biraz uzakta durmaktaydılar ve o yöne doğru adım atmaktan nedense çekiniyor gibi bir halimiz vardı.)
Neyse ki bu meçhul sempatizanlarımız Yavuz'un merakını hemen giderdiler. Meğerse onlar hiçbirimizin akrabası değillermiş. Gerçi bazı arkadaşlar bu denli ciddi ilginin ancak kan bağıyla mümkün olabileceğinde ısrar ettilerse de, meçhul izleyicilerden en kalıplı olanının net bir şekilde 'şimdilik kan bağımızın olmadığını' belirttiği bir anda aramızda duyuldu. ('Şimdilik' sözcüğünü aradan on gün geçmesine rağmen aramızda hâlâ tartışıyoruz. Bu bizi psikolojik olarak o denli yıprattı ki, sayın izleyicinin bu kelimeyi kullanıp kullanmadığından bile artık şüphedeyiz. Hatta bu konularda deneyimli olan avukatım Adnan Ekinci'ye bakılırsa, bu 3 izleyici tamamen bizim hayal mahsulümüz bile olabilirmiş. Kendisi onları hiç hatırlamıyor ve bu tür halisünasyonlara ilk kez askeri mahkemeye çıkan sivillerde rastlandığını söylüyor.)
Öte yandan bazılarımız bu üç kişinin gerçekten de var olduklarında son derece ısrarlılar. Özellikle Yavuz kendileriyle bizzat konuştuğunu, kim olduklarını defalarca sorduğunu ve nihayet bu kişilerin başlarını öne eğip utanarak 'basın mensubu' olduklarını itiraf ettiklerini söylüyor. (Bu durum da bize epeyce yadırgatıcı geldi. Bugünlerde basın mensubu olmanın utanılacak bir duruma dönüştüğü bilinciyle davranan kaç gazetecimiz olabilir?) Ama aramızdan bazıları hâlâ Yavuz'a inanıyor: Bize anlattığına göre "Hangi basın?" diye sormuşmuş ve onlar da "Yerel basın" diye cevap vermişlermiş. Hatta Yavuz'a bakılırsa "Hangi yerel basın?" diye üstelediğine bile inanmak gerekecek. Bu soru üzerine üçü de onun suratına hayretle bakmış ve "Yerel işte... Basbayağı yerel basın..." demişler.
İşte bu noktada aramızda uzlaşmaz bir ayrımlaşma doğmuş durumda. Çünkü bazılarımız Yavuz'un bu üstelemelerini hiç doğru bulmuyor. Deneyimi nedeniyle başvurduğumuz Adnan ise şöyle diyor: "Adamlar ya gerçektirler ya da değil; değillerse sorun yok; ama eğer gerçekseler iki şık var: Ya sivildirler ya değil; eğer sivil değillerse sorun yok; ama eğer sivil iseler iki şık var... vs."
Türkiye'de sivillik gerçekten karmaşık bir kimlik ve benim gibi sıradan 'düşünce suçlularının' bunu derinliğine anlayacak birikimlerinin olmadığı açık.
e.mahcupyan@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
17/
05/
2001...
Zamanın ruhu
20/
05/
2001...
Merkezdeki özne buharlaşırken
21/
05/
2001...
Modernlik ve siyasi atalet
24/
05/
2001...
Depolitik küreselleşme
27/
05/
2001...
Son darbeden bugüne
28/
05/
2001...
Liberal Atatürkçü sentezi
31/
05/
2001...
Biz onları bürokrat sanıyorduk
03/
06/
2001...
Bir mahkeme hikâyesi
|