Medya ve mafya
Nedendir bilmiyorum; ama dürbünün ters tarafından baktığımız kesin. Hiçbir ülkede suçluların durumunu kurtarmak için kanun yapılmaz. Bunun anlamı, bu kişiler güçlü insanlardır; kanuna uymazlar; öyleyse biz onların durumunu kanuna uyduralım demektir.
Birileri yürürlükteki RTÜK Kanunu'nu çiğnemişler; onlar mahkum olacakları yerde, yüce Meclis'imiz onların durumunu legalize etmenin yollarını arıyor. Bu mantığa hukukta yer bulunabilir mi? Hukuka cinnet geçirtmek başka nasıl olabilir? Adam öldürmeyi meslek haline getirmiş bir insanın önüne geçilemiyor gerekçesiyle, adam öldürmeyi meşru kabul etmekle bunun arasında ne fark var?
Demokratik rejim iletişim araçlarının eseridir.
Halkın devletin işlerinden haberi olacak ki; sağlıklı oy kullanabilsin. Bunun için önce halkın medyaya güvenmesi gerekir. Duyduğundan, okuduğundan şüphe eden, doğru karar verdiğinden nasıl emin olabilir? Bir gazetenin anketine göre, vatandaşlarımızın yüzde 78,4'ü medyamıza güvenmiyor. Herhalde şu satırları okuyanların arasında güvenen varsa, onlar da güvenlerini yitirmişlerdir. "... Kapitalist sistemde tekelleşmenin doğal bir gerçek ve hatta sistemin hem en büyük itici gücü, hem de en büyük zaafı olduğunu kabul ve ilan etmek zorunda! Bu gerçeğe göre, kapitalist sistemin olası zararlarından korunmak için cari RTÜK Yasası'nın yaptığı gibi, kapitalist sistemin tekelleşme eğilimine engel olmaya kalkmak veya onu yok saymaya soyunmak gerçekçi olmuyor, hatta sistemi daha başıboş hale getiriyor." Bu saygıdeğer yazar, televizyon kanallarının yıllık reklam gelirlerinin 450 milyon dolar civarında olduğunu, sadece Türkiye genelinde yayın yapanların ayakta kalmaları için 800-850 milyon dolara ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor.
Tabii bu allame yorumcunun gelişmiş ülkelerde
tekelleşmeyi önleyen kanunların olduğunu, sağlıklı rekabet ortamının oluşturulmaya çalışıldığını nasıl unuttuğunu da anlamak mümkün değildir.
Liberal bir ülkede sanki "sen, sen şu işi yapacaksın"gibi bir zorunluluk varmışçasına mantık yürütmeye ne demeli! Televizyon kanalının geliri giderini karşılamıyorsa, sahibi kapatır. Başka işlere bakar.
Kanallar azalınca reklamlar pahalanır; televizyonculuk da cazip hale gelir. Sonra dünyanın hangi ülkesinde magazin programı yapan, bilmem kaç profesöre maaşını ödüyorum diye hava atabilir? Elbette bu hovardaca para dağıtma zararı getirecektir; milletin sırtından mı onları çıkaracaklar?
Liberalizm sınırsızlık ve hoyratça yaşamak değildir. Hürriyeti ihtiva eden her rejim dengelerin üzerine oturur. Bu tip sistemlerde nasıl devlet kendini frenleyip, fertlerin hürriyetini garanti altına alıyorsa, güçlülere karşı da o fertleri korumak zorundadır. Demokrasi evrensel kurallara kavuşmuş bir rejimdir. Bazı milletler bizden çok önce bu rejimi tatbike başladılar; nimetlerini, külfetlerini, nelere dikkat etmeleri gerektiğini bizden daha iyi biliyorlar. Onların tecrübesinden yararlanmak aklın yoludur. Onlar kısıtlama getirirken, tekelleşmenin önünü açmaya çalışmanın mantığı yoktur. İnsan, her yerde insandır; eğer metafizik dünyası uyandırılıp, iç denetimi devreye sokulmamışsa, nefsi ön plana çıkar. Hele bu insan pozisyon itibarıyla cazip bir noktada ise, kendisine yontması gayet tabiidir. İlk defa "medya" kelimesini rahmetli hocamız İzzeddin Şadan Bey'den duydum. Ünlü Freud'un yanında travay yapan hocamız, Avrupa'da şöyle bir tekerleme var, derdi:
"Medya ile mafya, ikisi de beş harflidir. İkisi de 'M' harfi ile başlar, 'ya' hecesiyle biter. İkisi de başkalarını hedef alır. İkisi de kurallarını kendi
koyar; mafya kurallarına her zaman uyar; medya işine gelince uyar."
Daha dün "Dördüncü değil, birinci gücüz" diye haykıran bu insanları zaptedilmez duruma getirmenin anlamı nedir? "Biz Ulus gazetesini okuya okuya ihtilal yaptık" sözü demokrasinin basınımızın nezdindeki değerini bizlere anlatmıyor mu? Medyamızın son dönem buhranlarımızdaki rolünü bilen sayın milletvekillerinin tutumları ciddi şüphelere sebep olmuyor mu?
Demokratik rejimi devam ettirmek istiyorsak,
Meclis'imiz ve medyamız halkımızın nezdinde güvenilir olmalıdır. Aksi takdirde rejimi ayakta tutmamız mümkün olmaz. Aslında bunlara güven kalmadıktan sonra rejimi ayakta tutmaya gerek de yoktur.
m.niyazi@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
19/
03/
2001...
Pütürgeliler ve Kemahlılar
25/
03/
2001...
Bir teklif
02/
04/
2001...
Temelden ele almalıyız
09/
04/
2001...
Sıkıntının kaynağı
16/
04/
2001...
Mimar Sinan'ı anarken
23/
04/
2001...
İki fotoğrafın analizi
30/
04/
2001...
Sıkıntımızın kaynağı
07/
05/
2001...
Teröre davetiye
21/
05/
2001...
Mayısın bugünleri gelince
28/
05/
2001...
Sanatın ve fikrin kartalıydı
|