TGC 55 yaşında
Basının en önemli meslek kuruluşu olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bugün 55. kuruluş yıldönümünü kutlayacak. Kimi zaman pasif ve etkisiz kalmakla suçlanan TGC, etik sınırların belirlenmesi, değişen şartların doğurduğu mesleki tartışmalarda yaptığı saptamalar ve basın çalışanlarının haklarını koruma noktasında mühim bir misyon üstleniyor. Cemiyetin 98 yılında yayımladığı Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi de bu çerçevede mesleğin anayasası olarak görülüyor. Dün TGC'nin kuruluş yıldönümü için Cumhurbaşkanı Sezer, Meclis Başkanı Ömer İzgi ve DYP lideri Çiller bir mesaj yayımladılar. İzgi, mesajında Türk basınının çoğulcu demokrasinin, laik ve sosyal hukuk devleti anlayışının yanında yer aldığını belirtirken, Çiller, "Ülkemizde gazetecilerimiz bir bütünlük içinde haklarını savunabilmeli ve etik değerlerini koruyacak yapılanmalar içinde çalışabilmelidirler." dedi.
YAZAR TAKINCA
Hürriyet yazarı Ferai Tınç, İran'daki seçimleri takmak zorunda olduğu yarı türbanı sebebiyle 'bunalarak, sıkılarak' izlemiş. Tınç'ın bu garip hissinden çıkardığı ders ise YÖK'e ders olacak nitelikte... İşte 'Başı bağlı seçim nasıl izlenir?' başlıklı Tınç'ın anektodu: "Bütün kadın gazeteciler gibi ben de seçimleri başım bağlı ve üzerimde bol bir pardösüyle izledim. Bir kadın politikacının 'bu İslam'ın değil; ama İran İslam Cumhuriyeti'nin kuralı.' dediği bu kurala uyduk. Ama hiç de kolay değil. Bir erkek eve girdikten sonra palto ve şapka ile oturmak zorunda kalırsa ne hissederse, onu hissediyor insan. Özellikle de kapalı mekanlarda. Kılık kıyafet konusundaki devlet baskısı dayanılır gibi bir şey değil aslında."
Bir haber sitesi kaydı...
İnternet'i kelepçe altına almayı hedefleyen RTÜK Yasası tartışılırken başarılı yayınlarıyla göz dolduran internet sitesi İnternethaber.com okurlarına veda etti. Sitenin mimarı ve yazarı Hadi Özışık, dokunaklı veda yazısında şöyle dedi: "2000 yılının 5 Mayıs'ında yola çıktığımızda; çalmadan, çırpmadan, soymadan, hortumlamadan, haysiyetimize dolarla paha biçmeden, bu işi başarabileceğimize inanmıştık. Bu köşenin daimi okurları tanıktır ki, inancımızı, son güne kadar koruduk; ama olmadı başaramadık ne yazık ki. Yanılmışız! Geçen bir yıl içerisinde, bu ülkede 'adam gibi' muhalefet etmenin kolay olmadığını yaşayarak, iliklerimizde hissederek gördük. Her şeye rağmen, üç beş işsiz gazeteci arkadaşımızla, ayakta kalmaya gayret ettik. Olmadı! Battık! Daha doğrusu batırıldık... İki kriz ve bu krizin mimarlarının tepemize diktiği tahsilatçıların elimizi, kolumuzu bağlaması sonucu battık. Dünyadan bihaber bırakıldık, ışıktan yoksun kaldık. Bir damla suya hasret kaldık. Bir ışık umuduyla bekledik sabahlara kadar. Çıkış yolu aradık onurumuzla.Olmadı! Başaramadık..."
YAZAR SAPTAYINCA
İstiklal Marşı okunurken, herkesin nasıl davranacağı, kimin başının açık olacağı kanunla belirlenmiş durumda. İstiklal Marşı'nı birkaç kez okumak mümkün olmadığından olsa gerek, yeni moda, herhangi bir resmi ya da yarı resmi toplantıda defalarca Onuncu Yıl Marşı okumak. Resmi binaların hepsinde en az bir Atatürk köşesi olması, 1980 sonrasının icadıydı. Şubat 2001'de yayımlanan bir yönerge, bunu bir adım daha ileri götürüyor. 'Yaygın eğitim amaçlı kurslar yönergesi'nde, kurslarda görev alacak öğreticilerin, valiliklerce düzenlenecek uyum kurslarına katılmaları zorunlu kılınıyor. Bu kursların ne içereceklerini tahmin etmek zor değil. Yönerge, bu önlemlerle de yetinmeyip, 'kurs binasının; derslik, yönetici ve öğretmen odalarında çerçeveli Türk bayrağı, Atatürk resmi, resme göre sağında İstiklal Marşı, solunda Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi'nin asılması'nı şart koşuyor. Bu beyni donmuş zihniyet, ancak her odasında Türk bayrağı, Atatürk resmi, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe bulunduğu zaman bir kurs girişiminin 'çağdaş' olabileceğine inanıyor. Bu resmi kimliğin giderek benimsediği totaliter tınıyı hadi bir kenara bırakalım. Ama Türkiye toplumuna giydirilmek istenen bu 'çağdaş' kimliğe biraz dışarıdan ve soğukkanlılıkla baktığınızda, bu bir deli gömleğine benzemiyor mu?
Ahmet İnsel
Radikal
|