Yüzümü biriktiren sen!..
Beni bu köşeye çağıran sensin. Sabahın sisli bir vakti de, gecenin en yıldızsız zamanı da olsa kısık ve ince bir sesle çağıran. Ne bileyim niye geldiğimi; benim anlatacağımdan çok, senin de anlatacak şeylerin var diyedir belki.
Tanınmaz bir çocuk sesi oluyor sesin bazen. O zaman anlarım; oturma odasında kiraz yediğin porselen takım tabağını, küçük kardeşin değil de sensin kıran.
Sensin kollarını şöyle bir açınca uçacak gibi olan. Kaç annenin sevgisi sığar kollarının arasına bir bilsen.
Gece olunca herkesten gizli, bir yelpaze gibi açılıyor elin. Gökte parıldayan Ay'a selam gönderen elin sahibi sensin.
Kelebekleri aklıma getiren de sensin. Nerede bir çiçek görsem senin yüzüne tamamlıyorum bu yüzden.
Ama yüzünün ışıklarını ateş böcekleri gibi bir bir söndüren de sensin. Eve geç kalan anneni pencerede hüzünle beklerken.
Bunu yeni öğrendim. Yarıya kadar okunup bırakılan bütün kitapları okuyan sensin. Geçenlerde ezberimden okurken unuttuğum şiiri bir çırpıda nasıl da okuyuverdin sen.
Avucunda sakladığın böğürtlenlerden yemek istiyor canım. Eminim artık, dağdaki o güzelim çileklerin hepsini sepetine toplayan da sensin.
Yüzümü biriktiren sensin sarı defterinin arasında. Ama ne yap biliyor musun? Resim albümünden seçtiğin en gülümseyen fotoğrafını gönder bana.
Beni çağırmanla başlıyor her şey.
Yazıyı okuyup susmanla bitiyor. Boş adalar gibi ıssız oluyor. Her şey.
Böyle geçiyor içimden.
|