Tapınak'tan sevinç tamtamları
Sabık İçişleri ve müstafi Devlet Bakanı Sadettin Tantan, ülkemizde hasret kaldığımız istifa erdemini gündeme taşıyarak, yolsuzlukla bunalan siyasete itibar kazandırdı.
Tantan'ın asıl hatası, "Tapınak Şövalyeleri" ile mücadele edeceğini açıklamaktı. Yılların tecrübesiyle devletin altında kurumlaşmış, gücünü gizliliğinden alan Tapınak sakinleri için açıktan Donkişotvari silahını çekmiş birisi kolay yutulur bir lokma olacaktı. Bir de konunun trajik ve dramatik bir yönü daha var. Tapınak Şövalyeleri 28 Şubat'tan sonra sıranın özellikle yolsuzluk alanında kendilerine geleceğini biliyordu. Ve bu dönemi en az zararla atlatabilecekleri, yakından tanıdıkları 'dürüst, güvenilir' bir siyasetçi arıyorlardı.
Tantan, İçişleri Bakanlığı'na, liderine rağmen atanmış, hatta bu uğurda İstanbul Belediye Başkanlığı'nı feda etmişti. Ancak, Tantan'a bu kadar güvenenlerin yanıldıkları bir durum vardı. Çünkü, Tantan kişiliğindeki insanlar, yolsuzluk yapan kardeşi olsa kelepçeyi bileğine geçirmekte tereddüt etmezdi.
Aylar önce, arkadaşlar arasında konuşurken Maarifname'nin yazarı Ahmet Ünal şunları telaffuz etmişti: "Tantan'ın yakın çevresinde oldukları için, onun kendi üzerlerine gelmeyeceğini sananlar fena halde yanılacak. Bir süre sonra Tantan, yolsuzluk olaylarının üstüne gittikçe, Tapınak Şövalyeleri ile burun buruna gelecek. Herhalde, şimdi gölgelerine karşı kılıç çektiği grubun aslında kendisini bu makama taşıyan kişiler olduğunu gördüğünde epeyce şaşıracaktır. Fakat Tantan, yine de mücadeleden vazgeçmez."
Zaman onu haklı çıkardı. Tapınak'tan sevinç tamtamları yükseliyor, duyuyor musunuz?
John'a İslami cenaze töreni
Köşemizin eski ortağı Süleyman Ünal, yaklaşık 5 senedir Avustralya'da. Biraz daha kalırsa 'Yerli' olacak! Ara sıra orada gördüklerini, duyduklarını gönderiyor. İşte duyduklarından birisi daha: Avustralya'nın Perth şehri, Sydney ve Melbourne şehirlerine göre daha az sayıda Türk'ün yaşadığı yer. Burada, 100 civarında Türk ailesi olduğu ifade ediliyor. Ayrıca Kıbrıs'tan giden Türkler de var. Perth, Sydney ve Melbourne'e 4—5 bin kilometre uzakta olduğu için gidiş gelişler de az oluyor. Ama, bazı dertler, çocuklar vs. yönüyle ortak özellikleri taşıyorlar.
Sydney'den kalkıp 5 bin kilometre ötedeki Perth'e gittiğimizde bizi buradaki Zaman okurları karşıladı. Sohbet esnasında 30 yılda yaşanan nice olaylar dinledik. Bu olaylardan birini Avustralya'ya gelen ilk kafilede yer alan ve bugün Perth'de çocukları ve torunlarıyla yaşayan Cemal Nazlı anlattı. Nazlı, Türkiye'deyken imamlık yaptığı için Avustralya'ya işçi olarak gelmesine rağmen hem fabrikada çalışıyor, hem de imamlık yapıyormuş. Daha sonra Avustralya'ya Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından görevlendirilen imamlar geldiği için şimdi onlara yardımcı oluyor.
O sıralar namaz kıldırmanın yanı sıra cenaze işlerini de ücretsiz yapıyorlarmış. Cemal Nazlı anlatıyor: Bugünkü gibi cami imamlarımızın Türkiye'den gelmediği zamanlarda hocalık yapıyordum. Gece yarıları yataktan kaldırıp hastaneye vs. çağırıyorlardı. Bir gün Perth Freemantal Hastanesi'nden aradılar. Gece vardiyasında çalışıyordum. Sabah 7.30 gibi eve geldim. Telefon çaldı. Yardımlaşma Derneği'nden arıyorlardı. "Burada bir cenaze var. Ölmeden önce cenazesini sizin yıkamanızı vasiyet etmiş" dediler. Adını sordum, John imiş. Türk olduğunu söylediler.
"Türk'ün adı John olmaz. Onun mutlaka bir Müslüman ismi olması lazım.
Pasaportu vs. yok mu? Bakın." dedim. Kızı varmış. Onun da adı Maria: Ne Türk, ne de Müslüman'mış. Annesi İngiliz imiş. Maria ile konuştum. Babası Kıbrıslıymış. Babasının Müslüman isminin ne olduğunu bilmiyordu.
Sonra babasının pasaportunu buldu. İsmi Hüseyin Hüdaverdi idi. 11 sene İngiltere'de kalmış. Perth'e 14 kilometre ileride bir yerde oturmaya başlamışlar. Türklerin arasına girmemişler. Bir ara gazetelerde cami yapılacak diye haber çıkmıştı. Oradan Türklerin camisi olacağını öğrenmiş.
Araba kazası yapınca kızına "Kızım ben müslümanım. Şayet ben ölürsem burada Türklerin hocaları olur. Onları bul benim cenaze namazımı onlar yıkayıp, Müslüman mezarlığına gömsünler." demiş. Vefat edince kızı da Yardımlaşma Derneği'ne müracaat ederek bizi bulmuş. Adam her şeye rağmen imanını kaybetmemiş. Gerekli cenaze işlemleri yapıldıktan sonra Müslüman mezarlığına defnettik.
Kızına "Bak kızım, madem senin baban Müslüman, sen de Müslümanlığını devam ettir." dedim. Müslümanlar arasına katılmasını tavsiye ettim. "Bakalım" dedi; ama bir daha göremedim.
Cemal Nazlı'nın anlattığı bu hadise Avustralya'da yaşandı. Benzeri hadiseler Avustralya'da değil, diğer ülkelerde de yaşanıyor.. Almanya'da, Fransa'da, Amerika'da...
|