Hiç zor değil; ama...
Amiyane bir düşünce tarzı vardır. "Ben olsam ne yaparım?" sorusuyla başlayıp birtakım şeyleri sıralayıp dururuz... "Bilimsel" falan değildir; ama çok faydalı bir metottur bu. Ayrıca, samimi davranılırsa, bir sorumluluk eğitimine de kapı açabilir!
Mesela IMF ve siyasi arka planına derim ki: "Gerekeni yapacağız, fakat, değişim ne kadar önemliyse, intibak zaruretleri de o kadar önemlidir. O zaruretler bazan en olumlu değişim hamlelerini bile başarısızlığa sürükleyebilir. Bizim özel şartlarımızı lütfen görmeye çalışın... Üretim birimlerinin ardında insan var. (Kalite verim rekabetine uyamıyorsun) diyerek tarımı, hayvancılığı ve istihdamı öldürürsek, bir intibak aralığı koymazsak, siyaset tükenir, ülke idare edilemez hale gelir. Öyle bir zeminde de hiçbir ekonomik ve siyasi istikrar programı uygulanamaz. Biraz siyasî, biraz sosyolojik, biraz insanî bakın. Türkiye, asgarî sıhhat dengesini bulursa, sizin istediğinizin çok üstünde başarılar kazanır. İhtiyaçlar tek yönlü değildir. Bizim size ekonomik ihtiyacımız varsa, evrensel medeniyet dengeleri bakımından başkalarının da bize ihtiyacı var. Küreselleşme bunu da dikkate almayı gerektirir..."
... İçte bir "güven havası" estiririm. Yolsuzluk, vurgun, dejenerasyon, baskı, korku, ekrana yansıyan sefalet; millet bıktı usandı. Sevgiyi unuttuk biz. Yakınlarımıza karşı da unuttuk. Herkeste "su-i misal emsal olur!" öfkesi görülüyor. Tepkisellik mizac haline geldi... Değişik bir havaya ihtiyacımız var... Kanal 7'de bir ankete yer verildi; fakat yorumu yanlış yapıldı. "Hayatımdan çok memnunum, az memnunum, eh işte!" diyenlerin toplamı yüzde 50'yi aşıyor! Rahatlıkla söyleyebilirim ki en az % 30'luk bir kesim, oldukça güçlüdür bu ülkede. Yani "iç kaynak" sanıldığının aksine, önemli sayılabilecek bir ölçüde vardır. Dün böyle değildi. Ama, ürküntü atmosferi bu iç kaynağı bir "nimet" olmaktan çıkarıp "dert" haline getiriyor. (Türkiye için bugün 10-15 milyar dolar önemli bir para değildir. Onun iki katı bile bir (eski) Laleli etmez. Lakin, olumsuzluk ve güvensizlik rüzgarları herkesi büzülmeye, sinmeye, bencilliğe ve donukluğa itiyor.) Medyanın da burada büyük sorumluluğu var. Ekranları ve sayfaları açınca, kovalayanlardan ve kaçanlardan ibaret, sadece bundan ibaret bir ülke manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Bu manzarada ekonomi olur mu? Yerli yabancı sermaye olur mu?
... Ben olsam bütün basını dolaşır, yahut davet eder, bu durumu anlatırım. Sosyal hayat, en temel hukuk kaidesinin tersine çevrildiği bir dramayı yaşıyor: "Beraat-i zimmet asıl değildir. Aksi sabit olmadıkça herkes şüphelidir!" kanaati neredeyse yerleşmek üzere. Devlet değil, önce siviller böyle görmeye başladı! Böyle bir durum, düşünülenin tersine, suçluların değil, masumların yolunu keser. Çünkü su-i zandan en çok onlar korkar.
... Ben olsam, sözcülükleri teknik adamlara havale etmem! Çıkarım televizyona, milletin içine, ruhuna, özüne hitap eden ve meseleleri ufkuyla aydınlatan güven konuşmaları yaparım. IMF'ye buradaki teknik kadro muhataptır; siyasi irade, IMF'nin arka planındaki iradeye muhatap olmalıdır... Bağırıp çağırarak, kafa tutarak değil. "İhata" üslubuyla. Bal gibi etkili olur; ama böyle bir "bakış" yok.
Siyasi dağınıklık ve parçalanmışlık da, gönül tıkanıklığından doğuyor. Komplo teorilerine inanmıyorum. Kimse kimsenin adamı değil, ama herkes kendi nefsinin tutsağı ve herkes herkesten korkuyor... 991 seçimlerinin sonuçlarını hatırlayın. ANAP % 24, DYP % 27. Toplam % 51! Beraber olabilselerdi bugüne gelmezdik. 1994 krizi de olmazdı, 1997 krizi de, şimdiki krizler de. Eşyanın tabiatına ve insanın ruhuna aykırı olan şey, siyasete ve ekonomiye uygun olabilir miydi? Ama öfkeler o kadar kabarmıştı ki, bu "doğru"yu rahatça yazamadık bile.
... Bu gönül tıkanıklığını ve ona bağlı düğümlenmeleri, alışılmışın dışına çıkan "herkes" aklıyla ve gönlüyle halledebilir. "Ben olsam"lı istidlallerin sonucu ve doğru zamiri işte bu. Ama ne yazık ki hafıza-i beşer nisyan ile muhakeme-i beşer ihtiras ile malul.
a.selim@zaman.com.tr
@ Bu yazıyı başkasına e-mail gönder @
Yazarımızın en son yazıları
13/
05/
2001...
Kavramları aydınlatmak (3)
15/
05/
2001...
Çok sevindim
17/
05/
2001...
Kriz ve düşünce
20/
05/
2001...
Modacı dogmatizm
24/
05/
2001...
"Altın kural" ihlalleri
27/
05/
2001...
“Merkez” üzerine
29/
05/
2001...
Çok iyi oldu
31/
05/
2001...
Arayışın doğrusu
03/
06/
2001...
Bizim halimiz
05/
06/
2001...
Ne güzel senaryoydu
|